Uncategorized

"4 dakikada oku"Tiyatronun Tarihi

Bu yazıyı 1961’de Uluslararası Tiyatrolar Birliği tarafından 27 Mart olarak ilan edilen Dünya Tiyatrolar Günü’nde kaleme almam nedeniyle tiyatroya ayırmak istedim. Ülkemizde hak ettiği değeri maalesef göremeyen tiyatronun tarihini gelin baştan sona birlikte inceleyelim. Herkese keyifli okumalar.


Öncelikle tiyatronun dünyada genel olarak kabul edilen anlamına bakacak olursak: bir sahnede seyirciler önünde oyuncuların bir olayı veya birtakım olayları sergilemesine verilen isimdir. Bu olay(lar)ı oyuncular belirli jest ve mimiklerle + sözlerle anlatır. Bildiğiniz üzere söz olmadığı zaman bu oyun pandomime dönüşür ve en önemli temsilcisi İngiliz Charlie Chaplin’dir. Konumuza dönecek olursak, tiyatroyu bana göre en güzel şekilde, biraz da felsefi bir sözle ünlü müellif(oyun yazarı) William Shakespeare ifade etmiştir: “Tiyatro: insanı, insana, insanla insanca anlatma sanatıdır.” Tiyatro’da oyuncuların yanı sıra yardımcı ögeler olarak sahne amiri, dekor/kostüm sorumlusu, ışıkçı ve suflör bulunur. Bilmeyenler için: oyuncular konuşacakları sözleri yani repliklerini unuttuklarında, onlara hatırlatan kişiye suflör denir. Şimdi tiyatro hakkında biraz fikir edindiysek tarihine geçebiliriz.


Erken Dönem: Tiyatronun türeme dönemi olarak Antik Yunan’ı işaret etmemiz yanlış olmaz. Bu dönemde, şarap tanrısı olarak kabul edilen Dionysos’a, insanlığa vermiş olduğu bu ödüle teşekkür amaçlı festivaller düzenlenirdi ve bu festivaller ülkemizde de örnekleri olan amfitiyatrolarda sergilenirdi. Bu festivali sergileyecek kişiler üst zümreden oluşur ve üst zümreye sergilenirdi. Beğenilmesi durumunda da oyuncular müthiş popülarite kazanırdı. Lakin bu dönemde dekor ve kostüm bulunmaz, oyuncular ellerindeki maskelerle duygularını belirtirdi. Bugün tiyatronun simgesi olarak kullanılan ağlayan ve gülen maskenin özü, bu dönemlerden gelmiştir. Daha sonra oyunlar, trajedi ve komedi diye ayrılmış. Trajedi oyunlarında, İnsan-Tanrı çekişmeleri; komedi oyunlarında ise yönetici zümreler kinayeli bir şekilde eleştirilmiştir. Son olarak bu dönemde tiyatro, Aristoteles’in üç birlik ilkesine dayanırdı. Bunlar; olay, yer ve zamanda birlik diye üçe ayrılır. Oyunda sadece bir hikaye, mekan ve olay olurdu.

REKLAM ALANI A

Orta Dönem: Bu döneme, William Shakespeare adeta damga vurmuş ve günümüze kadar uzanacak oyunlarıyla tiyatro camiasına önemli eserler bırakmıştır. Shakespeare döneminde tiyatro, dini ve siyasi yönünü kaybetmiş, bir eğlence aracı olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bunun yanı sıra tarihsel oyunlar da oynanmaya başlanmış, üç birlik kuralı terk edilmiş ve tiyatro oyuncuları profesyonel olmaya başlamıştır. Lakin, kadına birçok alanda verilmeyen değer bu alanda da cereyan etmiş, kadın oyuncular sahneye çıkamamış ve rolleri erkek oyuncular tarafından oynanmıştır. Shakespeare ise bu durumu kıyafetle cinsiyet değiştiren kadınlar varmış gibi kullanarak ironik hale getirmiştir.


Mevcut Dönem: Günümüzdeki teknolojik ve demokratik gelişimden ötürü, tiyatro yazarları artık daha fazla yazabiliyor, oyuncuları ise sahneye çıkabildiğinden bu döneme birçok duayen iz bırakmıştır. En önemli isim olarak Rus oyuncu/yönetmen Konstantin Stanislavski’yi söyleyebiliriz. Kendisi, Anton Çehov’dan etkilenen bir isim olarak 19. yüzyılın sonlarına doğru “Eğer” oyunculuk kuramını geliştirmiş özellikle gerçekçi akıma yön vermiştir. Bu kuramda oyunculardan kendilerini, canlandırdıkları karakterlerin yerlerine koymalarını ve bu şekilde seyirciye söz konusu duyguları vermelerini istemiştir. İlk okunduğunda “zaten öyle değil miydi” dediğinizi, duyar gibiyim fakat Erken ve Orta Dönem’de oyuncular büründükleri rolleri abartılı bir şekilde canlandırmıştır. Örneğin: Erken Dönem’deki komedi oyunlarında oyuncular, üstü kapalı bir şekilde propaganda yapmak için hükümdarları olduğundan çok daha gaddar gösterirken Orta Dönem’deki Shakespeare oyunlarında ise oyuncular, taparcasına aşık davranışlar sergileyip sözler söylemiştir. Stanislavski’nin oyunlarında ise bunlara rastlamak imkansızdır. Çünkü o, öğrencilerinden tiyatroyu “gerçek hayatın ta kendisi” olarak görmelerini istemiş ve oynadıkları karakterlerin psikolojilerini %100’e yakın seyirciye yansıtmalarını istemiştir.


Böylece yazımı sonlandırıyorken herkese: sağlıklı, tüm dünyada 7’den 70’e tiyatro salonlarının keyifle doldurulduğu ve sanata verilen değerin en üst safhalarda olduğu günler diliyorum.

2 Yorum

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: