Hukuk,  Tarih

"4 dakikada oku"Yeni Devletin Alamet-i Farikası: Teşkilatı Esasiye

      Bağımsızlık ve hür yaşam kavramları bir milletin varlık amacını oluşturuyorsa, türlü sorunlara karşı izlenilen tavır ve yöntem kuşkusuz ki nihayetinde bu amacın gerçekleştirilmesine yönelik olacaktır. Türk milleti de, tarih önünde vermiş olduğu büyük savaşlarla bu diyalektik temelde bağımsızlığını kazanmış ve bağımsızlığının temel taşlarından olan 19 Mayıs Gençlik ve Spor bayramını kutlamanın haklı gururunu yaşamaktadır. Milli mücadelenin kronolojik safhalarında 20 Ocak 1921 tarihine karşılık gelen, Büyük Millet Meclisi’nin (BMM) 85 sayılı yasayla kabul olunan Teşkilat-ı Esasiye Kanunu (TEK) ortaya çıktığı dönemin özellikleri ve sahip olduğu niteliklerle Türkiye Cumhuriyeti’ne ulaşma yolunda denge kurucu etkisiyle büyük önem taşımaktadır.

      1921 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu, Osmanlı-Türk Anayasacılığında en keskin dönüm noktasıdır (Tanör, 1998). 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi ile başlayıp Mudanya Mütarekesi ile sona eren mütareke dönemi, siyasal-anayasal atılımlar için gerekli olan maddi ve manevi ortamı, sahip olduğu bütün olumsuzluklara rağmen sağlamıştır. Bu siyasal-anayasal atılımların gerekçeleri, amaç ve yöntemi Amasya Genelgesi’nde ortaya konmuştur. Bu bağlamda 1921 Anayasası’nın egemenlik anlayışının Kanuni Esasi’ninkine göre yani monarşiden farklı olacağının sinyallerini barındırıyordu. Nitekim TEK’in 1. maddesinde “Hakimiyet bila kaydu şart milletindir.” denmesi illiyet bağını oluşturmaktadır. Ulusal egemenlik ilkesi o günden bu güne anayasacılığımızın temel taşı olmuştur. Fakat bu durum I. Meclis’te tam anlamıyla net bir şekilde kabul görmemekteydi. Öyle ki, 23 madde ve bir madde-i münferideden (ayrı madde) oluşan TEK’in ayrı maddesinde “…nisabı müzakere kanunun birinci maddesinde gösterildiği üzere gayesinin husulüne kadar…” söylemiyle Nisab-ı Müzareke Kanunu’na atıfta bulunmaktadır. Kanunun 1. maddesi, yalnız vatan ve milletin değil aynı zamanda hilafetin ve saltanatında kurtarılmasına işaret etmektedir. Bu yönüyle TEK, ulusal egemenlik fikrini savunanlar ve saltanat-hilafet yanlılarının bir uzlaşım metnidir. Fakat gerekli zeminin oluşmasından sonra yani kurtuluş savaşının kazanılmasından sonra çıkarılan bir Heyet-i Umumiye kararında şöyle denmiştir: “ Türk Milleti saray ve Babıali’nin ihanetini gördüğü zaman Teşlilat-ı Esasiye Kanunu ısdar ederek onun birinci maddesi ile hakimiyeti Padişahtan alıp bizzat Millete ve ikinci maddesi ile icrai ve teşrii kuvvetleri onun yed-i kudretine vermiştir. Yedinci madde ile de harp ilanı, sulh akdi gibi bütün hukuk-ı hükümraniyi milletin nefsinde cem eylemiştir. Binaenaleyh, o zamandan beri eski Osmanlı İmparatorluğu tarihe intikal edip yerine yeni ve Milli bir Türkiye Devleti, yine o zamandan beri padişahlık merfu (kaldırılmış) olup yerine Türkiye Büyük Millet Meclisi kaim olmuştur” (Gözübüyük).

      1921 Anayasası’nın örgütlenme modeli olan meclis hükümeti sistemi ise olağanüstü koşullardan doğan geçici bir seçenekti. Mustafa Kemal için de bu bir ara-rejim modeliydi. Kuvvetler birliği ve meclis hükümeti sistemi, bir yandan bağımsızlık için savaşanlara ulusal-siyasal birlik olanağı sağlarken öbür yandan da saltanatın yıkımını kolaylaştıracak hukuk zeminini kuruyordu (Soysal, 1969). Gerçek bir anayasa sistemiyle bağdaşmayan TEK , kişi hak ve özgürlükleri ile yargılama gibi temel anayasa konularını düzenlememiştir. Bunun nedeni dönemin temel ihtiyaçlarını karşılamak ve Kanun-ı Esasi’nin TEK ile çelişmediği konularda yürürlükte olmasıdır. Bu iki anayasalılık durumu, 1924 Anayasası’nın yürürlüğe girmesiyle son bulacaktır. Bütün bu yönleriyle TEK, I. Meclis’in iskeletini oluştururken cumhuriyetin ilanıyla beraber ete bürünmüştür.

KAYNAKÇA

      Gözübüyük, A. Ş. Türk Anayasa Metinleri.

      Soysal, M. (1969). Anayasaya Giriş . Ankara: AÜSBF yay.

      Tanör, B. (1998). Osmanlı-Türk Anayasal Geişmeleri. Yapı Kredi Yayınları.

Bir Cevap Yazın