Türkiye'nin modernleşme tarihi
Tarih

"14 dakikada oku"Türkiye’nin Modernleşme Tarihi

TÜRKİYENİN MODERNLEŞME TARİHİ

Osmanlı Devleti, 16. Yüzyılın sonlarında fiili genişlemesinin sonlarına ulaşmıştır. Yükselme döneminde Osmanlı, kendini Batılı devletlerden üstün görmüş, gelişmeleri takip etmemiştir. 17. Yüzyıla kadar Osmanlı’da “Klasik Osmanlı Devlet Düzeni” görülmektedir. Fakat 17. yüzyılın sonlarında Avrupa gücü ele geçirmeye başladı. Coğrafi keşifler, Rönesans, reform, Aydınlanma Dönemi ve Sanayi Devrimi gibi etkenler sayesinde, Avrupa hızlı bir büyüme gösterdi. Osmanlı bu büyümeyi, savaş meydanlarında aldığı ardı ardına mağlubiyetlerle görmeye başladı. Avrupa’nın yükselişine askeri reformlarla erişilebileceği düşünülüyordu. Bu reform düşüncesi tam olarak ne zaman tartışılmaya başlandı ve kesin olarak uygulamaya kondu bilinmiyor. Fakat 1774 Viyana Kuşatmasından sonra başladığı üzerine genel bir görüş hakimdir. Ayrıca, Lale Devri’nde (1718-1730) de birtakım yenilikler görülmüştür. Örneğin; matbaanın kullanılmaya başlanması, Batılı devletlere elçiler gönderilmesi, Batılı tarzda mimari ve edebi eserler verilmesi ve Batılı klasiklerin çevrilmeye başlanması Lale Devrinde görülmüş birtakım modernleşme hareketleridir.  Avrupa ile sıcak temasların ilk kez kurulduğu Lale Devri, yeniçerilerin isyan etmesi ve 3. Ahmet’in tahtan indirilmesiyle son bulmuştur. Lale Devri’ni incelediğimizde, ileri zamanlarda yapılan reformlar içinde benzer sonlar ve uygulama şekilleri olduğunu görüyoruz. Örneğin, Lale Devri’nde reformlar toplumla paralel şekilde değil, yukarıdan aşağı uygulandı ve Batı olduğu gibi referans alındı. Yani bir eski yeni sentezi veya uyarlama yapılmadı. Lale Devrinin sonlanmasına sebep olan Patrona Halil İsyanında da gördüğümüz gibi 18. ve 19. yüzyıllarda yapılacak olan reform hareketleri yeniçeriler tarafından benimsenemedi ve padişah için tehdit oluşturdu.

3. SELİM DÖNEMİ ISLAHATLARI

18. yüzyılın son çeyreğinde 3. Selim tahta geldi. Önceki padişahların aksine sarayda hapis hayatı yaşamasına rağmen Avrupa’daki yenilikleri takip eden ve Osmanlı’nın tek çıkış yolunun reformlar olduğunu düşünen bir padişahtı. Babası 3. Mustafa da özellikle askeri alanda birtakım reformlar yapmak istemiş fakat bu hayallerini gerçekleştirememiştir. 3. Selim’in bu fikirlerinin oluşmasında Fransız İhtilali ile paralel olarak tahta gelmesinin de önemi olduğu düşülmektedir. Dolayısıyla Osmanlı’nın ilk ciddi reformları 3. Selim döneminde gerçekleşmiştir. İlk olarak Nizam-ı Cedid yani Yeni Düzen kurma girişimlerinde bulundu. Nizam-ı Cedid, yeniçeri ocağını kaldırarak ulemanın halk ve yönetim üzerindeki etkisini kırmak, Osmanlı’yı Avrupa’daki ilerlemelere ortak etmek düşüncesiyle girişmiş olduğu reformların bütünü olarak düşünülebilir. Meşveret Meclisini kurarak en ilkel parlamenter sistemi uyguladı. Ayrıca Osmanlı’nın ilk devamlı elçilikleri de bu dönemde kuruldu. 3. Selim, ayanların eskiden olduğu gibi seçimle iş başına gelmeleri ve valilerin hiçbir şekilde bu seçime müdahale etmemeleri, kadıların usulsüz işlemlere son vermesi gibi önemli kararlar verdi. Fakat, Nizam-ı Cedid yalnızca askeri reformlarla sınırlı kaldı. Daha sonra bu düzenden rahatsız olan yeniçerilerin isyanıyla 3. Selim öldürüldü.

2. MAHMUD DÖNEMİ ISLAHATLARI VE TANZİMAT DÖNEMİ

3. Selim’in tahtan inmesiyle yerine gelen 2. Mahmud devrinde reformlar başka bir boyut kazandı. Tahta gelişini ayanlara borçlu olan 2. Mahmud, Magna Carta’ya benzetilen Sened-i İttifak anlaşmasını imzalayarak ayanları güçlendirmiştir. Yeniçeriler bu duruma isyan etmiş ve ayan kökenli Alemder Mustafa Paşa öldürülmüştür. Ancak, 2. Mahmud tek şehzade olduğu için hayatta kalmıştır. Bu olay 2. Mahmud ve yeniçerileri karşı karşıya getiren ilk olaydı. İsyanlar sonrasında Sened-i İttifak kaldırıldı. 2. Mahmut bu isyan sayesinde sorumlu olduğu ayanlardan kurtulmuş ve reform hedeflerine yönelmiştir. 2. Mahmud döneminde Fransız İhtilalinin etkileri Osmanlı’da da görülmeye başlandı, azınlıklar isyan etti. İlk kez Sırplar, Bükreş Antlaşması ile özerklik ilan etti. Azınlıkların yanı sıra bu dönemde devleti uğraştıran önemli isyanlar da yaşanmıştır. Bu sorunları çözmek için 2. Mahmud askeri alandaki reformlarını uygulamaya başladı. Eşkinci Ocağı’nı kurdu, bunun üzerine yeniçeriler isyan etti ve olayın hemen ardından 2. Mahmud, yeniçeri ocağını kaldırdı. Yeniçeri Ocağının kaldırılması, Osmanlı Devletinde görülen en etkili reformlardan birisi olmuştur. Yeniçeri ocağı, devleti koruduğu düşüncesiyle sık sık çıkardığı isyanlarla da reformlar karşısında büyük bir engel teşkil etmekteydi. Yeniçeri ocağı yerine Asakir-i Mansure-i Mahmud kuruldu. Bu olaya Vakay-ı Hayriye yani hayırlı olay dendi.

1826-1839 yılları arasında büyük reform programı hayata geçirildi. Merkezi-bürokratik sistem yeniden düzenlendi, devamlı karar ve danışma organları kuruldu. Kabine sistemine geçildi, nazırlıklar kuruldu. Son zamanlarda devlete ziyadesiyle zararı dokunan Tımar Sitemi kaldırılarak yıllardır süregelen Osmanlı düzeninden vazgeçildiği görüldü. 2. Mahmud döneminde, eğitim alanında da önemli reformlar görüldü. Başlıca; Asker-i Tıbbiye, Mızık-ı Hümayun Mektebi ve Osmanlı’nın son yıllarına kadar önemli askerler yetiştiren Harbiye kuruldu. Dar-ı Şuray-ı Askeriye, Meclis-i Ahkâm-ı Adliye ve Dar-ı Şuray-ı Baba-ı Ali gibi önemli kurumlarla köklü reformlar yapıldı. İlk gazete olan Takvim-i Vekayi açılarak reformları halka yaymak ve bilgilendirmek hedeflendi.  İlk nüfus sayımı yapıldı ve hemen ardından Posta Teşkilatı kuruldu. 2. Mahmud’un son yıllarında Tanzimat Dönemi ve yeni bir kimlik dönüşümü başladı. 2. Mahmud’un vefatından sonra bu dönüşüm hareketi Mustafa Reşit Paşa’nın çabası ile sürdürüldü. 1839 yılında ilan edilen Tanzimat Fermanı ile bu döneme resmen giriş yapıldı. Fermana göre; Müslüman, gayrimüslim bütün yurttaşların can, mal ve ırz güvenliği sağlanacak, bütün Osmanlı yurttaşları kanun önünde eşit olacak, vergi adaletsizliği sorunu çözülecek ve mahkemeler açık, bağımsız olacaktı. Bu kararlarla Avrupa’da hızla yayılan eşitlik ilkesi üzerine vurgu yapılıyordu. Ayrıca, Avrupalı devletlerle sıcak ilişkiler kurulmak isteniyordu. Nitekim bu kararların halk arasında tam olarak uygulamaya konmamasından ötürü 1856 yılında Tanzimat Fermanı kararlarının somut güvenliğini teyit etme amacıyla ve Avrupalı devletlerin baskısıyla Islahat Fermanı yayınlandı. 

Tanzimat Döneminde oldukça köklü reformlar yapıldı. Batılı tarzda bir hukuk anlayışının temellerini teşkil edecek kurumlar oluşturuldu. Fransız Ticaret Kanunu örnek alınarak Kanunname-i Ticaret çıkarıldı. Ayrıca Meclis-i Ali Tanzimat kurularak kanun taslakları ve reform esasları incelendi. Yine Fransa’dan Ceza Kanunu örnek alınarak Arazi Kanunnamesi uygulamaya kondu. Divan-ı Ahkam-ı Adliye ( Yargıtay), Şuray-ı Devlet ( Danıştay ) gibi hukuk alanında etkili kurumlar kuruldu. Vilayet Nizamnamesi ile taşrayı merkeze bağlayarak merkezi otoriteyi güçlendirmek hedeflendi. İlk Medeni kanun olan Mecelle, bu dönemde çıkartılarak modernleşme alanında ciddi bir adım atıldı. Eğitim alanında ise 2. Mahmud döneminde uygulamaya konan reformlar sürdürüldü. Ayrıca ilk kez kız öğrenciler için Kız Rüştiyesi kuruldu. Öğretmen yetiştirmek amacıyla kız öğrenciler için Darulmuallimat, erkek öğrenciler için Darulmuallimin kuruldu. Galatasaray Sultanisi, Mülkiye ve Darülfünun kurularak eğitim alanında önemli adımlar atıldı. Ekonomi alanında da Maliye Bakanlığı’nın kurulmasıyla yeni bir dönem başladı. Ayrıca, İltizam sisteminin sonlandırılmasıyla ve cizye vergisinin kaldırılmasıyla eski uygulamalar terk edildi. İlk kâğıt para basıldı. Faizli dış borçlanma arttı fakat sonrasında bu borçlarla baş edilemedi ve Osmanlı Devleti 1875’te iflas ettiğini ilan etti. Tanzimat dönemi 1876 yılında sona erdi. Arkasında köklü reformlar ve reformcu, aydın, bürokrat bir grup bıraktı.

2. ABDÜLHAMİT DÖNEMİ ISLAHATLARI VE MEŞRUTİYET

Osmanlı içinde hızla büyüyüp taraftar toplayan Yeni Osmanlılar Cemiyeti, oldukça etkin olmaya başladı. Bu reformcu grup, anayasal düzen kurma sözü veren 2. Abdülhamit’i tahta çıkardı. Abdülhamit söz verdiği gibi, Mithat Paşa başkanlığında kurduğu bir komisyon tarafından Kanun-i Esasi’yi ilan etti. Osmanlı’nın ilk anayasası olan Kanun-i Esasi, Belçika Anayasası örnek alınarak hazırlandı. Mebusan Meclisi ve Ayan Meclisinden oluşan Meclis-i Umumi’nin kurulmasıyla resmen meşruti yönetime geçildi. Fakat tam olarak demokratik bir yönetime ve bağımsız bir meclise ulaşılamadı. Padişah’ın koşulsuz egemenliği hala devam ediyordu. Örneğin, Heyet-i Vükela ( Hükümet ) meclise değil padişaha karşı sorumluydu. Son söz her zaman padişaha aitti ve padişahın meclisi feshetme yetkisi vardı. Nitekim Rusya ile içinde bulunduğumuz 93 Harbi bahane edilerek meclis kapatıldı. Dolayısıyla Kanun-i Esasi hukuken olmasa da fiilen etkisiz duruma düştü. Böylece 1908 yılına kadar 2. Abdülhamit’in kesintisiz istibdadı sürdü. Abdülhamit döneminde İslamcılık politikasını etkin olarak kullandı: halifelik unvanı kullanılarak İslam devletleriyle sıcak temaslar kuruldu.

2. Abdülhamit’in istibdadına karşın bazı aydınlar gizli şekilde örgütlenerek etkili bir muhalefet hareketi başlattı. Bir kısım aydınlar İttihad-ı Osmanlı Cemiyetini kurdular. Daha sonra, Ahmet Rıza Bey’in yönlendirmesi sonucu İttihat ve Terakki Cemiyetine katıldılar. Ayrıca Talat Bey tarafından merkezi Selanik’te olan Osmanlı Hürriyet Cemiyeti ve Mustafa Kemal tarafından Şam’da kurulan Vatan ve Hürriyet Cemiyeti’nin de İttihat ve Terakkiye katılmasıyla, İttihat ve Terakki ciddi bir yükselişe geçti. İttihat ve Terakki ülke çapında, hızla meşrutiyeti geri getirmek için eylemlere başladı. Dünya çapında hızla yayılan parlamenter sistem uygulamaları, Osmanlı aydınları tarafından da desteklenmeye başladı. Bu baskılara dayanamayan 2. Abdülhamit meşrutiyeti ilan etti ve 2. Meşrutiyet dönemi toplumsal ve siyasal anlamda canlanmayı beraberinde getirdi. Hükümete ve meclise tam anlamıyla İttihat ve Terakki hâkimdi. 31 Mart vakası meşrutiyetin ilanından çok kısa bir süre sonra gerçekleşti. Reform ve meşrutiyet karşıtı bir grup ayaklandı. Harekat Ordusu tarafından bu isyan bastırıldı fakat yönetimde oldukça etkili olan İttihat ve Terakki bu isyan neticesinde 2. Abdülhamit’i tahtan indirerek yerine 5. Mehmet’i getirdi. Artık hükümet sadece meclise sorumluydu, padişahın yasama ve yürütme yetkileri sınırlandırılmıştı. Buna bağlı olarak meclisi feshetme koşulları ağırlaştı.

2. Meşrutiyet Döneminde toplantı hakkı, dernek kurma hakkı gibi bazı temel hak ve özgürlükler getirilmiştir. Kurulacak hükümetin meclisten güvenoyu alması zorunluluğu getirilmiş ve ilk kez partiler kurulmuştur. Bu dönemde iktisadi alanda da önemli değişiklikler yapılmış, Osmanlı İtibari Bankası kurulmuştur. Ayrıca, Osmanlı Devleti için henüz çok yeni bir kavram olan kadın hakları gündeme gelmiş, kadınlara memur olma hakkı verilmiş ve kadınların yüksek ihtisas görebilmeleri için Darülfünun kurulmuştur. Yine bu dönemde, aydın din adamları yetiştirme amacıyla medreselerde önemli reformlar yapıldı. Latin harflerinin kullanılması için de ciddi çaba sarf edildi.

2. Meşrutiyet döneminden sonra ülke Dünya Savaşı’na girmiş ve bir süre tüm ülke yalnızca düşman işgalinden kurtulmak için mücadele etmiştir. 2. Meşrutiyetten Cumhuriyet Dönemine kadar herhangi bir yenilik yapılmamıştır.

CUMHURİYET DÖNEMİ İNKILAPLARI

Savaş sonrası ülke çapında verilen mücadelenin yanı sıra öncekilerin aksine çok daha hızlı ve köklü değişimler yapılmıştır. Bunların en önemlisi yani diğer inkılapların yapılmasına uygun ortamı hazırlayanlar, Saltanatın kaldırılması (1 Kasım 1922) ve Halifeliğin kaldırılmasıdır (3 Mart 1924). İstanbul’da meclisin düşman işgalince kapatılmasından hemen sonra Ankara’da 23 Nisan 1923’te TBMM açılarak birçok mebus Ankara’ya davet edilmiştir. Daha sonra 29 Ekim 1923’te Cumhuriyetin ilanı ile birlikte tam demokratik bir rejime geçilmiş, ardı ardına köklü inkılaplar yapılmaya başlanmıştır. Tevhid-i Tedrisat Kanununun Kabulü ve Medreselerin Kapatılması (3 Mart 1924) ile laik eğitim temelleri atılmıştır. 1 Kasım 1928’de yeni harfler kabul edilmiştir. Cumhuriyet’in ilk yıllarında eğitim, iktisat, kılık kıyafet, sanayi, ticaret, tarım, din ve hukuk alanlarında saymakla bitiremeyeceğimiz sıklıkta değişimler yaşanmıştır. Toplum, kısa sürede Osmanlı görünümünden tamamen sıyrılmış ve Batı medeniyetine ulaşmıştır. Hatta kadınlara seçme ve seçilme hakkı birçok Batı ülkesinden daha önce verilmiştir. Daha önceki dönemlerde pek fazla önemsenmeyen kültür ve sanat dalında önemli gelişmeler yaşanmıştır. Cumhuriyet Döneminin ilk yıllarında laiklik ve din konuları üzerinde çok fazla durulmuş, hilafetin kaldırılması ve anayasadan “Devletin dini İslam’dır.” ibaresinin kaldırılmasıyla Osmanlı boyunca süregelen din anlayışı değişmiştir.

Osmanlı döneminde zaman zaman yenilikçi politikalar güdülmesine rağmen 2. Mahmud dönemine kadar çok etkili reformlar yapılamamıştır. Bunun öncelikli sebebi; Osmanlı Devleti, yenilikleri yalnızca güçsüz kaldığında yönelebileceği bir çare olarak görmüştür. Ayrıca reformları uygularken gönülden inanmış bir kitle olmadığı için çoğu zaman padişahlar istedikleri emellere ulaşamamıştır. Uygulanmaya çalışılan reformlar, yönetilene değil yönetene yönelik olmuş ve topluma tepeden inme şekilde sunulmuştur. Deneme-yanılma veya gözlem yolu kullanılmamış, reformlar Batı devletlerinden doğrudan alınmıştır.

2. Mahmud diğer padişahlardan farklı olarak yeniliklerin yalnıza askeri ve hukuku alanda kalırsa fayda etmeyeceğini, reformların bir bütün olarak toplumun her yanına dağılırsa etkili olacağını düşünmekteydi. Ayrıca önceki padişahların reform hareketlerine daimi engel olmuş Yeniçeri Ocağı’nı kaldırarak reformların önünü açmıştır. 2. Meşrutiyet dönemine baktığımızda yenilik fikirlerinin bizzat halktan ve Osmanlı aydınlarından çıktığını görmekteyiz. Bu dönemde yapılan yenilikler Cumhuriyet döneminde daha belirgin şekilde karşımıza çıkmış, bir nevi üzerine katılarak sürdürülmüştür. Cumhuriyet döneminde ise bambaşka bir reform haritası görmekteyiz. Reform yapmaya gönülden inanmış bir yönetici kitlesi ile çok daha köklü değişimler çok daha kolay yapılmaktaydı. İsyanlara ve yenilik karşıtı eylemlere, Cumhuriyet döneminde de rastlamakla beraber, bu reformlar halka tepeden inme değil bizzat halkın kendisine yönelik ve ayrıca doğrudan Batı uygulamaları olarak değil, bir sentez yoluyla uygulandığı için bu isyanlar ve eylemler etkili olmamıştır. Tek bir alana bağlı kalmayıp tüm birimlerde ayrı ayrı köklü değişiklik yoluna gidilmiş ve bu yol yalnızca Batı ülkelerine karşı güç kazanmak amacıyla yapılmayıp ülkeyi çağdaş, muasır medeniyetler seviyesine çıkarmak için uygulanmıştır. Bu inkılaplar, Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde Türkiye Cumhuriyetine bambaşka bir kimlik kazandırmış ve tarihi bir dönüşüme uğratmıştır.

KAYNAKÇA

Önsoy, R. (1989). Osmanlı Batılılaşma Hareketleri ve Atatürk İnkılâplar. Erdem, 5 (14) , 365-378. Cantez, E. (2012). OSMANLI İMPARATORLUĞUNDA BATILILAŞMA HAREKETİ VE GETİRDİKLERİ. Psikoloji Çalışmaları, 15(0), 47-48.

Karabulut, M. (2016). OSMANLI İMPARATORLUĞU’NDA 19. YÜZYILDA DEĞİŞİM SÜRECİ, SOSYAL VE KÜLTÜREL DURUM. Mecmua , (2) , 49-65.

Ahmad, F. (2012). Modern Türkiye’nin oluşumu. İstanbul: Kaynak Yayınları.

Ertan, T. F. (2019). Türkiye Cumhuriyeti Tarihi. Ankara: Siyasal Kitabevi.

Bir Cevap Yazın