Tarih

"5 dakikada oku"Tarihsel Süreçte Devlet Yönetiminde Liyakat ve İstişarenin Önemi

İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli faktör akıldır. İnsanı başka insandan farklı kılan ise sahip olduğu aklı en üst düzeyde kullanabilme yetisidir. Her ne kadar tüzel, gerçek olmayan kişiliğe sahip olsa da devletlerin de bir akıl sahibi olduğu, bir devleti diğer devletlerden farklı ve üstün kılan unsurun ise bu aklı kullanabilme becerisi olduğu söylenebilir. Devlet, belli bir ülke üzerinde yerleşmiş zorlayıcı yetkiye sahip bir üstün iktidar tarafından yönetilen bir insan topluluğunun meydana getirdiği siyasal kuruluştur (Kapani 35). Devlet, her ne kadar zorlayıcı yetkiye ve etkin güce sahip olsa da  iyi ve istikrarlı bir yönetim için çeşitli unsurları göz önünde bulundurmak mecburiyetindedir. Meşruiyet- hukuki geçerliliğe dayalı rıza- isteyen her yönetim, idaresi altında bulunan topluluğun rızasına ve isteklerine kulak verir. Rızayı ise etik ilkelerin yönetimde doğru uygulanışı sağlar. Devletler var olduğu günden bu yana süreklilikleri için çeşitli ölçütlere riayet etmişlerdir. Bunların başında liyakat ve istişarenin geldiği söylenebilir.

Bir kimsenin kendisine iş verilmeye uygunluk, yaraşırlık durumu, değim(TDK) olarak tanımlanan liyakat, işleyişinin devamlılığını ve az kusurlu olmasını isteyen devletler tarafından bir rehber olarak görülmüş ve imkanlar ölçüsünde uygulanmıştır. Alanında başarı göstermiş, belirli bir yetkinliğe ulaşmış, yaptığı çalışmalarla kendini kanıtlamış bireylerin ilgili alanlarda görevlendirilmesi devletin çarklarının daha sistemli dönmesini sağlamış ve ülkeye gelişim getirmiştir. Tarihte liyakate önem vermiş devletlerin ne tip ilerlemeler ve gelişmeler gösterdiğine dair pek çok örnek mevcuttur. Roma İmparatorluğu bunun en bariz örneklerinden birisidir. Zira Roma İmparatorluğu’nun yükselişinde yönetimde uyguladığı liyakatin büyük bir yeri bulunmaktadır (Machiavelli). Güçlü ordular oluşturmasının yanı sıra savaşları idare edecek komutanları ve halkın sesi olacak isimleri yetkin isimler arasından seçmesi devletin uzun ömürlü oluşuna önemli ölçüde katkı sağlamıştır. Devletin yaklaşık bin yıl var oluşu ve coğrafi açıdan da büyük bir alana yayılışı bunun en büyük kanıtlarındandır. Daha yakın döneme bakacak olursak bir örnek de Anadolu’da görülebilir. Türk Kurtuluş Savaşı sonrası Anadolu’da frengi ve verem gibi hastalıklar baş göstermiş, Gazi Mustafa Kemal Atatürk bu dönemde genç Türk Devleti’nde Sağlık Bakanlığı görevine Dr. Refik Saydam’ı getirmiştir. Sağlık alanında verilen mücadele bu yetkin ismin plan ve programları çerçevesinde yürütülmüş ve büyük başarılar göstermiştir. İlerleyen süreçte yine sağlık alanında ehliyet sahibi isimlerin görevde olmaya devam etmesi, aşı çalışmaları başta olmak üzere pek çok sağlık alanında genç Türk Devleti’ne hız kazandırmıştır. Öyle ki yeni Türk Devleti henüz 17. yılında Çin’e kolerayla mücadele etmeleri amacıyla aşı yollayacak bir konuma gelmiştir.

Aksini yapıp liyakati esas almayan devletlerin ise sorunlar ve çıkmazlarla karşı karşıya kaldığına dair de örnekler bulunur. Alim sınıfının yetkin isimlerin elinde olmayışı ve bu sınıfın yöneticiler üzerinde kurduğu etkileme gücü Osmanlı’nın özellikle de Batı kaynaklı olan kimi küresel gelişmelerden haberdar olmasını engellemiş ve neredeyse devletin her alanda zayıflamasına sebebiyet vermiştir. Dünyanın kimi devletlerinden geri kalışı, bunu da çok geç fark edişi 623 yıllık imparatorluğu zora sokmuş ve en nihayetinde devletin çöküşüne hızlandırıcı yönde etki etmiştir. Danışma anlamına gelen istişare ise liyakat sahibi insanların fikirlerine kulak verildiği devletlerde görülür. Başlangıçta da ifade edilen devletin sahip olduğu aklın diğer devletlerden üstünlüğü, kurumlarında görevlendirdiği ehliyet sahibi insanlarla yaptığı istişareyle doğru orantıdadır. Bilenin sözüne değer vermiş devletler karar alırken net olmuştur. Danışmanlarının bilgi sahibi oluşu devleti ortada kararlar vererek vakit kaybına değil keskin kararlar vererek mümkün olan en zararsız istikamette götürür. Hz. Muhammed dini bir önder olmasının yanı sıra bir devlet başkanıydı. Yönettiği devletin yasası ise Kur’an-ı Kerim’di. Kur’an-ı Kerim’de mahiyeti, niteliği, net anlaşılamayan ayetler üzerine sahabe ile istişarelerde bulunmuş, onların fikirlerine saygı göstermiş, yönetiminde bu fikirlere değer vermiş, peygamber oluşunu bir üstünlük sebebi olarak görmeyerek hırsa kapılmamıştır. Öyle ki Hendek Savaşı öncesi İranlı Selman-ı Farisi’nin sunduğu şehrin çevresine hendekler kazma önerisini önemsemiş ve şehrin bu şekilde savunulmasına karar vermiş,  en nihayetinde de İslam Devleti, savaşta kullanılan bu yöntem sayesinde mümkün olan en az kayıpla kurtulmuştur. İlerleyen süreçte de aynı yolu takip edişi devleti hem coğrafi açıdan, hem nüfus hem de nüfuz açısından genişletmiştir.

Liyakat ve istişarenin devlet idaresinde ne derece önemli olduğunu anlamak için tarihin sayfalarını karıştırmak yeterli olacaktır. Karıştırıldığı takdirde ibret verici çıkarımlarla karşılaşılacak ve bu kavramların önemi daha iyi idrak edilecektir.

Toplumsal ilişkilerde de kimi zaman söylendiği gibi devlet idare ederken de

“Bin bilsen de bir bilene sor.

KAYNAKÇA:

Kapani, Münci, Politika Bilimine Giriş, Ankara: Bilgi Yayınevi, 2018.

“Liyakat.” Büyük Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu. Machiavelli, Niccolo, Siyaset Üzerine Konuşmalar, İstanbul: DergahYayınevi,2017.           

Bir Cevap Yazın