Tarih

"8 dakikada oku"Orta Çağda Kadın

Kadınları ve yaşadıkları hayatları anlatabilmek için sayfaların yetmeyeceği kadar yazmak mümkün. Kadınlar, antik çağdan günümüze kadar hayatın her alanında en ağır yükü omuzlamışlardır. Sosyal hayat bakımından en karmaşık dönemin yaşandığı Orta Çağ’da mevcut düzenin getirmiş olduğu problemler vardı. Kadınlar, bu problemler sebebiyle daha da zorlu bir dönem yaşamıştır. Her dönemde olduğu gibi bu dönemde de kadınlar, kendilerine verilmiş olan tüm sorumlulukları itiraz etmeden üstlenmiş ve yerine getirmeye çalışmıştır.
Orta Çağ’da kadınları birbirinden ayıran zaman, mekan, yaş, konum, ekonomik sınıf gibi farklılıklar mevcuttu. Bu dönemde kadınlar kendi aralarında bile eşit muamele görmüyorlardı. Kadınlar birbirleri üzerinde egemenlik sağlamaya çalışmaktaydı.

1-Eski Türklerde Kadın

Eski Türklerde anne, babadan sonra aile reisi olarak kabul görülmekteydi. Eski Türkçede anneye “ög” denilmekteydi. Günümüzde de annesi olmayan çocuklar için kullanılmakta olan “öksüz” kelimesinin kökünün buradan geldiği düşünülmektedir. Babanın olmadığı anne, baba akrabalarından önce gelmekteydi. Babanın öldüğü takdirde miras anneye kalırdı ve çocukların vasisi anne olurdu. Hatta tarihimize baktığımızda pek çok kadının siyasette etkin rol aldığı ve hükümdarlara naiplik yaptığını görebilmekteyiz.

Eski Türk toplumunda göçebe bir hayat tarzı sürülmekteydi. Bu sebepten dolayı da kadının iş yükü erkekten daha fazlaydı. Hatta bazı kesimlerde kadın bir mal, bir eşya gibi kullanılmaktaydı. Eşi öldükten sonra dul kalan kadın, eşinin erkek kardeşiyle evlenmekteydi. Tıpkı eşi ölmemiş gibi hayatına devam etmekteydi. Aslında bu olayın, kadının zor zamanlar yaşamasını önlemek için yapılmış olduğu söylenmektedir. Lakin bu davranış bize, kadının kendi hayatı hakkında söz sahibi olmadığını göstermektedir.

Eski Türklerde evlilik akdi gerçekleştirilirken kız evinden bir iş gücü eksileceği için bir miktar para ya da para değeri taşımakta olan eşyalar verilmekteydi. Mehir olarak adlandırılan bu gelenek oğlan evi tarafından gerçekleştirilmekteydi. Bu gelenek bugün hala Antep yöresinde -kalın- adı altında devam etmektedir. Kadın eskiden de olduğu gibi günümüzde de çocuğundan, evinden ve işinden sorumludur. Günümüzde bu duruma ek olarak bir de dışarıda çalışma eklenmiştir. Dolayısıyla kadınların omzundaki yük daha da artmıştır. Sadece eskiye kıyasla bir değerlendirme yaptığımızda fiziksel koşullar günümüzde çok çok daha iyidir.

Türklerin Yaratılış Destanı’na ve efsanelerine baktığımızda neredeyse hepsinde kadın kutsal bir varlık olarak görülmüştür. Öyle ki bu metinlerde ilahlardan, nurdan ve ışıktan hamile kalan namuslu, şerefli kişilikler olarak bahsedilmektedir. Türk mitolojisinde erkekler insani bir varlık olarak görülür. Kadınlar ise tanrı tarafından gönderilen ruhani bir varlık olarak kabul edilmiştir.

2-Doğu Toplumunda Kadın

Orta Çağ dönemi ele alındığında Arapların cahiliye döneminden de bahsedilmesi gerekmektedir. Bahsettiğimiz bu dönemde kadın olmak bir suç olarak görülmekteydi. Kadınların asıl görevi bir erkek çocuk doğurmak ve onu çok iyi yetiştirmekti. Yine bu dönemde tıbbın gelişmemiş olması sebebiyle hem bebek hem de anne ölümleri sık olduğu için evlenmekten kaçınan birçok kadın olmuştur. Doğum sonrası dönemde de anne ya da bebekte pek çok ciddi sağlık problemlerinin yaşandığı gözlemlenmiştir. Bunun sebebi ise dönemin ebelerinin ellerindeki malzeme kıtlığıdır. Bazı kadınlar ise hamile kalmamak için farklı yol ve yöntemler bulmuştur. Karnında bir bebek olduğunu ancak fetüs hareket etmeye başladığında anlayan kadınlar, bu hamileliği sonlandırmak için belirli ilaçlar kullanmaktaydılar. Bu bahsettiklerimiz dışında elbette ki çocuğuna çok düşkün olan ve onlara şefkat anneler de vardı. Babalar çocuklarına karşı sevgilerini pek belli etmezlerdi. Çünkü toplum içinde bir babanın çocuğuna sevgi göstermesi pek hoş karşılanmazdı. Hatta bu gelenek günümüzde, doğu bölgelerinde devam etmektedir.

Bahsi geçen dönemde türlü sapkınlıklar meydana gelmekte, eşler arasında bağlayıcı hiçbir kural bulunmamaktaydı. Bu bölgede kadının insanca bir muamele görmeye başlaması ancak İslamiyet ile mümkün olmuştur. Araplar arasında İslamiyet kabul görüldükten sonra evlenme-boşanma, kız çocuklarının öldürülmesi, kadınlara miras hakkı tanınması, kocasının kadına daha iyi davranması gibi birçok yeni kural da beraberinde gelmişti. Bu dönemde erkeklerin çok eşli olması oldukça normal karşılanan bir hadise idi. Kadınlar sadece, erkeklerin soylarının devam etmesini sağlayan araçlar olarak görülmekteydi. Sosyal hayatta hiçbir etkinliği olmayan kadın, eşi tarafından da bir yük olarak algılanmaktaydı. Kendilerini eşlerine kabul ettirebilmeleri için bir erkek çocuk doğurmaları şarttı. Yine de kadın eşine, hayata hemen her alanında destek olmaya çalışmıştır. Öyle ki bir çöl coğrafyasına sahip olan Arap Yarımadası’nda savaş zamanlarında kadının eşinin yanında savaşçı kimliği ile yer aldığı gözlemlenmiştir. Daha önce de belirttiğimiz gibi kadının durumu Arap Yarımadası’nda ve Doğu ülkelerinde İslam’ın gelmesi ile bir değişime uğramıştır. Bu durum erkeklerin gözünde kadının imajının değişmesine olanak sağlamıştır.

3-Batı Toplumunda Kadın

     Haçlı Seferlerinin devam etmekte olduğu yıllarda Batı’da da kadınlar tahta çıkmaktaydı. İslam dinin aksine çok eşli oldukları ve kendi soyları hasebiyle kocalarına da yönetimde söz sahibi olma hakkının verildiğini görmekteyiz.

      Orta Çağ döneminin büyük bir kısmını oluşturan Bizans dönemi siyasetine baktığımızda da Doğu dünyasının aksine yönetim ve idarede kadının oldukça aktif bir rol aldığı görülmektedir. Bizans toplumunda rızalı boşanmaya 6. yüzyıla kadar izin verilmiş daha sonra ise şartlı boşanma durumuna geçilmiştir. Fakat bunun için de belirli şartların sağlanması gerekiyordu yoksa boşanma akdi geçersiz sayılıyordu. Kilise için evlilik, eşlerin ölene kadar birlikte kalmaları düşüncesindeydi. Ancak zina, ihanet ve iktidarsızlık gibi durumlarda çiftlerin boşanmasına müsaade edilebilmekteydi. Kilise evlenirken kadınlara seçme hakkı da vermekteydi.

      Orta Çağ’da kadın denildiğinde ilk akla gelen kavramlardan birisi de cadılıktı. Cadı kavramı ile aslında kötü niyetli ve kötülük yapan kadınlar ifade edilmekteydi. Dolayısıyla bu ifadeyle sihir, büyü işleriyle uğraşan ve doğa üstü güçleri olduğuna inanılan kadınlardan bahsedilmekteydi. Tarihi açıdan baktığımızda, cadılığın figürü olarak şeytan uygun görülmekteydi. Avrupa’nın Orta Çağ döneminde, kadınlar kötülüğün simgesi olarak görülmekteydi. Büyü yaparak tanrıya karşı gelmek ve mevcut düzeni bozmak ile suçlanmaktaydılar. Sadece bu nedenden bile bu dönemde binlerce kadın öldürülmüştü.

      Orta Çağ Avrupa’sında sosyal yapıda belli sınıflar vardı. Soylular, krallar, kraliçeler ve şövalyelerden oluşmakta olan bu yapıda alt ve üst ayrımı yapılmakta ve güçlüler güçsüzleri ezmekteydi. Kadınlar da bu sınıflandırma sisteminden payına düşeni almıştı. Öyle ki bir kadın eğer kralın eşi ise şanslı, şövalye eşi ise gururlu, soylu eşi ise güçlü hisseden ve fakirin birinin eşi ise de muhtaç durumda görülen bir kişilikti. Avrupa’da aynı zamanda kadınlar da birbirleri arasında güç gösterisi yapmaktaydı. Birbirlerini her zaman ezme eğilimindeydi. Bu dönemde kadınlar kamusal alanlarda da faaliyet göstermeye çalışmışlardır. Bu amaç ve doğrultuda da belli başlı cemiyetlere girmeye başlamışlardı.

       Kadın ya bir aristokrat ya da bir fahişe olarak nitelendirilmekteydi. Sosyal hayatta erkek karşısında hiçbir otorite ve güç sahibi olmayan kadın, erkek karşısında konuşabilme özgürlüğüne bile sahip değildi. Orta Çağ’da Batı’daki kadınların -sanıldığının aksine- Doğu’daki kadınlardan daha kötü bir durumda olduğu kaynaklarda belirtilmiştir. Öyle ki Avrupa’da kadının sadece vaftiz edildiği gün, evlendiği gün ve öldüğü gün evden dışarı çıkabileceği ifade edilmiştir.

 

KAYNKÇA

Gündüz, Ahmet ‘’Tarihi Süreç İçerisinde Türk Toplumlarında ve Devletlerinde Kadının Yeri ve Önemi’’, The Journal Of Academic Social Science Studies, C.V, S.5, 129-148.

Kitapçı, Zekeriya, Mukaddes Çevreler ve Eski hilafet Üzerinde Türk Hatunları, Kendi Yayınları, Konya, 1996.

Ögel, Bahaeddin, Türk Mitolojisi I, Altınordu Yayınevi, İstanbul, 2020.

Tekin, Burcu, ‘’Ortaçağ İspanyasında Büyü, Büyücülük ve –La Celestina- Adlı Esere Yansıması’’, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, C.LV, S.1.

Turan, Osman, Selçuklular Tarihi ve İslam Medeniyeti, Ötüken Yayınları, İstanbul, 2003.

Türkdoğan, Özlem, ‘’Ana Akım Medyada Annelik Kiti’’, Kadın Araştırmaları Dergisi, 2013, C.II, S.13.

Uraz, Murat, Türk Mitolojisi, Düşünen Adam Yayınları, İstanbul, 1994.

 

 

 

Bir Cevap Yazın