Genç Kalemler, Ekonomi mücadelesi, izmir iktisat kongresi
Ekonomi,  Tarih

"12 dakikada oku"Kurtuluş Mücadelesi Sonrası Açılan Cephe: Ekonomi Cephesi

Mustafa Kemal’in 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkmasıyla başlayan sistemli kurtuluş mücadelemizin sonucu olarak kazandığımız bağımsızlığımızı, inkılaplarla destekleyerek milletimizi yeniden refaha kavuşturmak amaçlanmıştır. Yapılan ve yapılacak olan yenilikler için para, üretimin olması için ise sermaye ihtiyacı bulunmaktadır. Osmanlı borçlarının yükü ve savaş sonrası Türkiye ekonomisi ise açıkça ortadadır. Ülkenin diğer sorunlarına olduğu gibi ekonomik sorunlarına da hızla çözüm bulmak amaçlanmıştır. İzmir’de atılan ilk kurşunla başlayan kurtuluş mücadelesi, bağımsızlıkla sonuçlanmış ve bağımsızlığımızın sürekliliğini sağlamak için İzmir’de ekonomi cephesi açarak İzmir İktisat Kongresi diye anılan I. Türkiye İktisat Kongresi, dönemin iktisat vekili Mahmut Esat (Bozkurt) Bey tarafından düzenlenmiştir. Yeni çağda devam eden ekonomi savaşının Türkiye’de ilk defa ekonomi tartışmasının görüldüğü İzmir İktisat kongresiyle açılan ekonomi cephesinin, Anadolu’yu hem makro hem de mikro açıdan yani hem Türkiye’nin diğer devletlerle yarışacağı pazarda etkisini hem de Anadolu’da var olan her evin her ferdini nasıl etkilediğini ve ilgilendirdiğini, değerlendirme yaparak yeni cephemizin yeni askerlerine her an cephede hazır olması gerektiğini yazıya dökeceğim.

 
II. Meşrutiyet’le birlikte Osmanlı topraklarındaki rekabet artış göstermiş ve Müslüman zanaatkarlar, ucuz Avrupa ürünleri ve yabancı sermayeyle kurulan anonim şirketlerin karşısında rekabeti fazla sürdürememiş; esnaf arasında birliği sağlayan loncaların da kaldırılmasıyla esnaflar olumsuz etkilenmiştir. (KORALTÜRK**, 2010) Kapitülasyonların ve imtiyazların da etkisiyle Osmanlı ekonomisi iyice kötüleşmiş ve hem iç hem de dış borçlanmaya gitmiştir. Fakat borçlanmalar da derdine çare olmamıştır. Cumhuriyet, borçların kapatılıp bitebileceğini fakat kapitülasyonlar ve imtiyazların, Türk milletinin cesaretle ve inançla kazandığı bağımsızlığına leke süreceğini düşünüyordu. Bağımsızlık için her şey yapılmalı ve yapılanların sahibi bu millet olmalıydı. (Atay, 1998)
 
               Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomik anlamda bağımsızlığını yaratması için tüm çaba ve gayret hem yöneticiler hem de Türk milleti tarafından gösterilmiştir. Anadolu’da iktisat kongresi planlanırken; 20 Kasım 1922 tarihinde Lozan görüşmelerinde, Türk delegelerimiz başta İnönü olmak üzere diğer devletlere karşı bağımsızlık mücadelesi vermişti. Savaşta kaybeden bu devletler, ağızlarından salyalar akarak halen Türk milletini zora sokmak isterken İnönü, Gazi Mustafa Kemal’den aldığı direktif ile kapitülasyonlarda taviz vermemişti. Lozan’da yaşanan durumu özetlemek gerekirse, Türkiye baş delegesi İnönü, kapitülasyonların kalıcı olarak kalkmasını dile getirirken, Lord Curzon İnönü’ye şu cevabı vermiştir: “Siz medeni devletlerin hukuk sistemine sahip değilsiniz, o halde Adli Kapitülasyonlar kalmalı. Sizle bir iktisadi anlaşma yaptığımız zaman, sizin bir iktisat kanununuz yok, mecelle (fıkıhtan yeni hayata uygulanmış medeni kanun bölümleri) ile bu iş yürümez.”
 
               Lozan görüşmeleri bir anlaşmaya varamadan sadece bir görüşme olarak kalmaya devam ederken Curzon: “Türkiye’nin imza edeceği en iyi antlaşma budur. Eğer imza etmezse, Türkiye düşünsün! Asya’nın görünmez deliklerinde kaybolur!” sözlerine karşılık İsmet Paşa kararlı bir şekilde: “Memleketi esirliğe mahkum eden bir belgeye imza koyamam” (Şahinkaya, 2020)
               
               Görüldüğü gibi uluslararası mecrada baskılara ve tehditlere maruz kalmış olmamıza rağmen, bağımsızlığımızdan ödün vermeden kararlılığımızı sergilemişizdir. Tartışmalardan sonra Lozan görüşmesine 4 Şubat’ta ara verilmiş ve barış görüşmelerinden sonrasına gerçekleşmesi düşünülen kongre, on üç gün sonra 17 Şubat-4 Mart 1923 tarihlerinde Lozan görüşmesinin kesintiye uğradığı döneme denk gelmiştir.
 
               I. Türkiye İktisat Kongresinin ilk toplanma amacı dönemin iktisat vekili Mahmut Esat Bey’in ekonomik gözlem için gezdiği ülke topraklarında eksiklikler görmüş ve Gazi Mustafa Kemal Paşa’ya İzmir’den bir telgraf çekmesiyle gelişmiştir. Özetle, iktisat amillerini dinlemeni dinlemenin gerektiğini ve onlarla birlikte bir iktisat programı oluşturmayı önermiştir. Paşa, vekilin önerisini dikkate alarak kabul etmiştir. Kasım 1922’de kongrenin toplanmasına karar verilmiştir. 17 Şubat-4 Mart 1923 tarihlerinde ise içerisinde Anadolu’nun her köşesinden gelmiş çiftçi, zanaatkar, toprak sahibi, sanayici ve işçi kesimden oluşan kadın-erkek karışık bir şekilde 1135 kişinin katılımıyla gerçekleşmiştir. Kongreye Kazım Karabekir başkanlık, Ahmet Hamdi Başar ise katiplik etmiştir. Alınan kararların eksiksiz uygulanması için ve Misak-ı İktisadi Esaslarının herkese duyurulması ve benimsemesi için o dönem basılan kitapların ilk sayfalarında dahi bulunmak üzere milletin görebileceği her yere asılmıştır.
 
               Misak-ı iktisadi esasları hakkında, katip olan Ahmet Hamdi Başar, bunların yalnızca marşlara yazılacak sözler olduğuna ve Kazım Paşa’ya itirazda bulunmasına karşın; bu kararların alınmasıyla Türk ekonomisine bir yeni kimlik (karma ekonomi) kazandırılmıştır. Ayrıca kongre döneminde Avrupa devletleri, kongre kararlarını bizim sosyalist ekonomiyi mi yoksa liberal ekonomiyi mi seçeceğimizin merakı içerisinde ve gözü üstümüzde cevap beklemiştir. Lozan görüşmelerine ara verildiği zaman alınan bu kararlar, Lozan görüşmesinde bize zafer kazandıran ince bir çizgi olmuştur. Yani, gözü üstümüzde olan devletlere biz ne laissez-faire’ciyiz (bırakınız yapsınlar) ne de sosyalist ya da komünistiz demişizdir. İçi biraz olsun rahatlayan İtilaf devletleri Lozan’da daha fazla dayanamamış, antlaşmanın 28. Maddesince kapitülasyonların kaldırılmasına karar verilmiştir. İçeride ve dışarıda kazandığımız yeni zaferler ile Türk ekonomisine ivme kazandırmak amaçlanmıştır.
 
               Kararlar milli ekonomiyi destekler nitelikte olmasıyla birlikte liberal özellikler de taşır. “Ham maddesi yurt içinde yetişen veya yetiştirilebilen sanayi dalları kurulması gerekmektedir.” (Belediyesi, 2004) Maddesi ile devletçi ekonomiyi fakat Mustafa Kemal Paşa’nın ecnebi yatırımlara belirlediğimiz sınır esaslarıyla açık olduğumuzu da ifade etmesiyle karma ekonomiyi benimsediğimizi belirtiriz. Ayrıca Anadolu coğrafyasının verimli toprak yapısıyla ve yer altı kaynaklarıyla hammadde ithalatına fazla gerek olmadığı iddia edilmiştir. Bu maddenin sonucu itibari ile Türkiye Cumhuriyeti’nin her yeni gelen nesle bir miras olarak bırakacağı taşınır-taşınmaz mal-hizmet olarak devlet malları yaratılır.”
 
               Devlet yavaş yavaş iktisadi görüşleri de olan bir organ haline gelmeli ve özel sektörler tarafından kurulamayan teşebbüsler devletçe ele alınmalıdır.’ ve ‘Sanayinin teşviki ve milli bankaların kurulması sağlanmalıdır.” (Belediyesi, 2004) Maddeleri ile sağlıklı bir liberal olmanın birinci şartı olan sermaye için devletin desteğinin gerekliliğini gösterir. Günümüzde yaşadığımız liberal ekonomiye sermayesiz bir başlangıç sonucu, küresel rekabette yer edinemememizin büyük ölçüde etkisiyle birlikte o dönem alınan bu kararın ne kadar önemli olduğu aşikardır. Ayrıca sanayileşmenin gerekliliğini benimsemiş ve finansmanların milli olması için milli bankaya destek teşvik edilmiştir.
 
               Özel teşebbüslere kredi sağlayacak bir Devlet Bankası kurulmalıdır.” (Belediyesi, 2004) Bu madde ile birlikte özel ve tüzel olarak kurulacak banka teşvikleriyle Türk lirasının devlet içinde dolaşımından faydalanılarak milletçe refaha ve bolluğa ulaşmak hedeflenmiştir. Ülke sınırlarında günlük ekonomide kendine yetecek bir düzeye gelindikten sonra mal fazlası yaratmak kaçınılmazdır. Yaratılan mal fazlasını ihracatta değerlendirerek küresel rekabete girmek hedeflenmiştir.
 
               Dış rekabete dayanabilmek için sanayinin toplu ve bütün olarak kurulması gerekir.” (Belediyesi, 2004) ve “Yabancıların kurdukları tekelden kaçınılmalıdır.” Maddeleri ile dönemin sermaye eksikliğinin sıkıntısına düşerek yabancı sermayeye sarılmamak için alınan temel bir önlemdir ve bu madde diğer maddelerin icraatını sürdürebilmesi için de çok önemlidir.

               “İş erbabına amele değil, işçi denmelidir.” ve “Sendika hakkı tanınmalıdır.” (Belediyesi, 2004) maddeleri ile Türk Devleti’nin işçiye verdiği önemle ve alakayla iç içedir. İş verenlerin piyasadan faydalanarak yani, talebin yoğunluğuna güvenerek işçiye hak etmediği şekilde davranmasını önlemek amacıyla işçi algısında kelime bazında değişikliğe gitmiş ve sendika hakkı sunularak işçilerin, şirketlere nüfuz elde ederek isteklerini gerçekleştirmek için bir seçenek sunulmuştur.
 
               Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın “Siyasi ve askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsun, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa kazanılacak başarılar yaşayamaz, az zamanda söner, Bu kuvvetli ve parlak zaferimizi de taçlandıracak olan bayındırlık yolunda sonuç alabilmek için, ekonomik egemenliğimizin sağlanması ve güçlendirilmesi gerekir.” (Tutanağı, 2010) sözleriyle hepimize ekonomik zaferin bağımsızlık için ne kadar önemli olduğunu hissettirmiş ve benimsetmiştir. Misak-ı iktisadi esaslar olarak yayımlanan kararlar iktisat kongresi üyelerinin Türk milletine gösterdiği saygı, sevgi ve inancı görüyoruz. Her ne kadar iktisadi yönü ilk bakışta kendini göstermese de açıklanan kararlar her evin her ferdinin cebinden, tüm şehirler ve ülkenin tamamına etkisi tartışılmazdır. O zamanda alınan kararların ve Lozan’da kazanılan ekonomik bağımsızlığımız ile ekonomi cephesinde ilk başarımıza ulaşmış olduk. Devam eden ve etmeye devam edecek olan bu ekonomi savaşı, her ferdin ekonomi bilmekle başlayıp, ekonomi yaratmakla devam etmesini gerektiren sürekli bir savaştır. Tekrar Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın dediği gibi “Tam bağımsızlık ancak mali bağımsızlık ile mümkündür. Bir devletin maliyesi bağımsızlıktan yoksun olunca, o devletin bütün hayat ışıklarında bağımsızlık felç olur.”
 
 
MİSAK-I  İKTİSADİ KARARLARI
 
      Saat 10:00’da başlayıp 11:15’te kapanan ilk oturumda alınan aşağıdaki genel kararlar şöyledir;
 
  • Madde 1: Türkiye, milli hudutları dahilinde, lekesiz bir istiklal ile, dünyanın sulh ve terakki unsurlarından biridir.
 
  • Madde 2: Türkiye halkı hakimiyetine, kanı ve canı pahasına elde ettiğinden, hiçbir şeye feda etmez;ve milli hakimiyete müstenit olan meclis ve hükümetine daima zahirdir.
 
  • Madde 3: Türkiye halkı, tahribat yapmaz; imar eder. Bütün mesai iktisaden memleketi yükseltmek gayesine matuftur.
 
  • Madde 4: Türkiye halkı, sarf ettiği eşyayı mümkün mertebe kendi yetiştirir. Çok çalışır, vakitte, servette ve ithalatta israftan kaçar. Milli istihsali temin için icabında geceli gündüzlü çalışmak şiardır.
 
  • Madde 5: Türkiye halkı, servet itibarı ile bir altın hazinesi üzerinde oturduğuna vakıftır. Ormanlarını evladı gibi sever, bunun için ağaç bayramları yapar ; yeniden orman yetiştirir. Madenleri kendi milli, istihsali için işletir ve servetlerini herkesten fazla tanımaya çalışır.
 
  • Madde 6: Hırsızlık, yalancılık, riya ve tembellik en büyük düşmanımız; taasubdan uzak dindarene bir selabet her şeyde esasımızdır. Her zaman fa ideli yenilikleri severek alırız. Türkiye halkı mukaddesatına, topraklarına, şahıslarına ve mallarına karşı yapılan düşman fesat propagandalarından nefret eder ve daima bunlarla mücadeleyi bir vazife bilir.
 
  • Madde 7: Türkler, irfan ve marifet aşığıdır. Türk, her yerde hayatını kazanabilecek şekilde yetişir; fakat her şeyden evvel memleketinin malıdır. Maarife verdiği kutsiyet dolayısıyla ( Mevlûdu şerif) Kandil günü, aynı zamanda bir kitap bayramı olarak tes’id eder.
 
  • Madde 8: Birçok harpler ve zaruretten dolayı eksilen nüfusumuzun fazlalaşması ile beraber sıhhatlerimizin, hayatlarımızın korunması en birinci emelimizdir. Türk mikroptan, pis havadan, salgından ve pislikten çekinir, bol ve saf hava, bol güneş ve temizliği sever. Ecdat mirası olan binicilik, nişancılık, avcılık, denizcilik gibi bedeni terbiyenin yayılmasına çalışır. Hayvanlarına da aynı dikkat ve himmeti göstermekle beraber cinslerini düzeltir ve miktarlarını çoğaltır.
 
  • Madde 9: Türk, dinine, milliyetine, toprağına, hayatına ve müessesatına düşman olamayan milletlere daima dosttur; ecnebi sermayesine aleyhtar değildir. Ancak kendi yurduna kendi lisanına ve kanununa uymayan müesseselerle münasebette bulunmaz. Türk, ilim ve sanat yeniliklerini nerede olursa olsun doğrudan doğruya alır ve her türlü münasebette fazla mutavassıt istemez.
 
  • Madde 10: Türk, açık alın ile serbestçe çalışmayı sever; işlerde inhisar istemez.
 
  • Madde 11: Türkler, hangi sınıf ve meslekte olurlarsa olsunlar, candan sevişirler. Meslek, zümre itibarile el ele vererek birlikler, memleketini ve birbirlerini tanımak, anlaşmak için seyahatler ve birleşmeler yaparlar.
 
  • Madde 12: Türk kadını ve kocası, çocuklarını iktisadi misaka göre yetiştirir. (Belediyesi, 2004)

Mersin Sosyal Bilimler Lisesi

Bir Cevap Yazın