Tarih

"12 dakikada oku"Kıbrıs Sorunu

KIBRIS SORUNU

Kıbrıs Adası jeopolitik konumu açısından oldukça önemlidir. Zaman zaman Türk dış politikasının uğraş konusu olmuş, uğruna mücadele edilmiştir. Türklerin Kıbrıs’la tanışması, 1541 yılında Osmanlı Devleti’nin her karışını kanla sulayarak fethetmesiyle başlamıştır.  Daha sonra, Osmanlı hâkimiyetine giren Kıbrıs’ın kaybına, kilometrelerce uzaktaki cepheler sebep olmuştur. 1877 yılında Rusya, Osmanlıya savaş açmıştır. 1877-1878 Savaşları olarak adlandırılan bu savaş sonucunda; Osmanlı ağır kayıplar vermiş ve 3 Mart 1878’de Ayestefanos Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşmaya göre: Türkiye Balkanlardaki hâkimiyetini yitirmiş; Kars, Ardahan, Batum, Doğubayazıt Rus idaresine geçmiş ve Girit, Teselya, Arnavutluk’ta Ruslara ıslahat yapma izni verilmiştir. Böylece Ruslar, Osmanlı Devleti’nin iç işlerine karışmaya hak kazanmıştır. Fakat bu antlaşma asla yürürlüğe girmemiştir. Rusya’nın karşısına İngiltere dikilivermiştir. Çünkü, geleneksel olarak yürütülen İngiliz politikasında, İngiltere her zaman Osmanlı’nın toprak bütünlüğünü korumayı kendi çıkarlarına uygun görmüştür. Fakat, Osmanlı’ya tek hâkimin Rusya olacağının korkusu ve Balkanlardaki Rus hâkimiyetinin artmasından duyulan endişeden dolayı İngiltere bu politikadan vazgeçmiştir. Ayrıca Kıbrıs Adası’nın uzun zamandır İngiltere’nin iştahını da kabartmasından dolayı İngiltere, Rusya’ya baskı yapmıştır. Bu baskıların sonucunda Rusya Ayestefanos Antlaşması’ndan vazgeçmiş; Berlin Antlaşmasını imzalamaya razı olmuştur. Geriye, Osmanlı’yı ikna etmek kalmıştır. Zaten diğer tarafta Ayestefanos Antlaşması gibi bir ihtimal varken, Osmanlı Devlet’inin Kıbrıs Sözleşmesini imzalaması zor olmamıştır. 4 Haziran 1878’de Berlin Antlaşmasından önce Kıbrıs Sözleşmesi imzalanmıştır. Bu sözleşmeye göre: Rusya tarafından herhangi bir saldırı durumunda İngiltere, Osmanlı’ya yardım edecektir. Öte yandan Kıbrıs Adası’nda adalet, din, eğitim gibi konularda Osmanlı söz sahibi olacak, giderlerden arta kalan gelirler yıllık olarak Osmanlı’ya verilecektir. 

Kıbrıs, İngiltere için çok önemliydi. Çünkü Kıbrıs’ı alan Süveyş Kanalı’nı ve Hindistan yolunu kontrol edebilecekti. 1 Temmuz 1878’de Kıbrıs Sözleşmesi’ne bir madde eklendi. Bu madde ile Kıbrıs’ın geleceği güvence altına alınmak istiyordu. Rusya’nın Kars, Ardahan ve Batum’dan çekilmesi durumunda, İngiltere adayı terk edecekti. Fakat İngiltere Türkiye’nin 1. Dünya Savaşı’na İngiltere karşısında girmesini bahane ederek, 5 Kasım 1914’de adayı ilhak etti.

İngiltere İdaresinde Kıbrıs

Türkiye, bu ilhakı 24 Temmuz 1923’te Lozan Antlaşmasında kabul etti. Fakat, Kıbrıslı Türklere tercih sunulmasını istedi; dileyen Kıbrıs Türkleri anavatana dönebilecekti. Böylece, Kıbrıs’tan Türkiye’ye yüzlerce göçmen geldi. Bu durum ise adada Türk nüfusunun azalmasına yol açtı. İngiltere, adayı ilhak etmişti etmesine fakat Rumların Enosis* hayalini göz ardı etmişti. Rumlar ilk kez 1931’de isyan etti. 2. Dünya Savaşı sonrası Enosis hayali ve isyanlar daha fazla güçlendi. Arkasına Yunanistan’ın desteğini alan Rumlar daha fazla bastırmaya ve sık sık isyan çıkarmaya başladı. İngiltere, Kıbrıs’a özerklik verme amacıyla bir takım anayasa değişiklikleri teklif etti. Fakat Rumlar, içerisinde Enosis olmayan hiçbir anayasayı kabul etmiyordu. İngilizler ve Rumlar savaşın içerisindeyken, herkes adeta Türkleri unutmuştu. Fakat, 1950’lerden sonra İngiltere’nin Rumlara karşı verdiği mücadele Türkiye’yi de etkiledi. İsyanlara son vermek için yapılan baskılar, eylemlere katılmayan Türklerin de ceza almasına sebep oluyordu. Böylece anti-sömürgeci anlayış güçlenmeye başladı. Anavatanda gençlik örgütleri tarafından Kıbrıs eylemleri yapılmaya başlandı. Ayrıca Kıbrıs’ta da mitingler yapılıyordu. Bu mücadelelerin sonucunda “Taksim” fikri doğdu. Rumların Enosis’i ne ise Türklerin de Taksim’i o idi. Rumlar artık Türklere de cephe almaya başlamıştı. Enosis fikrinin karşında olan herkes Rumların düşmanıydı. Türkler için ise Enosis asla kabul edilemez görünüyordu. Daha sonra Yunanistan 1954 yılında BM’ye başvurdu. Aynı yıllarda kiliselerde yapılan oylamalara göre: Rumların yüzde 96’sı Enosis istiyordu. Yunanistan da bunu gerekçe göstererek BM’ye, halkın kendi kaderini tayin etmesi isteğiyle Enosis’i açıkça teklif etti. Fakat bu teklif, BM tarafından reddedildi. Aynı zamanda, 1954 yılında Grivas da adaya ayak basmıştı. BM’nin Enosis fikrini reddetmesinin ardından, Rumlar bu mücadelenin şiddet yoluyla çözüleceğini düşünmeye başladı. Grivas da bu düşüncenin lideri konumundaydı. Başpiskopos Makarios ve Yunan albayı Grivas, 1954 yılında EOKA terör örgütünü kurdular ve 1 Nisan 1955 tarihinde silahlı eylemlere başladılar. Bu örgüt, Enosis fikrinin sokaklardaki yansıması olacaktı. 

İlk kez, 1955’te üçlü konferans düzenlendi. Fakat bu konferanstan herhangi bir sonuç alınamadı. Türkiye, iki halkın da self-determinasyonunu savunurken; Yunanistan, yalnızca tek bir self-determinasyonu yani Enosis’i savundu. Böylece uzlaşma sağlanamadı. 1958’de Rum-Türk çatışmaları artış gösterdi. Türkler, küçük ve dağınık gruplar halindeydi. Bu durum bir teşkilat kurulması ihtiyacını doğurdu ve 1 Ağustos 1958’de Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) kuruldu. Bu teşkilatın amacı, Türklerin can ve mal güvenliğini sağlamaktı. EOKA adı verilen örgüt, mütemadiyen Türk köylerine saldırıyordu. Türk-Rum çatışmaları NATO’ya zarar veriyordu çünkü Türkiye ve Yunanistan taze birer NATO müttefiki idi. BM ve NATO’nun ön ayak olması sonucunda, 1958’te tekrar uzlaşma amacıyla masaya oturuldu.

Kıbrıs Cumhuriyeti

11 Şubat 1959’da ve 19 Şubat 1959’da ardı ardına imzalanan Zürih ve Londra Antlaşmaları ile artık uzlaşma sağlanmıştı. Bu antlaşmalar doğrultusunda 16 Ağustos 1959’da Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu. Enosis ve Taksim fikirleri anayasada yasaklanmıştı. Bu antlaşmalardaki asıl amaç bağımsız bir ülke inşa etmekti. Kıbrıs; çift uluslu, fonksiyonel federal bir ülke oldu. Kıbrıs’ın bağımsızlığını, üç garantör devlet koruma sözü veriyordu. Kıbrıs hiçbir ülke ile siyasi ve ekonomik bir bütünleşme içine giremezdi. Garanti ve İttifak Antlaşmaları ile de Lefkoşa (Zürih ve Londra) Antlaşmaları güvence altına alındı. Garanti Antlaşması’nın 4. Maddesi, ileride Kıbrıs Barış Harekâtının hukuki dayanağı olacaktı. Bu madde, bağımsızlığın bozulması durumunda müdahale hakkı veriyordu. Kıbrıs Cumhuriyetinin ilk başkanı Makarios bu antlaşmalara başından beri karşıydı. Çünkü bu antlaşmalara göre Türkiye, devletin ortağı konumundaydı. Fakat Makarios’a göre bu asla kabul edilemezdi çünkü Türkler yalnızca azınlık olabilirlerdi. Bundan sebep, henüz antlaşmaların mürekkebi dahi kurumadan ihlal etmeye başladı. Türklere daimi zorluk çıkardı. Artık ortada İngiltere kalmadığına göre, Makarios için Enosis’in önündeki tek engel Türkler idi. 30 Kasım 1963’te Türklere hak tanıyan maddeleri anayasadan kaldırmak istedi fakat başaramadı. Yıllardır süregelen düşmanlık ve nefret, 63 yılının sonunda patlak verdi. Rumlar organize bir şekilde Türklere saldırmaya başladı. 21 Aralık 1963’te başlayan bu saldırı, tam 4 gün 4 gece sürdü. Tarihi literatüre “Kanlı Noel” olarak geçen bu saldırının arkasında EOKA terör örgütü ve Makarios vardı. Türk Silahlı Kuvvetleri bu katliama tepkisini 25 Aralık 1963’te savaş uçaklarına, Lefkoşa da alçak uçuş emri vererek gösterdi. Türk askerinin daha fazla müdahil olmasından korkan Rumlar, İngiliz arabuluculuğu ile ateşkesi kabul etti. 27 Aralık günü, üç garantör devletin askerlerinden oluşan “Barış Gücü” göreve başlar. 30 Aralık günü bir İngiliz general, eline aldığı yeşil bir kalemle bir hat çizer. Böylece KKTC’nin kısmen sınırlarını belirleyen “ Yeşil Hat” çizilmiş olur. Fakat Makarios’un, mevcut düzenden rahatsızlığı sürüyordu. Bu nedenle 1 Ocak 1964 tarihinde 1960 antlaşmalarını tek taraflı olarak feshettiğini açıkladı. Bunun üzerine Türkiye, BM Güvenlik Konseyine başvurdu. Başvuru sonucunda BM, Barış Gücü’nün kurulmasını ve arabuluculuk tayinini gündeme getirdi. Fakat bu görüşmelerde Rum kesimine, Kıbrıs Hükümeti şeklinde hitap edilmesi dengeleri değiştirdi ve Türkler azınlık durumuna geldi. Bu hitap üzerine Rauf Denktaş sert bir konuşma yaptı ve hakkında tutuklama kararı çıktı. BM adaya gelene kadar Rum şiddeti arttı ve Türkler on binlerce göç, 500 üzerinde şehit, 1203 yaralı, 203 kayıp verdi. Barış Gücü’nün adada bulunduğu 11 yıllık süre zarfında, Türkler insanlık dışı bir muamele ile karşı karşıya kaldı. Bulundukları bölgeden dışarı çıkmaları, haberleşmeleri, mektup almaları yasaklandı. Ekonomik sıkıntılar şiddetlenmeye başladı. Kıbrıs Türkleri yalnızca Türkiye’den gelen yardımlarla ayaktaydı. Çividen bot bağına kadar yaklaşık 37 ürünün Türk bölgesine girişi yasaklandı. Bu yasaklara, 17 Temmuz 1964’te 25 yeni ürün daha eklendi. Bu ürünler çimento, demir, elektrikli malzemeler, odun, batarya, lastik, akaryakıt vb. gibi ürünlerdi. Ayrıca Türkiye’den destek getiren Kızılay’ın yardımlarına da kısıtlama getirildi. 1963 yılından itibaren doğan çocukların nüfus kaydı yapılmadı. 31 Ekim 1967’de Rauf Denktaş gizlice adaya girmeye çalışırken yakalandı ve tutuklandı. 15 Kasım 1967 tarihinde Grivas, iki Türk köyüne Barış Gücü’nün gözü önünde saldırdı. Bu durum Türkiye’nin sabrını taşıran son damla oldu ve 17 Kasım 1967 TBMM’de yapılan görüşmede “ gerekirse savaş” kararı alındı. Bu süreçte devlet tarafından dışlanıp devletsiz kalan Türkler, Genel Komite adını verdikleri organ ile 1967’ye kadar zorunlu yasama ve yürütmeyi idare etti. Dr. Fazıl Küçük’ün liderliğinde 28 Aralık 1967’de ileride ismi Kıbrıs Türk Yönetimi olarak değişen Geçici Türk Yönetimi kuruldu. 23 Nisan 1968’de Rauf Denktaş’ın adaya dönmesiyle mücadele hız kazandı. Rum cephesinde ayrılıklar yaşanmaya başladı. EOKA içinde çözülmeler başladı; Makarios’a göre Enosis’e uzun vadede ekonomik ve siyasal baskı ile ulaşılabilirdi. Fakat Yunan hükümeti ve Grivas tam aksine ani bir saldırı ve Türklerin tamamını katletme yönteminin Enosis’e giden tek yol olduğunu düşüyordu. 15 Temmuz 1974’te Yunan hükümeti adaya darbe yaptı ve fikir ayrılığında olduğu Makarios’u sürgüne gönderdi. Bu darbenin üzerine Türkiye derhal harekete geçti. Dönemin başbakanı Bülent Ecevit, İngiltere ile görüştü. Garanti Antlaşması’nı öne sürerek, ittifak içinde müdahale önerdi fakat İngiltere kabul etmedi. Bunun üzerine harekât, yalnızca Türkler tarafından yapılacak hale geldi.

Barış Harekâtından KKTC’ye

 20 Temmuz 1974’de Türkiye; sabahın erken saatlerinde, adeta baskın şeklinde harekâtı başlattı. Deniz, hava ve kara kuvvetlerinin koordineli olarak yürüttüğü amfibik harekât, başarı ile sonuçlandı. 22 Temmuz’da BM’nin ateşkes çağrısına uyuldu ve Türkiye ateşi durdurdu. Uluslararası görüşmelere başlandı. 1. ve 2. Cenevre müzakereleri yapıldı. Yunanlıların görüşmelerde hiçbir teklife sıcak bakmaması ve Rumların adada katliamlara devam etmesi üzerine Dış işleri Bakanı Turan Güneş  “Ayşe tatile çıkabilir.” dedi. 15 Ağustos 1974’de İkinci Barış Harekâtı başladı. Bu harekât da ilki gibi başarı ile sonuçlandı. Rumlar geri çekilmek zorunda kaldı. 13 Şubat 1975’de Kıbrıs Türk Yönetimi adını, Kıbrıs Federe Devleti olarak değiştirdi. Toplumlararası ve Rum-Türk liderleri arasında görüşmelere devam edildi. Fakat görüşmeler çıkmaza girdi ve hiçbir ilerleme kaydedilemedi. Bundan sebep 1983 yılında milletlerin kendi kaderlerini tayin etme hakkından yararlanılarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kuruldu.

Türkler, Rumlar ve diğer tüm azınlıklar 307 yıl süren Osmanlı idaresinde barış içinde yaşadılar. Ta ki Megali Idea fikrine kadar. Kıbrıs da büyük Helen topraklarının bir bölümüydü. Fakat tarihi boyunca Kıbrıs hiçbir zaman Yunan idaresine girmedi. Türkiye, Yunanistan’ın aksine Misak-ı Milli sınırlarına sadık ve yurtta sulh cihanda sulh politikasına sahip bir ülkedir. Kıbrıs Türk Yönetimi de adada hiçbir zaman coğrafi federalizme olan inancını kaybetmemiştir. Fakat Yunanlar ve Rum yönetimi adanın tek sahibi olarak kendilerini görmüştür.

Ne zaman ateş ile su ne zaman

 Cennet ile Cehennem birleşirse

Rumlarda ancak o zaman

 Türklerle dost olabilir

                        Grivas                                

*Enosis: Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanması fikri

Kaynakça

Cerrahoğlu, Z. (1998). Birleşmiş Milletler Gözetiminde Kıbrıs Sorunu İle İlgili Olarak Yapılan Toplumarası Görüşmeler (1968-1990). Ankara: T.C. Kültür Bakanlığı Kültür Eserleri.

Denktaş, R. R. (2007). Son Çağrı. İstanbul: Remzi Kitabevi.

Olgun, A. (1991). Kıbrıs Gerçeği 1931-1990. Ankara: Kastaş.

Somuncuoğlu, S. (2002). Arka Kapımıza Dayandılar Kıbrıs’ta Sirtaki . Ankara: Ankara Ticaret Odası.

Vatansever, M. (2012). Kıbrıs Sorununun Tarihi Gelişimi. Dokuz Eylül Hukuk Fakültesi Dergisi, 1487-1530.

Bir Cevap Yazın