Enver Paşa ve Naciye Sultan
Edebiyat,  Tarih

"5 dakikada oku"Karaağaca Çakımla İsmini Yazdım

KARAAĞACA ÇAKIMLA İSMİNİ YAZDIM

25 Temmuz 1922

Naciyeciğim! Sevgili sultanım, cici efendiciğim!

Bugün pek sıkıntılı bir hava, tuhaf bir sis, güneş görünmüyor. Düşmandan bir hareket yok, fakat henüz sabahtır. Hastalarımı geri gönderdim ve Afgan Emîri’nin askerin ve muavenetinin çekilmesinin iyi olmadığını ve Bolşeviklere emniyet câiz olamayacağını bildirdim ve hiç olmazsa eczâ-yı tıbbiye ve sâir malzemesinin iâdesini istedim. Bakalım ne olacak. Bir de Hacı Sami ve diğer arkadaşların bu tarafa geçmesine müsaade olunmasını taleb ettim.
İşte efendiciğim, hemen şu satırları yazarak mektubumu kapatıyorum ve içine her gün sana topladığım buranın yabani çiçeklerinden maâdâ kaç gecedir altında yattığım karaağaçtan kopardığım ufak bir dalı leffediyorum.
Seni öper, sever, kucaklar, bu mevcudiyet-i maddîyemle, aşk ve iştiyâkımla sarılarak canını yakar, Hüdâ’nın birliğine yavrularımla beraber emanet ederim rûhum efendiciğim. Karaağaca çakımla ismini yazdım. (Bardakçı, 2016, s. 559)

Enver Paşa 1 Kasım 1918 gecesi İstanbul’dan ayrılmış ve tam üç sene on ay devam eden sürgününün her günü eşi Naciye Hanım’a mektuplar yazmıştır. Enver Paşa Naciye Sultan’a yazdığı her bir mektupta yaşadıklarını ayrıntılı bir şekilde anlatmış ve mektuplarına Naciye Sultan’a aşk ve muhabbet dolu ifadelerle başlamıştır. Daha yirmili yaşlarında olan Naciye’ye aşkını ve hasretini ifade etmiş daha sonra onu hiç ilgilendirmeyen askerî ve siyasî konular hakkında detaylı bilgi vermiş, bazı mektuplarında çatışma bölgelerini anlatan krokilere yer vermiştir ve bunun en temel sebebi yaşadığı mücadeleyi bizzat kendi kaleminden kayıt altına almak olmuştur. Tüm bunları göz önüne alarak mektupların kaybolmamasını ve saklanmasını istemiştir. Bu isteğini de 21 Mart 1921’de yazdığı mektubunda; “Acaba mektupları ne yapıyorsun? Ben öyle düşünüyorum ki bunları üşenmeyerek birer taraflarından bir defterin yapraklarına yapıştırarak saklarsan her vakit için gözün önünde benim canlı bir aksim beraberinden bulunmuş olur.” cümleleriyle ifade etmiştir.

Enver Paşa’nın görmeden sevmeyi anlattığı mektuplarına Naciye Sultan’dan cevap geldiği biliniyor ve hatta bu konuda Şevket Süreyya Aydemir şu satırları kaleme alıyor:
“Kocam ve arkadaşları memleketi terke karar verdiler. Enver, memleket dışında daha faydalı olacağını sanıyordu. Sulhtan sonra tekrar dönecekti. Bana da beraber gelmemi söyledi. Fakat çocuğumu bırakamazdım. Kaldım. Mahpeyker bir yaşındaydı. İkinci çocuğuma da gebeydim. Ama bunu henüz bilmiyordum. Hareketinden sonra ondan seyrek haber alıyordum. Gittiğinden uzun bir müddet sonra, Berlin civarında bir çiftlikte olduğunu öğrendim. Almanya’dan gelenler bu haberleri getiriyorlardı. Halbuki ne tehlikeler atlatmış. Bana bunları hep sonradan anlattı. (İnan, 1977, s. 9)

Naciye Sultan yazdığı mektupların birinde Enver Paşa’ya kırgınlığını ve kızgınlığını anlatıyor. Artık gelmesi gerektiğini yazıyor Enver’ine. Enver Paşa biricik sultanını kardeşi Kâmil Bey’e emanet etmiş. Fakat Naciye Sultan bir mektubunda şu sözleri söylemiş biricik Enver’ine; “Ben Kâmil ile değil, senin ile izdivaç ettim. Eğer benimle yaşamak istemiyorsan üzülme efendi, “ben seni istemiyorum, senden bıktım” de ben de o zaman anlar, senin başından defolur giderim, sen de ben de rahat ederiz. (İnan, 1977, s. 11) Enver Paşa biricik sultanından bıkmış değil elbet, fakat bu dillere destan aşka rağmen eşinin yanına gelmeyi de başaramıyor.

Gönlünde Turan düşüncesiyle 4 Ağustos 1922’de şehit edilen Enver Paşa ölmeden on gün önce biricik eşi Naciye’ye, biriciğine yazdığı 25 Temmuz 1922 tarihli mektubunda ona olan aşkını son derece içli ifadelerle, aşk, muhabbet, sevgi ve hasret dolu sözlerle ifade etmiştir. Enver Paşa bu mektubuyla birlikte geceler boyu altında uyuduğu karaağaçtan bir dal ve bir yabani çiçek göndermiştir ruhuna ve elmasına… Enver Paşa, Naciye Sultan’a öylesine aşık bir adamdı ki Naciye Sultan için kalemini eline aldığında adeta bir şaire dönüşürdü. Bir mektubunda yalnız Naciye Sultan için yaşadığını ve bundan sonra da onun için yaşayacağını söylemiştir. Başka bir mektubunda Cengiz’in, Timur’un tacını tahtını, hatta İstanbul’daki tahtı parçalarım senin için diyor yegâne sevgilisi Naciye Sultan’a. Bunlar Enver Paşa’nın dilinden, kalbinden, kaleminden dökülen öylesine duygulu, aşk ve muhabbet dolu sözler olarak tarihe geçmiştir.

Enver Paşa’nın karaağaçtan aldığı o meşhur seksen küsur senelik çiçek şimdi torunu Osman Mayatepek’in evinde bulunuyor.

4 Ağustos 1922’de bir kurşun yüzünden şehit düşen, gönlünde Turan İmparatorluğu hayalleriyle toprağa gömülen Enver Paşa’yı saygı, sevgi ve özlemle anıyoruz.

 Kaynakça

Bardakçı, M. (2016). Naciyem,r’uhum, efendim… İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

İnan, A. (1977). Enver Paşa’nın Özel Mektupları. Ankara: İmge Kitabevi.

Bir Cevap Yazın