Tarih

"11 dakikada oku"İzmir’in İşgali ve Bristol Raporu

 Bristol Raporu, Kurtuluş Savaşı esnasında Paris’teki Yüksek Barış Komisyonu’nun isteği üzerine, dünya kamuoyunu tatmin etmek amacıyla İzmir ve çevresinde Yunan işgali sonrasında ortaya çıkan durumu soruşturmakla görevlendirilen Amiral Mark Lambert Bristol’un başkanlığını yapmakta olduğu kurul ile hazırlanmıştır (Ağustos 1919- Ekim 1919).

  ABD’li Amiral Bristol başkanlığında Fransız, İtalyan ve İngiliz generallerinden oluşan bu heyet, Batı Anadolu’da yapmış olduğu incelemelerde, Türklerin uğradıkları zulüm ve haksızlıkları, gerçeğe bağlı kalarak, tarafsız olarak yansıtmıştır.

   Rapor, 7 Ekim 1919 tarihinde Paris Barış Komisyonu’na sunulmuş; 13 Ekim 1919 tarihinde ise kurulun görevi sonlanmıştır.

BRİSTOL RAPORU DETAYLARI

 Yunanlıların, İzmir ve İzmir’in komşusu olan şehir ve kasabaları işgal etmesini kararlaştırmış olan Paris Barış Konferansı, yapılan bu işgali haklı göstermek amacıyla Türklerin bu yörede Hristiyanları katletmek için hazırlık yapıyor olduklarına dair bir haber uydurmuştu. Konferans üyeleri alınan bu kararların uygulanması sırasında Türklerin silahlı bir direnişe geçeceklerini hesaba katmamış; Türk milletinin, Yunan istilasına ve diğer istilalara karşı cepheler kurmak ve kongreler düzenlemek amacıyla direnişe geçtiğini görünce şaşırmışlardır. Bu raporun, Türklerin lehine olması ve dünyanın tarafsız olan bazı yayın organlarında da paylaşılması şaşkınlıklarını daha da arttırmıştır.

İzmir'in işgalini haber veren gazete.

   Türk direnişini gevşetmek ve tarafsız dünya kamuoyunu tatmin etmek amacıyla bir araştırma heyeti seçilmiş ve bu heyet Batı Anadolu’ya gönderilmiştir. ABD’li Amiral Bristol’un başkanlığında Fransız, İtalyan ve İngiliz generallerinden oluşturulmuş bu heyetin görevi, İzmir’in işgali esnasında Yunanlıların yaptığı mezalimin (baskı altında ezmeler, haksızlıklar, zulümler)’in sebep ve sonuçlarını meydana çıkarmaktı. Heyetin, aylarca devam eden çalışmaların ardından 7 Ekim 1919 tarihinde yayımladığı raporun metni şu şekildedir:

  • Ateşkesin ardından İzmir ve çevresinde Hristiyanların güvenliği tehlikede değildir. Savaş esnasında bu ildeki Rumlar göç ettirildiyse de Nurettin Paşa’dan sonra İzmir valiliğine tayin edilen İzzet Bey, bütün halkı, ırk ve mezhep farkı gözetmeksizin iyi idare etmekteydi.
  • Aydın ilinin ve özellikle de İzmir’in güvenliği için ateşkes şartlarının yedinci maddesi, İzmir çevresinin işgali için sebep teşkil edemezdi. İlin iç durumu da İzmir’e İtilaf Kuvvetlerinin çıkarılmasını gerektirecek şekilde değildi. Aksine, Yunan ordusu İzmir’e çıkar çıkmaz durum bozulmuş ve Yunan kuvvetleriyle Türk çeteleri arasında savaş bozulmuştur.
  • İzmir’e asker çıkarılırken Türk yetkililer tarafından kesin olarak bir direnme gösterilmemiş olup tek tek bazı Türklerin ateşi ile karşılaşıldığı doğrudur.
  • Yunan askeri, siyasi, dini temsilcileri, halkı yatıştırmak için hiçbir şey yapmamışlardır. Karaya çıkarılan kuvvetleri takdis (kutsama) için Metropolit’in yaptığı takdis töreni, çok üzücü bir etki yapmıştı. Askerler geçerken Hristiyan halkın aldığı hakaret şekli, Müslüman halkı kışkırtarak, duygularını inciterek direnmeye zorlayacak şekildeydi.
  • İçinde subaylar, hatta vali bile olan esir kafileleri, Konak’tan Patris adlı vapurun tutuklu yerine götürülürken, Hristiyan Rum halkı ile bazı Yunan erlerinin saldırıları ile karşılaşmışlardır. Bunların eşyaları çalınmış ve elleri yukarı kaldırılarak ‘Yaşasın Venizelos!’ diye bağırmaya zorlanmışlardır. Elleri yukarıda yürüyen tutsaklardan birkaçı parçalanmıştır. Bir-iki subay dışında hiç kimse engel olamamıştır.
  • Mayıs’ın on beşinci gününü izleyen günler içinde Yunan askeri makamlarının tutukladığı 2.500 kişi arasında 14 yaşından aşağı pek çok çocuk da bulunuyordu. Bazı okulların öğrencileri ve öğretmenleri, Patrik vapurunda hapsedilerek günlerce sefalet içinde kaldılar ve sağlıksız şartlar içinde yaşadılar.
  • 14 ve 15 Mayıs günlerinde Müslümanlara ve onların evlerine karşı pek çok saldırı olmuştur. Pek çok Türkün fesleri başından alınarak yırtılmıştır. Kadınlara tecavüz edilmiş, birkaç tanesini de öldürmüşlerdir; bunları yapanların çoğu Rum’dur. Yunan askerlerinin de bu gibi tecavüzlere ve mallara el koyma işlerine ortak oldukları görülmüş, askeri makamlar çok sonradan bunlara karşı ciddi tedbirler almak zorunda kalmışlardır.
  • Civar köylerdeki Rum halkı, işgalin haberini alır almaz Türklerin evlerini soyup, çiftlik hayvanlarına el koydukları gibi bu Rum köylerinden bazıları da birkaç Müslümanı öldürmüşlerdir.
  • Yunan Komiserinin, 20 Mayıs tarihli emre aykırı hareket ederek, İşgal Ordusu Komutanı’na fazla yetki vermesi, Aydın’ın işgali ve İtilaf Devletleri temsilcisinin izin almadan Turgutlu ve Manisa’ya kadar genişletilmesi için 23 Mayıs 1919 tarihli askeri hareket emrinin verilmesine sebep oldu. Yüksek Komiser, bu noktadaki sorumluluğunu itiraf etti.
  • İzmir olaylarının bu bölgede yapmış olduğu kötü etkiye rağmen Yunan ordusunun ileri bir hareketle Manisa, Ödemiş, Aydın ve Nazilli bölgesine yerleşmesi, ilk günlerinde yolunda ve sessizlik içinde gerçekleşmiştir. Yunan Karargahı, orduya yardım etmek bahanesiyle köyleri dolaşan silahlı Rum gruplarına göz yummak suretiyle büyük bir suç işlemiştir. Bu gruplar birçok suç işlemiş ve her türlü tecavüze alet olmuşlardır.
  • İzmir olaylarının davet ettiği tepkiyi aşağıdaki olaylar şiddetlendirmiştir.
  1. İşgal bölgesinin sınırlandırılmasının geri bırakılması dolayısıyla meydana gelen kararsızlık,
  2. Yunan kuvvetlerinin hızla iç kesimlere ilerlemesi halkı dehşete düşürdü. Tanınmış Müslüman aileleri işgal edilen bölgeleri terk etmeye başlamışlardı. Türk ordusu ile jandarmasından erler kaçmakta idi, bu yüzden çete faaliyeti arttı.
  3. Silahlı Rum gruplarının yardımı ile Yunan ordusu tarafından Türk evlerinde yapılan aramalar, halkın heyecanını en üst dereceye çıkardı. Bu gibi tedbirler, ev dokunulmazlığını kutsal sayan Müslüman halkın duygularını kışkırtmıştır. Bunun sonucu olarak Aydın ilinde kargaşalığı hissettirebilecek bazı belirtiler görülmüştür ki, Yunan kuvvetleri işgal bölgesini genişletmeye ve ileri hareket için bunu sebep saymaya yeltenmişlerdir.
  • Türk çete ve asilerinin yaptıkları bazı suçlara Rumlar şiddetle karşılık vermişlerdir. Askeri durum, bu sonuçların bir kısmını haklı gösterebilirse de misilleme pek vahşice yapılmış ve iki taraftan ölenlerin sayısı oldukça çok olmuştur.
  • Yunan askeri Nazilli’den çekilmiş, beraberinde 30 Türk’ü de götürmüştür. Bunlardan birisi, yürüyemediği bahane edilerek yolda öldürülmüş; bir- ikisi yolda kaçmayı başarmışsa da geri kalanları, Köşk yerindeki çatışma sırasında Yunanlılar tarafından öldürülmüşlerdir.
  • Aydın’da yangından kurtulmak için kaçmak isteyen Türk kadın ve çocukları, sebepsiz olarak Yunan askerleri tarafından öldürülmüşlerdir.
  • Balacık ve Aydın arasındaki köylerin bütünü, askeri hareket sırasında yıkılmıştır.
  • Aydın’ın Yunan ordusu tarafından işgali, emlak ve ürünler bakımından çok zarar verici olmuş, hayvanlar yağma edilmiştir. Bunların önemli bir kısmı, Yunan ordusunun yiyecek ihtiyacı için harcanmıştır. Askeri hareketler ve çatışmalar sırasında köyler yakılmıştır. Bu yüzden sekiz milyon liralık zarar vardır. Halk, köylerine dönmezse zeytin (ürünü) de mahvolacaktır.
  • 17 Haziran’da Menemen’de toplanan Yunan askerleri, savunmasız Türkleri sebepsiz parçalamışlardır. Birden fazla Türk’ün öldürüldüğü anlaşılmıştır. Bu katliamı Yunan Karargahı cezalandırmamış; erleri, subayları engelleyememiştir.
KİTABI SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYIN

VARDIĞIMIZ SONUÇLAR

  • İzmir ve Aydın’da Yunan işgali sebebiyle meydana gelen durum doğru değildir. Çünkü;
  1. Güvenlik ve huzuru korumaktan başka bir gayesi olmayan işgal, bir ilhakın bütün şekillerini göstermektedir. Yalnız Yunan Yüksek Komiseri idareye hakimdir. Görev başında kalmış Türk makamları hiçbir yetkiye sahip değildir. Bunlar artık İstanbul’dan hiçbir emir almamakta ve polisle jandarma da ortadan kaybolduğundan, kararlarını uygulatma imkanına sahip değillerdir.
  2. Yerine getirilecek görev, geçici ve gayesi güvenliği korumak ise, işgal, Yunanistan’a bu görevle ölçülemeyecek büyük ölçüde askeri fedakarlıklar yüklemektedir.
  3. İşgal, bugünkü şekliyle açlık tehdidi altında bulunan halkın ihtiyaç duyduğu güvenlik ve huzurun geri getirilmesi ile bağdaşmamaktadır.

amiral bristol ve ekibi

  • Komisyon şu noktaları belirtir:
  1. Türkiye’nin işgalinin gayesi, güvenliğin ve huzurun korunması ise, bu işgal görevi, Yunan birlikleri yerine, Anadolu’daki Yüksek Müttefik Komutanlığı emrindeki Müttefik Kuvvetlere verilmelidir.
  2. Barış Konferansı, bu memleketin Yunanistan’a tamamen ve kesin olarak ilhakına karar vermek niyetindeyse, Yunan kuvvetleri yalnız başına işgali devam ettirebilir. Bu durumda da Türk kuvvetlerine karşı hareket serbestliği Yunan komutanlığına bırakılmalıdır.
  3. Yukarıda söz konusu olan düpedüz ilhak, milliyet bakımından çoğunluğa saygıyı gerektiren prensibe aykırı olacaktır. Çünkü, bu işgal bölgesinde, İzmir ve Ayvalık hariç, Türk nüfusun Yunan nüfusuna olan üstünlüğü, itiraz götürmeyecek şekilde açıktır. Şimdiye kadar direnme isteğini esasen belirtmiş olan Türk Milli Kamuoyunun bu ilhakı kabul etmeyeceğini bildirmek, Komisyonun görevidir. Türk Kamuoyu, ancak kuvvet karşısında, yani Yunanistan’ın yalnız başına başarı sağlama ihtimali olmayan askeri bir hareket sonucu, boyun eğecektir.
  • Bu şartlar altında Komisyon şu tedbirleri teklif etmektedir:
  1. Yunan birliklerinin tamamının veya bir kısmının, daha az sayıdaki Müttefik Kuvvetleri ile en kısa zamanda değiştirilmesi.
  2. Yunan onurunun korunması için Yunan kuvvetlerinin bir kısmının işgale katılmaları kararlaştırıldığı takdirde, bunların Türk Milli Kuvvetleri ile her türlü doğrudan temasta bulunmalarını önlemek için işgal altındaki bölge içinde dağılmaları.
  3. Müttefiklerin işgali sonrası Türk jandarmasının, müttefiklerarası subayların idare ve komutası altında en kısa zamanda yeniden teşkilatlandırılmasının Türk Hükümetinden istenmesi halinde, bu jandarma kuvvetleri en kısa zamanda bütün bölgedeki güvenliği sağlayacak ve Müttefik birliklerinin yerini alacak duruma getirilecektir.
  4. Jandarmayı yeniden teşkilatlandırırken Türk Hükümeti aynı zamanda sivil yönetimi de yeniden düzene koymalıdır.
  • Milli Hareketin Başkanları, direnmelerinin yalnız Yunanlılara karşı olduğunu birçok defalar tekrar etmiş olduklarından yaptığımız teklifler, kendilerine silahlı direnme için sebep bırakmayacak ve İstanbul Merkezi Hükümeti’ne, sahip olmadığı otoriteyi yeniden kazandıracaktır. Bu takdirde milis kuvvetlerinin terhisine hiçbir engel kalmayacaktır. Aksi durumda İtilaf Devletleri, Türklerin Milli Hareket Başkanlarının ve Türk Hükümeti’nin anlaşmaya uyulması hakkındaki sözlerine ne dereceye kadar inanılabileceğini bizzat görecektir.

Bristol Raporu ile, Türk Milli Mücadelesinin haklılığı bir kez daha milletlerarası bir heyet tarafından ifade edilmiştir. İtilaf Devletleri tarafından dikkate alınmayan bu rapor, Kuvâ-yi Milliye güçlerince mücadelenin haklılığını gösteren bir silah olarak kullanılmıştır.

Kaynakça

AbdullahÖzkan. (2005). A. Özkan içinde, A’dan Z’ye Kurtuluş Savaşı ve Atatürk Dönemi (s. cilt 1- 220. sayfa). İstanbul: Morpa Ofset.

Bir Cevap Yazın