Tarih

"19 dakikada oku"İstemi Yabgu Zamanında (552-576) Türk-Bizans İlişkileri

Göktürkler’den Önce Bizans-Türk¹ İlişkileri

Asya’da Büyük Hun İmparatorluğu’nun yıkılmasıyla birlikte Hunlar dağılmış, dört tarafa göç etmişlerdi. Hunlardan büyük bir grup 370’li yıllarda Gotları mağlup ederek Tuna Nehri’ni geçti ve Pannonia civarında görüldüler.² Bu Hun kütlesinden kaçan barbar kavimler, Roma sınırını geçip Roma’ya yığıldılar ve buna daha fazla dayanamayan Roma İmparatorluğu 395 yılında Batı Roma ve Doğu Roma olarak ikiye ayrıldı. Yazımızın konusu olan Doğu Roma (yani Bizans), 412 yılında Hun hükümdarı Karaton’a Olympiodoros adlı elçiyi gönderip barış imzaladı.³ Bu tarihten sonra ilk defa 422 yılında ortaya çıkan Hunların başında Rua bulunmaktaydı. Aynı yılda Rua, Bizans’ın iç meselelerinden faydalandı ve Makedonya ile Trakya’yı işgal etti.⁴ Rua, 430 ve 434 yıllarında da Trakya’ya girdi ve Bizans için tehdit olmaya devam etti. 434 yılında Bizans, Hunlarla antlaşma sağlamak için elçiler yollamıştı ancak Rua öldü. Yerine yeğenleri Bleda ve Attila yönetimi devraldılar. Attila, antlaşmayı yapmak üzere hemen yola çıktı ve Margus’a geldi. Atından bile inmeden isteklerini sıraladı ve bunları Bizans elçilerine antlaşma şartları olarak kabul ettirdi.⁵ Attila 441 ve 447 yıllarında Balkanlar üzerine iki büyük sefer yaptı ve ikincisinin sonunda Anatolius Antlaşması’nı imzaladı.⁶

Türk-Sasani İttifakı ve Ak Hunların Yıkılışı

Hunların soyundan olan Türkler⁷, 552 yılında, emri altında bulundukları Juan-Juanları mağlup etmişler ve devletlerini kurmuşlardı. Büyük Kağan olan Bumın, kardeşi İstemi’yi ülkenin batı ucuna yabgu olarak gönderdi. İslam tarihçisi Taberî, İstemi Yabgu’dan “bütün Türklerin en güçlüsü, en cesuru ve en kalabalık orduya sahip olanı” diye söz eder.⁸

İstemi Yabgu hızlıca harekete geçti. İlk olarak Töles ve On Ogur boylarını hakimiyeti altına aldı.⁹ Batı Türkistan’daki birçok şehrin İstemi tarafından ele geçirilmesiyle Türkler, İpek Yolu’na hâkim olup Ak Hunlarla komşu haline geldiler. İstemi Yabgu siyasî anlamda da bazı girişimlerde bulunmuştu. İslam kaynaklarında Fâkım adıyla anılan kızını Sasani hükümdarı Anuşirvan’a gelin olarak gönderdi.¹⁰ Bu evlilikle birlikte müttefik olan Türkler ve İranlılar ortak hareket ederek bir başka Türk devleti olan Ak Hunlara saldırıp onları yıktılar. Bu saldırıda büyük kağan Mukan da bulunmaktaydı.¹¹ Ak Hunların toprakları, Ceyhun nehri sınır yapılarak paylaşıldı ve Sasaniler Türklere vergi ödemeye başladı.¹² Bu olaydan önce Ak Hunlara tâbi olan tüccar kavim Soğdlar da Türklerin emrine girmişti. Bununla birlikte Türkler, 557 yılında yapılan bu savaşla, 5 senede topraklarını inanılmaz derecede genişletmeyi ve dünya gücü hâline gelmeyi başarmışlardı. Onların bu istila hızı, belki de Moğol istilasından bile hızlıydı.

Anuşirvan, İpek Yolu’nu ele geçirmek istiyordu ve bu amaçla ilk olarak ülkesi üzerinden Bizans’a yapılan ipek ticaretini durdurdu.¹³ Böylece ipek tüccarı olan Soğdlar ve onlardan vergi alan Türkleri maddi anlamda zor duruma sokmuş oldu. Ardından İstemi’nin gönderdiği iki elçilik heyetinden ilkinin satmak için getirdiği ipekleri yakıp, ikincilerini öldürmüş, ardından da İran’ın havasından öldüklerini söylemişti.¹⁴

İstemi Yabgu’nun Bizans’a Gönderdiği Elçilik Heyeti

İpeklerini Sasanilere satamayan Soğdlardan Maniakh, İstemi Yabgu’ya Bizans’la ilişki kurulmasını tavsiye etti ve bir görev verilmesi hâlinde kendinin hazır olduğunu belirtti. İstemi bu tavsiyeye uydu ve Maniakh başkanlığında bir heyeti, 568 yılında İstanbul’a gönderdi.¹⁵ Türk elçilik heyeti Hazar Denizi üzerinden Kafkaslar’ı geçti ve İstanbul’a ulaştı. Menander onların yolculuğunu anlatırken “pek çok yollar kat ettikten ve birçok diyarları geçtikten ve bulutlara ulaşan muazzam dağlardan, düzlüklerden ve orman vadilerinden, bataklıklardan ve nehirlerden, birbirinden değişik bölgelerden geçti ve nihayet Kafkaslar’ı aştıktan sonra Bizans’a ulaştı” ifadelerini kullanır.¹⁶

Bu sırada Bizans Tuna civarında Avar tehdidi altındaydı. Ayrıca Sasanilerle yapılmış olan 50 senelik barış antlaşması gereği onlara vergi veriyorlardı. Türk heyetinin satmaya geldiği ipek ise Bizans için oldukça önemliydi. Zira bundan önce İmparator Iustinianos devrinde ipek ihtiyacı karşılanamamış, bir Güney Arabistan halkı olan Himyerîler dahi Bizans’a ipek getirmeye teşvik edilmişti.¹⁷ Sasanilerin de ülkeleri üzerinden Bizans’a giden ipek ticaretini kesmeleri üzerine imparatorluk, bu anlamda iyice zora girmişti.

Maniakh, İmparator II. Iustinus’un huzuruna çıktı, İstemi Yabgu’nun hediyelerini teslim etti. İmparator, Türkçe mektubu tercümanlar ile okudu ve Türk elçilerine lütûfkâr davrandı. Ardından İmparator, elçilik heyetine Türkler hakkında bilgiler ile Ak Hunları nasıl yendiklerini, Ak Hunların şehirlerde mi yoksa köylerde mi yaşadığını sordu. Heyet, şehirlerde yaşayan Ak Hunların tamamen yok edildiğini ve Türklerin onların şehirlerinin efendisi olduklarını söyledi. İmparator Ak Hunlarla yapılan mücadele sırasında Türklerden kaçan Avarları da sordu ve heyet buna cevap olarak 20.000 kadar Avar’ın kendilerinden kaçtığını söyledi.¹⁸

Daha sonra Türk elçileri Romalılar ve Türkler arasında bir savunma ittifakı kurulup barış yapılmasını tavsiye ettiler. Bizans için tehdit olan herkesle de kendi topraklarının neresinde olursa olsun savaşacaklarını söylediler. Bunları söylerken Maniakh ve beraberindekiler iki ellerini de havaya kaldırdılar, sözlerinden dönmeleri hali için İstemi’ye, kendilerine ve Türk milletine lanet okudular.¹⁹ Sonuçta Türk-Bizans ticarî, siyasî ve askerî ittifakı böyle kurulmuş oldu.

Bizans Elçisi Zemarchus’un Türk Ülkesine Gönderilmesi

İmparator II. Iustinus 568 yılının ağustos ayında, doğu eyaletleri yöneticisi olan Kilikyalı Zemarchus’u, Maniakh ve beraberindeki Türk heyetiyle birlikte İstemi Yabgu’ya elçi olarak göndermeye karar verdi. Tüm hazırlıkları tamamladıktan sonra yola çıkan heyet Soğdların topraklarına geldiklerinde bir grup Türk onlara demir satmak istedi. Menander’e göre bu, demiri çıkartmanın ve işlemenin zorluğuyla birlikte, kendilerinin bunu yapabildiğini belirttikleri bir gövde gösterisiydi.²⁰ Başka bir grup Türk de kötü ruhları kovmak için Bizans heyetinin yanına geldi. Elçilik heyetinin mallarını yola yığan bu Türkler, buhur ağacının dallarından bir ateş yakıp ziller ve davullarla delirirmişçesine hareketler yaptıktan sonra Zemarchus’u yaktıkları ateşin üzerinden geçirdiler.²¹ Böylece onları ve kendilerini kötülüklerden arındırmış oldular.

Yukarıda anlatılan töreni gerçekleştiren Türkleri de yanına alan heyet, İstemi Yabgu’nun otağının bulunduğu Ak-Dağ’a (Ektag) vardı. Erhan Aydın bu dağın, Ebinur Gölü ile Tekes Nehri arasında olabileceğini söylemektedir.²² Her ne kadar Menander buranın adının Grekçe’de “Altın Dağ” olduğunu söylese de muhtemelen burası Altay Sıradağları’na dahil olduğu için bu anlamı vermiştir.²³ Bu dağda bulunan bir boğazdaki otağa giren Bizans elçileri İstemi Yabgu’yu, lüzum olduğunda bir at ile çekilen iki tekerli tahtında gördüler. Otağ, ustaca bir şekilde, renkli ipeklerle döşenmişti.²⁴

Bizans heyeti İstemi’yi Türk adetlerine göre selamlayıp hediyelerini sundular. Ardından Zemarchus şunları söyledi: Sana, bunca halkın yüce hükümdarı, bizim kudretli İmparatorumuz benim aracılığımla bildiriyor ki, talihin sana gülsün ve başarı getirsin, sen ki Romalıların kaderinden sevinç duyan ve bizi üstelik konukseverce kabul edensin. Ve düşmanlarını her zaman tetikte tutabilip onlardan ganimet koparabilmek sana nasip olsun. Ayrıca kıskançlık bizden uzak olsun, çünkü o, dostluğun bağlarını koparmaya muktedirdir. Türk kavimleri ve onlara tâbi olan herkes bana iyi hizmetler versin; o zaman sizler de bize karşı aynı zihniyeti taşıyacaksınız.”²⁵ İstemi de iyi dileklerde bulundu ve ardından yemeğe geçtiler. Türkler onlara kımız ikram ettiler.

Ertesi gün, en az önceki günkü çadır kadar süslü olan başka bir çadırda toplandılar. İstemi’nin som altından bir tahtta oturduğu bu çadırda heykeller, altın vazo ve maşrapalar, altın testiler de vardı. O gün de gerekli konular konuşulduktan sonra dağıldılar.²⁶

Üçüncü gün de, içinde altın kaplama ahşap sütunlar ve yine altından yapılmış dört tavus kuşunun taşıdığı bir yatağın olduğu başka bir çadıra geldiler. Çadırın önünde içinde gümüş tepsi, kap kacak vb. dolu olan arabalar dizilmişti. Yine gümüşten yapılma birçok hayvan heykeli de vardı ve bunların Bizanslıların sahip olduklarından hiç farkı yoktu.²⁷ Tüm bunlar Türklerin sanıldığı gibi barbar ve kaba değil aksine sanatta da oldukça gelişmiş olduğunu gözler önüne sermektedir. Özellikle Bizanslı tarihçi Menander’in kullandığı “bizimkilerden hiç de aşağı kalmayan” ifadesi çok önemlidir.

Bu üçüncü günde yapılan görüşmede İstemi Yabgu, Zemarchus’un Bizans heyetinden 20 kişiyle birlikte Sasaniler üzerine yapacağı sefere katılmasını, kalan Romalıların da Kholiatai’da Zemarchus’u beklemelerini istedi. Yabgu ayrıca bir Kırgız kızını Zemarchus’a cariye olarak verdi.²⁸

Sefere çıkan İstemi Yabgu ve Zemarchus, Talas’ta mola verdikleri sırada bir Sasani elçisi geldi. Yabgu onu da akşam yemeğine çağırdı fakat Bizans heyetine daha fazla ilgi gösterdi. Yemek sırasında da Sasaniler hakkında pek çok iğneleme yapması sonucunda Sasani elçisi sinirlendi ve İstemi’ye ağır sözler söyledi. Öyle ki; orada bulunan herkes onu fevkalade şaşkın bir şekilde dinlediler.²⁹ Ardından İstemi, Zemarchus ve yanındakileri diğer Romalıların yanına yolladı ve yanlarına ölmüş olan Maniakh’ın yerine Tagma Tarkan adlı biriyle Maniakh’ın oğlunu verdi. Zemarchus dönüş yolundayken maiyetinden George adlı birini, İmparatora dönmekte olduklarının haberini vermesi için önden yolladı. George’un yanında 12 de Türk vardı.³⁰

Zemarchus ve heyeti yolda pek çok tehlikeler atlattı. Ogurların topraklarına vardıklarında İstemi’ye bağlı bulunan Ogur Beyi onlara, 4 bin Sasani askerinin kendilerine pusu kurduğunu söyledi ve tulumlara su doldurup verdi. Bizanslılar etrafa istihbaratçılar gönderdiler fakat ortalıkta hiç Sasani birliğine rastlayamadılar.³¹ Sonrasında Alan topraklarına varan elçilik heyetini, Alan hükümdarı Sarosius, Miusimiaların bölgesinden geçmemeleri konusunda uyardı. Bunun üzerine Zemarchus on hamalı ve ipekleri o bölgeden yollarken kendisi de sırasıyla Apsilia, Rogatorium, Trabzon üzerinden ilerleyerek sonunda İstanbul’a ulaştı (571).³²

Bizans Elçisi Valentinos’un Türk Ülkesine Gönderilmesi

Bizans İmparatorluğu, İstemi Yabgu ile “birbirlerinin dostuna dost, düşmanına düşman” olacaklarını bildirdikleri antlaşmaya rağmen Avar baskısına dayanamadı ve 571’de (Zemarchus’un İstanbul’a döndüğü sene) onlarla barış imzaladı. Böylece Avarlar Pannonia bölgesine girmiş oldular.³³

576 yılında İmparator Tiberius, Valentinos’u Türkler’e elçi olarak gönderdi. Valentinos yola çıkarken uzun süredir İstanbul’da bulunan 106 Türk’ü de yanına aldı.³⁴ Bunlar çeşitli sebeplerle İstanbul’a gelmişlerdi ve belirtildiği gibi uzun süredir buradalardı. Valentinos, Sinop’tan Kırım’a oradan sonra da Aral Gölü’nün kuzeyinden Türk Şad’ın karargâhına vardı.³⁵ Valentinos oldukça nazik bir şekilde İmparatorun selamlarını sundu. İstemi Yabgu zamanında varılan antlaşmayı tazelemek için geldiklerini, kendilerinin Sasaniler ile savaşta oldukları için Türklerin de Sasanilere saldırması gerektiğini söyledi. İstemi Yabgu’nun oğlu olan Türk Şad, Bizanslılara karşı çok sinirliydi. Hemen şöyle cevap verdi:

“Sizler şu on dil ve sadece tek bir dalavere bilen Romalılar değil misiniz? (ardından on parmağını ağzına sokarak) Şimdi nasıl on parmak ağzımın içindeyse, siz Romalılarda daha fazla dil kullanıyorsunuz: Biriyle beni, diğeriyle de benim tebaam olan Avarları kandırıyorsunuz. Zaten her türlü konuşmalara ve sinsice çarelere başvurup bütün halkları kandırdıktan sonra onları bir de hakir görürken, onları horlayıp alaya alıyorsunuz, kendinize ise çıkar sağlamayı biliyorsunuz. Böylece siz elçiler de yalanlarla donanmış olarak bana geldiniz ve sizi gönderen de aynı ölçüde bir yalancıdır. Sizleri şimdi hiç vakit kaybetmeden ortadan kaldıracağım; çünkü bir Türk erkeği için yalan söylemek tamamen alışılmamış ve yabancı bir şeydir. İmparatorunuz ise, benimle dostane ilişki sürdürürken, bizim tebaamız ve efendilerinden kaçmış olan Avarlar ile ittifak kurduğunu iddia ettiği için, hak ettiği cezayı bulacaktır. Ancak bunlar Türk tebaası olarak, benim istediğim anda elbette tekrar bana döneceklerdir ve benim kamçımı üzerlerinde savrulur gördüklerinde de yeryüzünün sonuna kadar kaçacaklardır; ancak, bize kafa tutarlarsa ki, muhtemeldir, o zaman kılıçlarla öldürülmeyecekler, fakat atlarımın nalları altında ezilecekler ve karınca gibi yok edilecekler. Avarlar gelince, bundan emin olabilirsiniz.

Ama neden siz Romalılar benim elçilerimin Bizans’a Kafkaslar üzerinden geçmelerini sağladınız ve bana, seyahat edebilecekleri başka bir yolun olmadığını söylediniz? Bunu sadece, arazinin güçlüklerinden dolayı Roma İmparatorluğu’na saldırmaya yanaşmayayım diye yaptınız. Fakat ben, Dnyeper’in, Tuna’nın ve Meriç’in de nereden aktıklarını ve bizim kölelerimiz olan Avarların nereden doğru Roma bölgelerine geçtiklerini gayet iyi biliyorum. Ben sizin gücünüzü çok iyi tanıyorum, çünkü güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar bütün yeryüzü bana tâbidir. Siz sefiller, Alan halklarını ve On Ogurların kavimlerini aldattınız; bunlar bütün cesaretleriyle ve kendi güçlerine güvenerek, zapt edilemez Türk halkının karşısına dikildiler, fakat ümitlerinin hiçbiri gerçekleşmedi. Bundan dolayı bize itaat ediyorlar ve bir köle gibi hizmet ediyorlar.”³⁶

Elçi Valentinos karşılık olarak şunları dedi:

“Türklerin hükümdarı, eğer senin elinden ölmek -ki bundan dolayı bütün insanların nezdinde kötü bir adın çıkardı- fazlasıyla kötü ve lanetlenecek, herhangi bir başka ölümden de daha mahvedici bir şey olmasaydı ve daha önce böylesine melun bir harekette bulunmaya hiçbir zaman cüret etmemiş olan sen, elçileri öldürüp böylece duyulması bile korkunç yapılması ise daha da feci ve iğrenç gözükecek olan bir harekette bulunacaksan, o zaman bugün burada senin kılıcınla ölmek isterim, çünkü duydum ki, sadece benim İmparatorum yalanlardan hoşlanmakla kalmıyormuş, onun bizzat elçilik heyeti de yalan söylüyormuş. Bundan dolayı sana yalvarıyoruz, bize daha yardımcı biçimde eğil, öfkeni dizginle, hiddetli yapını insaniyetlikle yumuşat ve elçilerin dokunulmazlığı kuralına itaat et. Çünkü bizler barışın hizmetkârları ve kutsal inanışın savunucularıyız. Ayrıca, babadan kalan ülkeyi ve kaderi miras olarak almış olan ve baba dostlarını izlemiş olan sen de, sanki bunların da bir baba malıymış gibi davranmak zorundasın; çünkü senin baban İstemi gönüllü olarak devletimize dostluk teklif ettiğinde, Perslerden çok Romalıların dostu olmayı arzu ediyordu. Böylece karşılıklı ilişkimiz sizin için şimdiye kadar zedelenmemiş ve sarsılmaz olarak kalmıştı ve biz de aynı dostane tavrı sürdürüyoruz. Ancak, ben gayet iyi biliyorum ki, sizin konumunuz sadece bu suretle daim olacaktır; çünkü yakın olana dürüstçe sergilenen ve hiçbir zaman adaletin yolundan sapmayan bir zihniyet, önemsiz bir fikir ayrılığı yüzünden nankörlüğe dönüşmeyecektir.”³⁷

Türk Şad, Bizans’ın antlaşmayı bozduğuna da sinirlenmişti ama babası İstemi’nin yeni ölmüş olmasının da bunda büyük etkisi vardı. Türk Şad, Bizanslılardan Türk adetlerine uyup yüzlerini çizip yas tutmalarını istedi, Bizanslılar da buna uydu. Yas töreni bittikten sonra da Türk Şad, Valentinos ve yanındakilere öfke püskürmeye devam etti ve Kırım’daki Bosporus’un alınacağını söyledi. Zira Valentinos Türk ülkesinin batı kanadının yeni sorumlusu ve İstemi’nin büyük oğlu Tardu’nun yanına giderken, Bohan (Bokhanus) adlı Türk komutanı yola çıktı ve Utrigurların lideri Anagai ile birlikte Bosporus’u ele geçirdi.³⁸ Bu, Türk Kağanlığı’nın batıda ulaştığı son toprak oldu.

Bosporus ele geçirildiğinde, Roma elçileri Türklere yakındı. Türklerin de Romalıları savaşa kışkırttığı açıktı. Bu nedenle, Valentinos da dahil olmak üzere, Bizans elçileri Türk Şad tarafından gözaltına alındı, hakaret ve alaya uğrayan heyet, başka türlü kötü muameleler gördükten sonra uzaklara gönderildiler.³⁹


Dipnotlar

1- Yazımızın devamında “Türk”ten kasıt sadece Göktürkler’dir.
2- Ali Ahmetbeyoğlu, Avrupa Hunları, Yeditepe Yayınevi, İstanbul 2017, s. 67.
3- Ahmetbeyoğlu, age., s. 79.
4- Ahmetbeyoğlu, age., s. 81.
5- Ahmetbeyoğlı, age., s. 93.
6- Ahmetbeyoğlu, age., s. 108.
7- Liu Mau-Tsai, Çin Kaynaklarına Göre Doğu Türkleri, çev. E. Kayaoğlu-D. Banoğlu, Selenge Yayınları, İstanbul 2006, s. 13.
8- Tabari, Geschichte der Perser und Araber zur Zeit der Sasaniden, çev. T. Nöldeke, Leiden 1879, s. 158-159.
9- Ahmet Taşağıl, Gök-Türkler, TTK, Ankara 2019, s. 38.
10- Bu konu hakkında detaylı bilgi için bkz. Ahmet Altungök, Sâsânîler Dönemi İran Sarayında Bir Göktürk Gelini: Fakım, TOD, 2019/XLII, 1258-1280.
11- Taşağıl, age., s. 39.
12- Christopher I. Beckwith, Empires of the Silk Road, Princeton University Press, New Jersey 2009, s. 116.
13- Mehmet Tezcan, İpek Yolu’nun İran Güzergâhı ve İpek Ticaretine İran Engellemesi, Uluslararası Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim Dergisi, 3/1, 2014, s. 112.
14- Taşağıl, age., s. 40.
15- Edouard Chavannes, Çin Kaynaklarına Göre Batı Türkleri, çev. M. Koç, Selenge Yayınları, İstanbul 2007, s. 298.
16- Ali Ahmetbeyoğlu, Bizans Tarihçisi Menandros’un Türkler (Gök-Türkler) Hakkında Verdiği Bilgiler, Tarih Dergisi, S: 50, s. 15.
17- Hatice Palaz Erdemir, VI. Yüzyıl Bizans Kaynaklarına Göre Göktürk-Bizans İlişkileri, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul 2003, s. 19.
18- İmparator II. Iustinus ve Türk heyeti hakkında geçen bu konuşma için bkz. Ahmetbeyoğlu, agm., s. 15-16. İstemi Yabgu, Avarlar’ın kendilerinden kaçtığını öğrendiğinde “Onlar kuş değil ki Türklerin kılıçlarından kaçabilmek için gökyüzüne uçabilsinler, onlar balık değil ki sulara girip denizin derinliklerine saklanabilsinler; sadece yeryüzünde yolculuk edebilirler. Eftalitler ile savaşımıza son verir vermez, Avarlara saldıracağım ve benim kudretimden kaçamayacaklar” demişti. Bkz. İsmail Mangaltepe, Bizans Kaynaklarında Türkler, Doğu Kütüphanesi, İstanbul 2009.
19- Ahmetbeyoğlu, agm., s. 16.
20- Ahmetbeyoğlu, agm., s. 16.
21- Ahmetbeyoğlu, agm., s. 17.
22- Erhan Aydın, Tonyukuk Yazıtı’nda Geçen Ek Tag Üzerine, Belleten, LXX/257, Nisan 2006, s. 89.
23- Golden, Altay kelimesinin şu şekilde türediğini söyler: “Altay < *altañ ?” bkz. Peter B. Golden, Türk Halkları Tarihine Giriş, çev. O. Karatay, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2020, s. 129.
24- Ahmetbeyoğlu, agm., s. 17.
25- Ahmetbeyoğlu, agm., s. 17.
26- Ahmetbeyoğlu, agm., s. 18.
27- Ahmetbeyoğlu, agm., s. 18.
28- Ahmetbeyoğlu, agm., s. 18.
29- Ahmetbeyoğlu, agm., s. 18.
30- Ahmetbeyoğlu, agm., s. 19.
31- Ahmetbeyoğlu, agm., s. 19.
32- Ahmetbeyoğlu, agm., s. 20.
33- İsmail Mangaltepe, Avarlar (558-822), Doğu Avrupa Türk Tarihi, ed. O. Karatay & S. Acar, Kronik Kitap, İstanbul 2020, s. 206.
34- Ahmetbeyoğlu, agm., s. 21.
35- Ahmetbeyoğlu, agm., s. 21.
36- Ahmetbeyoğlu, agm., s. 22-23.
37- Ahmetbeyoğlu, agm., s. 23.
38- Ahmetbeyoğlu, agm., s. 23.
39- Ahmetbeyoğlu, agm., s. 23.

Kaynakça

Ahmetbeyoğlu, A. (2009). Bizans Tarihçisi Menandros’un Türkler (Gök-Türkler) Hakkında Verdiği Bilgiler. Tarih Dergisi(50), s. 11-25.
Ahmetbeyoğlu, A. (2017). Avrupa Hunları. İstanbul: Yeditepe Yayınevi.
Aydın, E. (2006, Nisan). Tonyukuk Yazıtı’nda Geçen Ek Tag Üzerine. Belleten, LXX(257), s. 83-94.
Beckwith, C. I. (2009). Empires of the Silk Road. New Jersey: Princeton University Press.
Chavannes, E. (2007). Çin Kaynaklarına Göre Batı Türkleri. (M. Koç, Çev.) İstanbul: Selenge Yayınları.
Golden, P. B. (2020). Türk Halkları Tarihine Giriş. (O. Karatay, Çev.) İstanbul: Ötüken Neşriyat.
Gömeç, S. (1999). Kök Türk Tarihi. Ankara: Akçağ Yayınları.
Kafesoğlu, İ. (1988). Türk Millî Kültürü. İstanbul: Boğaziçi Yayınları.
Koç, D. (2012). Süryanî Tarihçisi Efesli John (Ioann Ephesus)’un Gök-Türkler ve Avarlar Hakkında Verdiği Bilgiler. Türk Dünyası Araştırmaları(198), s. 93-109.
Mangaltepe, İ. (2009 ). Bizans Kaynaklarında Türkler. İstanbul: Doğu Kütüphanesi.
Mangaltepe, İ. (2020). Avarlar (558-822). O. Karatay, & S. Acar içinde, Doğu Avrupa Türk Tarihi (s. 193-226). İstanbul: Kronik Kitap.
Mau-Tsai, L. (2006). Çin Kaynaklarına Göre Doğu Türkleri. (E. Kayaoğlu, & D. Banoğlu, Çev.) İstanbul: Selenge Yayınları.
Onay, İ. (2018, Fall). Gök-Türk Döneminde Uluslararası İlişkiler ve Elçiler. Turkish Studies, 13(24), s. 141-160.
Palaz Erdemir, H. (2003). VI. Yüzyıl Bizans Kaynaklarına Göre Göktürk-Bizans İlişkileri. İstanbul: Arkeoloji ve Sanat Yayınları.
Tabari. (1879). Geschichte der Perser und Araber zur Zeit der Sasaniden. (T. Nöldeke, Çev.) Leiden: E. J. Brill.
Taşağıl, A. (2019). Gök-Türkler. Ankara: Türk Tarih Kurumu.
Tezcan, M. (2014). İpek Yolu’nun İran Güzergâhı ve İpek Ticaretine İran Engellemesi. Uluslararası Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim (TEKE) Dergisi, 3(1), s. 96-123.
 

Mersin Mehmet Akif Ersoy Sosyal Bilimler Lisesi'nde 11. sınıf öğrencisiyim. İslam öncesi Türk tarihi ile ilgileniyorum. Gök-Türkler ve Uygurlar esas ilgi alanım. Siyasî, içtimâî mezhebim Türkçülüktür.

Bir Cevap Yazın