İstanbul'un fethi
Tarih

"10 dakikada oku"İstanbul’un Fethine Giden Süreç ve Fatih Sultan Mehmed

İstanbul’un fethi hem Osmanlı Devleti hem de Batı dünyası için büyük önem taşımaktadır. Fatih’in, İstanbul’u fethi konusundaki isteğini iyi anlayabilmemiz için onun karakteristik yapısını, olaylara bakış açısını bilmemiz gerekir. Fatih Sultan Mehmed, fethe giden yolda her adımı bizzat kendisi planlamış ve kararlı kişiliğinden ödün vermemiştir. O, bu süreçte atalarının İstanbul’u kuşatmaya alıp fethedememelerinin nedenlerini sorgulamış, aynı hataları tekrarlamamaya gayret göstermiştir.

Fatih’in İlk Tahta Çıkışı ve Sonuçları

II. Murad’ın şehzadelerinden, Mehmed’den beş yaş büyük Alâeddin Ali Çelebi, epeyce bir süreden beri “Selatin-i Al-i Osman-ın darü’l-mülk-i kadimi” olarak Amasya’da hükûmet ediyor ve o zaman büyük önem kazanmış olan merkezden bir gün Osmanlı tahtına gelmeyi düşünüyordu.[1] 1443 yılında Karamanoğulları’nın Anadolu’ya saldırısı esnasında çıkılan seferde, güç ve yeterliliğini fazlasıyla göstermiş bulunmaktaydı. Sultan II. Murad bu seferden Edirne’ye döndüğü zaman Şehzade Alâeddin’in öldüğü haberini aldı. Bu hadise sonrasında II. Murad, tahtı, oğlu Çelebi Mehmed’e bırakarak Manisa’ya çekildi (1444).

II. Murad tahtını oğlu II. Mehmed’e bıraktıktan sonra devlette iç karışıklıklar baş gösterdi. Sultan’ın tahtı oğluna bırakması sonucu payitahttaki paşalar arasında bir çekişme baş verdi. II. Murad’ın devlet işlerini Çandarlı Halil Paşa’ya bırakması tartışmalara yol açmıştı. Çünkü, Şehabeddin Şahin ile şehzade lalası Nişancı İbrahim ve Zağanos Paşa idareyi II. Mehmed adına ondan almak istiyorlardı.[2] Bu esnada Haçlı Ordusu; tahtta çocuk yaşta birinin bulunmasından yararlanarak bir araya geldi ve Osmanlı topraklarına, Varna’ya doğru yola çıktı. Kassabzade Mahmud Bey’in, II. Murad’ı ikna etmesi sonucu sultan, ordunun başına geçti ve Varna Savaşı kesin Osmanlı zaferi ile sonuçlandı. Savaş sonrasında II. Murad tekrar tahta geçmiş, II. Mehmed tahttan indirilmiştir (1446). İşte bugünden sonra Fatih’in kafasında hem kendi otoritesini oturtturabilmek hem de başarısız sayıldığı ve bir “darbeyle” tahttan uzaklaştırıldığı ilk saltanatının izlerini ortadan kaldırmak[3] için İstanbul’u fethetme düşüncesi zihninde oluşmuştur diyebiliriz.

Fatih’in İkinci Tahta Çıkışı ve Fethe Giden Yol

Sultan Mehmed, babası II. Murad’ın 3 Şubat 1451’deki ölümünden iki hafta sonra tahta yeniden oturdu. Yukarıda da belirttiğimiz üzere İstanbul’un fethi düşüncesi kafasında ilk tahta çıktığından beri var idi ve bunu Osmanlı’nın önceki kuşatmalarından dersler çıkararak en iyi biçimde gerçekleştirecekti. Bir ölçüde babasının vefatıyla Osmanlı tahtına ikinci kez oturacağı 18 Şubat 1451’e kadar; yönetim üzerinde Çandarlı Halil Paşa’nın nüfuzunu kırmak, yeniçerileri hükümdarın otoritesine boyun eğdirmek ve atılgan bir gaza siyasetiyle İstanbul’u fethetmek fikirlerini olgunlaştırmıştı.[4] II. Mehmed tahta ilk çıktığı zaman komşu beylikler ve devletler II. Murad’dan sonra tahta deneyimsiz ve başarısız bir hükümdarın geçtiğini düşünmekteydiler ve Osmanlı Devleti’ne esaslı bir darbe indirmek için zamanın geldiğine inanıyorlardı. Fatih’in tahta çıkmasından çok kısa bir süre Karamanoğlu İbrahim Bey Hamid-ili’nde bazı kaleleri ele geçirdi. Bu olayın ardından diğer beylikler de destek alarak hükümranlıklarını ilan etme girişiminde bulundular. Fatih Sultan Mehmed, ne kadar Çandarlı Halil Paşa’nın nüfuzunu kırmak istese de böyle bir durumda onun hem yeniçerilerle dayanışma halinde olmasından hem de tecrübelerinden yararlanma amaçlı onu bir süre daha azletmekten vazgeçti. Osmanlı’nın içinde bu karışıklıklar gerçekleşirken Bizans İmparatorluğu da durumdan istifade ederek Şehzade Orhan’ı bırakmakla tehdit etti ve Osmanlı Devleti’nden yıllık 300.000 akçe ve Çorlu’ya kadar olan toprakların idaresini almayı başardı.[5] Karaman üzerine sefer yapılıp geri dönüldükten sonra II. Mehmed ve adamları Bizans’ın fethini ilk gaye olarak masaya yatırdılar. Artık yavaş yavaş fethin hazırlıklarına başlanacaktı.                  

Fethe Yönelik Yapılan Hazırlıklar

Osmanlı İmparatorluğu sınırları dahilinde çepeçevre kuşatılmış küçük bir Rum ve tacir devletin varlığı, tarihe aykırılıktı. Bizans İmparatorluğu’nun varlığı, her ne kadar öncesinden daha az olsa da Osmanlı toprak bütünlüğünü bozuyor ve orduların geçişini zorlaştırıyordu. Bunun dışında Yıldırım Bayezid zamanından beri Bizans’ın başkentini ele geçirerek Osmanlı Devleti’ni bir imparatorluk haline getirmek padişahların bir tutkusuydu. Bir Bizans tarihçisi olan Kritovulos, İstanbul’un fethi kararının verildiği toplantıda, II. Mehmed’in şunları söylediğini bildirir:

“Gaza, atalarımız gibi bizim de temel vazifemizdir, devletimizin tam ortasında bulunmakta olan Bizans Devleti, düşmanlarımızı bize karşı koruyup kışkırtmaktadır. Devletimizin bekası ve güvenliği için fetih şarttır.”[6]

Bu sözler; Bayezid’in fetih politikasını yeniden ilan ediyor, İstanbul’un Osmanlı saltanat müddeilerini barındırarak devleti sık sık iç-savaşa sürüklediğini hatırlatıyor aynı zamanda haçlı seferlerinin esas kışkırtıcısının Bizans olduğunu belirtmek istiyordu.[7] İstanbul’un alınması iki kıta üzerinde yayılmakta olan Osmanlı Devleti’nin güçlenmesi için hayatî bir önem taşımaktadır. Çünkü, ancak İstanbul’un fethi ile Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğü sağlanır ve Balkanlarda ancak böyle egemenlik kurulabilirdi.[8] Fatih’in İstanbul’u fethetmesi ile I. Mehmed ve II. Murad zamanında uygulanan uzlaşmacı politika artık bırakılmış olacaktı. Fetih için yapılacak olan hazırlıklara ise Karaman seferi dönüşünde Edirne’de başlanıldı.

II. Mehmet, Edirne’den dönüşte Veziriazam Çandarlı Halil Paşa’nın ağırbaşlı muhalefetine karşın kuşatma hakkında inceden inceye bir hazırlığa başladı. Önce Şehzade Orhan’a sözde ayrılan gelirlere el koyarken paranın değerini düşürme yolundaki önlemlerle de kendi gelirlerini artırıyordu.[9] Tahta ilk çıktığı zaman babası II. Murad zamanında Avrupalı devletlerle yapılan antlaşmaları yenilemesi; Batılı devletlerin onun hakkında yanlış fikirler edinmesine ve fetih esnasında Bizans’a yardım göndermemelerine neden olmuştur. Fetih sırasında Bizans’ın dışarıdan yardım almaması büyük önem taşıyordu. Bunun içinde ilk olarak Yıldırım Bayezid zamanında yapılan Anadolu Hisarı’nın karşısına boğazların kontrolünü ele alabilmek için Rumeli Hisarı yapımına başlanıldı. Bu hisar sayesinde Karadeniz Bölgesi’nden gelecek olan yardımlar engellenmiş olacak, orduların geçişi kolaylaşacak ve boğaz güvenliği sağlanacaktı. Hisarın tamamlanması bir savaş sebebi olarak görülüyordu çünkü inşaat sırasında Osmanlı ve Bizans birlikleri arasında küçük çaplı da olsa çarpışmalar olmuştu. Ardından II. Mehmed, Bizans İmparatoru XI. Konstantinos’tan kenti teslim etmesini talep ederek resmen savaş ilanında bulundu.[10]

Fetih için en büyük ve önemli adımın ateşli topların yapım süreci olduğunu söylemek kanımca doğru olacaktır. Çünkü Hz. Muhammed’in (s.a.v) hadis-i şerifinden sonraki zamanlarda İstanbul yirmiden fazla kuşatılmış ancak Fatih zamanına kadar fetih bir türlü gerçekleşememişti. Bizans’ın bu kuşatmalar sonucunda tecrübe edindiği ve surlara önem verdiği söylenebilir. Fatih Sultan Mehmed, muhasarada ateşli silahların surları yıkıp İstanbul’u fethetmede büyük rol oynayacağının farkında idi. Şahi toplarının çizimlerini bizzat kendisi yaptı, topun nereye düşeceğine kadar bütün hesaplamaları yaptı.  Top, bir gülleyi yaklaşık bir mil uzağa fırlatabiliyordu ve sesi kilometrelerce uzaktan duyuluyordu. Güllenin düştüğü yerde ise 1.5-2 metrelik çukur açılıyordu. Fethe yönelik hazırlıkların kısa bir zamanda bitmesi üzerine Fatih Sultan Mehmed, Karacabey’i görevlendirerek İstanbul çevresindeki kalelerin alınmasını emrettikten sonra kendisi de ordu ile Edirne’den yola koyuldu.

İstanbul’un Fethi

Edirne’de hazırlıklar bitip İstanbul’a giden yolda gerekli önlemler alınıp emniyet sağlandıktan sonra topların ve ağır malzemelerin taşınması için ordunun hareketinden günler önce gerekli emirler verilmişti.[11] Edirne’den harekete geçen ordu, İstanbul’a vardıktan sonra 6 Nisan 1453’te Şahi toplarının ateşlenmesi ile muhasara başladı. Osmanlı ordusu karadan taarruza geçerken denizden de donanmalarla kuşatma desteklenmeye çalışılıyordu. 18 Nisan’da ilk büyük taarruz gerçekleşti. Bu taarruzda yürüyen kuleler kullanılarak hem surlara tırmanmak amaçlanıyordu hem de surlar önündeki hendekleri dolduran kişilerin dikkat çekmeden çalışması sağlanıyordu.[12] Taarruzun başarısızlıkla sonuçlanması Osmanlı karargâhında morali düşürürken, Bizans’ta moraller yerine gelmişti. Bu olayın ardından Haliç’teki zinciri geçmeye çalışan donanma ve Bizans’a erzak getiren üç Ceneviz ve bir Bizans gemisinin arasında çatışma baş gösterdi. Rüzgârın Ceneviz ve Bizans gemileri lehine esmesi sonucu Osmanlı donanmasını geçerek şehre girmesi, karargâhtaki kuşatmanın kaldırılması gerektiğini düşünen kesimi ayaklandırdı. Bu olay ardından daha önceden planlanan düşünce gerçekleştirilerek Beşiktaş – Kabataş arasında kalan ufak koydan hazırlanan yol aracılığı ile altmış gemi karadan yürütülerek Haliç’e indirildi. Gemilerin karadan yürütüldüğünü gören Bizans halkı psikolojik olarak çökmüştü. Top atışı devam ederken Bizans artık hem moral hem de erzak ve malzeme açısından tükenmeye başlamıştı. 29 Mayıs’ta yapılmaya karar verilen son hücumla askerlerin moralini de arttırmak amacıyla üç gün yağmaya müsaade verildiği duyuruldu. Son yapılan büyük hücumda Topkapı surlarının yıkılması sonucu Osmanlı ordusu ve Sultan Mehmed’in şehre girmesiyle şehir düşmüş oldu. İstanbul’un fethi, Osmanlı İmparatorluğu’nun kesin kuruluşunu sağlayan esas olaydır. Fetih sayesinde II. Mehmed hem kendi gücünü göstermiş hem de büyük bir iktidar kazanmıştır. [13]


Notlar

[1] Halil İnalcık, Fatih Sultan Mehemmed Han, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2019, s. 115.

[2] Halil İnalcık, a.g.e., s. 115.

[3] Feridun M. Emecen, Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluş ve Yükseliş Tarihi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2020, s. 132.

[4] Feridun M. Emecen, a.g.e., s. 132.

[5] Feridun M. Emecen, a.g.e., s. 133.

[6] Kritovulos, İstanbul’un Fethi, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, İstanbul 1999. s. 44-50.

[7] Halil İnalcık, Devlet-i Aliyye Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar I, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, s. 149.

[8] Ahmet Gündüz, İstanbul’un Osmanlılar Tarafından Fethi, Türk-İslam ve Avrupa Açısından Önemi, Karadeniz Araştırmaları, Cilt: 5, Sayı: 17, Bahar 2008, s. 53.

[9] Robert Mantran, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, s. 104.

[10] Feridun M. Emecen, a.g.e., s. 134.

[11] Feridun M. Emecen, Fetih ve Kıyamet, Kapı Yayınları, İstanbul 2019, s. 237.

[12] Feridun M. Emecen, a.g.e., s. 137.

[13] Halil İnalcık, Kuruluş Dönemi Osmanlı Sultanları, İstanbul 2010, İsam Yayınları, s.167

Kaynakça

EMECEN, Feridun, Fetih ve Kıyamet, Kapı Yayınları, İstanbul 2019

EMECEN, Feridun, Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluş ve Yükseliş Tarihi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2020

GÜNDÜZ, Ahmet, İstanbul’un Osmanlılar Tarafından Fethi, Türk-İslam ve Avrupa Açısından Önemi, Karadeniz Araştırmaları, Cilt: 5, Sayı: 17, Bahar 2008

İNALCIK, Halil, Fatih Sultan Mehemmed Han, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2019

İNALCIK, Halil, Kuruluş Dönemi Osmanlı Sultanları, İstanbul 2010

MANTRAN, Robert, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları


Bir Cevap Yazın