Tarih

"5 dakikada oku"Antik Çağ’dan Orta Çağ’a Tıp

Antik Yunan tıp alanında Mısır’dan, Antik Roma da Yunan kültüründen oldukça etkilenmiştir. Yunan tıp geleneği, geleneksel dediğimiz yöntemlerden yararlanmıştır. Pratik doğal çözümler onlar için her zaman faydalı görülmüş, ruhsal ve fiziksel sebeplerin hastalık üzerinde etkileri olduğunu düşünmüşlerdir.

Antik Çağ ve Orta Çağ’da insanın biyolojik, ahlaki ve psikolojik fonksiyonlarını etkilediği düşünülen dört sıvı maddeye Ahlat-ı Erbaa denmekteydi. Mizaç olarak da adlandırılan bu dört sıvı kan, balgam, sarı safra ve kara safradan meydana gelir. Ayrıca Modern Tıbbın babası olarak görülen Hipokrat’ın da Ahlat-ı Erbaa teorisini benimsediği ve geliştirdiği görülmüştür. Hipokrat tıbbı, organizmanın içinde akan ve elementlerle, evrenle arasında bağlantılar oluşturan belli özelliklere sahip, saydığımız dört sıvı teorisini temel almıştır. Sıcak ve soğuk gibi niteliklerin birbirinden baskın olması durumunda denge hali bozulur. Bu denge bozulduğunda da kişinin mizacında bazı düzensizlikler kendini gösterir. Bu niteliklerin herkes için uygun oranda olması çok daha önemlidir. Bu dengesizlik de patolojilerin ortaya çıkmasına sebep olur.

”kan havaya aittir; balgam nemlidir; sarı safra sıcaktır; siyah safra da toprağa aittir.”

Antik Roma dönemi, Yunan asıllı Galenos tarafından ortaya çıkmıştır. Galen, Hipokrat’ın fikirlerini önemsemesine karşın Hipokrat gibi doğal sebeplere dayalı incelemeler yapmamış, deneysel metodlar uygulamıştır. Onun için yaptığı anatomik deneyler ve buluşlarıyla deneysel tıbbın temelini atmış kişilerdendir, diyebiliriz. Marcus Aurelius, Commodus ve Septimus Severus gibi imparatorların, gladyatörlerin tedavilerini de başarılı bir şekilde yürütmüştür.

      Hekimler ve Tedavi

Antik Çağ’da oluşan hastalıklar doğaya karşıt bir durum olarak görülüyordu. Bu yüzden hekim, hastalığı tedavi etmek için bir mücadele veriyordu. Hıristiyanlıkta ise bu durum farklıydı. Düşünceler daha katıydı ve hastalık günaha bağlı olarak ortaya çıkmış zannedilir, kişinin sınanması olarak görülürdü. İlaç kullanımı ise büyücülükle ilişkilendirildiğinden Hıristiyanlar tarafından reddediliyordu. Antik Çağ’da hekim veya şifacıların hastayı tedavi ettiği mekan hastanın ekonomik durumuna göre değişiklik gösterebiliyordu. Örnek vermek gerekirse kişi eğer varlıklıysa evinde; orta halli ise hekimin yanına kendisi giderek tedavi olmaktaydı. Eğer hekime gidecek durumu yoksa kişi kendi haline bırakılırdı.

Ayrıca tedavi esnasında kullanılan araçlara da değinmek gerekir. Hekimlerin bu tedavilerde kullandığı aletler uygulanacakları yere göre farklılık gösteriyordu. Tek taraflı olan aletler olduğu gibi iki işlev sağlayan çift yönlü aletler bulunmaktaydı. (Resim 1) Bunlardan birisinin sapı açıklığı genişletme işlevini görürken diğer tarafı ise ilaç kaşığı işlevini görür. Hekimler enfeksiyona sebep olmayacak olması nedeniyle gümüş ve altından yapılma aletlerin kullanımını önermiştir. Sağlık tanrısı Asklepios ile özdeşen sözler, tasvirler de bu aletlerin üzerine işlenmiştir. Bu şekilde tanrısal güç haline getirilen aletlerin şifa vereceğine inanılmıştır.

 

                                                                Resim 1. İlaç kaşığı 

Erken Orta Çağ’da yoksul olanlara sunulması gereken caritas* kavramının ortaya çıktığı görülür. Örnek olarak Doğu Roma İmparatorluğu’nda hastane kurumu ortaya çıkar. Batıda hastaneler sadece bir bakımevi işlevi görürken Doğu’da teşhis ve terapi anlamında da yardım sunan uzmanlaşmış yapılar haline gelmiştir. Bazı din görevlilerinin ve İmparator Justinianus’un da desteğiyle hastaneler gelişme göstermiştir. XIV. yüzyılın öncü hekimlerinden Guy de Chaultac, tıpta son derece iyi bir üniversite olan Bologna Üniversitesinde eğitim görmüştür. XV. yüzyılda yapılmış Chirurgica en önemli kitaplarındandır.

                            Resim 2. Chirurgica adlı resimli metinden cerrahın kliniği

Bizans tıp kültürünün en önemli yönlerinden birisi İskenderiye Okulunda yürütülen tıp-bilim eğitiminin sağladığı süreklilikle Antik Çağ’dan alınan metinlerin düzenlenip tıp alanındaki bilgilerin sınıflandırılması olmuştur. Elbette bu süreç zorlu bir ayıklama ve yeniden yazma sürecinden geçmiştir. Orta Çağ tıbbının en uzun süreli türlerinden biri olan yorum eserleri bu dönemde ortaya çıkmıştır.

İmparator Justinianus Dönemi’nde Anadolu’da doğan Alexander Trallianus, patoloji, cerrahi alanındaki sorunlarla ilgilendiği gibi Hipokrat ve Galenos tarafından eleştiri toplayan ama Geç Antik Çağ’da yer eden büyü ile ilgili de incelemeler yapmıştır. Paulus Aegineta, İskenderiye Okulunun Arap fethine uğramadan önceki kahramanlarındandır. Latince tercümesi bulunan Epitome(ideal örnek) adlı derlemesi bazı ameliyatların ayrıntılı tasvirini içerir. Kendisi Yunan cerrahisi kültüründen Arap tıbbına geçişte oldukça etkili olan bir yazar olmasıyla bilinir. Doğuda hâl böyleyken batıda durumun çok daha farklı olduğu ortadadır. Aynı yüzyıllardaki Bizans, Sasani ve Müslüman yönetimindeki bölgelerde yürütülen faaliyetlerin yanında batı oldukça geride kalmıştır.

*Caritas: Hayır işleri

 

Kaynakça

Umberto, Eco, Orta Çağ (Barbarlar, Hıristiyanlar, Müslümanlar ), Alfa Yayınları, 2014

Akarsu, S., Akarsu, M., & Tırpan, A. , “Roma Dönemi’nden Orta Çağ’a Tıp Aletleri”,
Lokman Hekim Journal, 2011, 1(3): 13-17

Koyuncu , Zeynep, “Ahlat-ı Erbaa/ Humoral Patoloji Teorisi ve Divan Şiirinde Hakkani Örneğinde İşlenişi”, Hikmet-Akademik Edebiyat Dergisi, 2019, 75-97

Matthew , Donald, Orta Çağ Avrupası, İletişim Yayınları, İstanbul 1988

Bir Cevap Yazın