Tarih

"7 dakikada oku"II. Meşrutiyet: Oluşum ve Ruh

      Bu yazıda oldukça geniş olan II. Meşrutiyet ile başrolü olan İttihat ve Terakki cemiyetinden bahsedilecektir. Devamı gelecek olan bu yazı dizisinin mevcut kısmında genel hatlarıyla; kuruluş aşaması, kuruluştan hemen önceki atmosfer, mücadelenin tetikleyici unsurları ve bu unsurların mücadele ruhuna etkisi üzerinde durulacaktır.

      II. Meşrutiyet 1876 yılında Tanzimat hareketlerin de etkisiyle ilan edilmiş, yeni kavramlar yönetimde yer bulmuş değişiklik tüm somutluğuyla hissedilmeye başlanmıştı ancak 14 ay kadar sürdü. Çünkü dönemin padişahı II. Abdülhamid o zamanın siyasi ve idari şartlarını öne sürerek meclisi feshetmiştir. Ancak bu olaydan sonra meşrutiyetçi zihniyetler durmayarak fikirlerini birbirlerine ulaştırmıştır. Gözle görülür şekilde 1890’ların sonuna doğru faaliyetleri apaçık ortadaydı ki pekâlâ padişah II. Abdülhamid bu faaliyetlerden haberdardı.  Bu meşrutiyetçi zihinler ağırlıkla askeriye ve tıbbıye öğrencilerinden, gençlerden oluşmaktaydı. Çünkü bir üst kuşak olan Tanzimatçıların eserlerinden bilgi ve birikimlerinden faydalanmışlardı, dünyayı daha farklı yorumluyorlardı ve elbette popülaritesini yitirmeyen Fransız İhtilali…  Genç kuşak bunların farkındaydı. İstekleri padişah yönetiminin köhneleştiği ve artık meşru bir idareye de yer olduğu fikriydi. Bu kuşağın farkında olduğu bir şey daha vardı: İstibdat. Baskıcı rejim her alanda kendini göstermekteydi nitekim Tanzimat sanatçılarının sanat çizgisi ile Servet-i Fünun sanatçılarının sanat çizgileri kıyaslandığında istibdat rahatça gözlemlenebilir. Ancak padişah II. Abdülhamid’in de bazı şeylerin farkında olduğunu söylemiştik: Meşrutiyetçiler güçleniyordu. Bunun üzerine Fizan’a ve diğer uzak bölgelere padişah tarafından sürgün edilmeye başlandılar. Bazıları sürgüne maruz kalmamak için Avrupa’ya kaçtı. Ekseriyetle Paris’e gidilmişti ki bu şehir ileride cemiyet merkezlerinden biri olacaktı. Askeri öğrenciler için ise II. Abdülhamid, kendine yakın bürokrat ve subayları askeri okullarda görevlendiriyordu. Bu askeri gruplar içinde en dikkat çekeni şüphesiz 3. Ordu’ydu. Manastır’da bulunan 3. Ordu büyümeye ve üye toplamaya çalışıyordu. Paris’e kaçan meşrutiyetçiler ile 3. Ordu mensupları daha güçlerini birleştirmemişti. Başka bir deyişle, ortak hareket etmiyorlardı.

      Paris’te toplanan grubun adı İttihat-i Osmanlı; 3. Ordu’nun rol oynadığı Manastır merkezli grubun adı ise  Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’dir. 4-9 Şubat 1902’de Paris’e, Avrupa’ya giden kesim  Jön Türkler konferansı adı altında konferans yapmıştır. Prens Sabahattin ve Ahmet Rıza Bey arasında pürüzler oluşmuştur, yine de genelde maksat ortaktır. Ancak yöntem açısından ciddi farklılıklar mevcuttur. Prens Sabahattin adem-i merkeziyetçiliği savunur, (Adem, “yok” anlamına da gelmektedir) ve bölgesel yönetim taraftarı olmuştur. Ahmet Rıza Bey ise daha merkeziyetçidir ve bütün coğrafyayı düşünür. Bu konferanstan sonra Ahmet Rıza Bey kabinesi 3. Ordu’nun olduğu Manastır ekibiyle irtibata geçmiştir ve uzlaşıp birleşmek suretiyle adını duyduğumuz, etkisini oldukça hissettiren grubun adı konulmuş olacaktır. Bu birleşme ile grubun adı “İttihat ve Terakki Cemiyeti” olmuştur. 

Manastır 3. Ordu içinde bulunan bazı isimler adlarını sonrasında daha fazla duyuracaktır. Kazım Karabekir Paşa ve Enver Paşa bu isimlerin başta gelen örneklerindendir. Kazım Karabekir Paşa, İttihat ve Terakki için “Memleketin hakiki sahibinin sadece padişah ve bendeleri değil, onu kanı pahasına kazanan ve korumaya çalışan millet olduğunu fiiliyat sahasında ispat etmek maksadıyla kurulan cemiyet İttihat ve Terakki’dir.’” demiştir. Sırf bu cümle bile meşrutiyet ruhunu anlamak için harita niteliği taşır. Memleketi sahipleniş, memleketin sadece padişaha ait olmadığı bilinci ve hayatları pahasına savunulacağını aktaran bir söylem ve bunun felsefesi yapan bir cemiyet. Birleşmeden sonra manastır ve Paris merkez haline gelir ancak Manastır 3. Ordunun daha da büyümesi sebebiyle daha ağırlıklıdır ve bu sebeple Manastırın başı hep dumanlıdır. Paris daha sistematik ve yayılmacı politika izlerken Manastır istibdatla uğraşmaktadır

      Ancak bir olay olur ki

      Artık ipler inceldiği yerden kopacaktır.

      Reval görüşmeleri…..

     Tamamen emperyalist temelli bu görüşmede Balkanlar ve özellikle Makedonya, Manastır için alınan kararlar, Balkanlar’ın ve Makedonya’nın geleceği Ruslar ve İngilizler tarafından tayin edilmiş ve bu görüşmelerde padişah dışlanmıştır. Padişahın neredeyse hiç karşı duruş sergilememesi, ki sergileyecek dış gücün de bulunmaması, bardağı taşıran son damla olmuştur.

      Manastır ayaklanmıştır.

      İttihat ve Terakki’nin Rumeli’de başlayan bu ayaklanması yayılma eğilimi göstermişti. Sultan II. Abdülhamid tarafından ihtilali bastırmak üzere olağanüstü yetkilerle görevlendirilen Arnavut Şemsi Paşa, 24 Haziran’da Selanik’te postane önünde Teğmen Atıf tarafından, herkesin gözü önünde tabanca ile öldürülmüştü. Bundan kısa bir süre sonra da, Manastır’daki Ordu Komutanı Müşir (Mareşal) Osman Paşa, yine İttihatçılar tarafından dağa kaldırıldı. II. Abdülhamid, gittikçe büyüyen ve önlenemeyen bu silahlı ayaklanma karşısında 40 gün kadar dayandı. Fakat 24 Temmuz 1908’de II. Meşrutiyet’in ilanını kabul etmek zorunda kaldı. Sonunda, II. Abdülhamid kapalı bulunan parlamentoyu yeniden toplama kararı aldı. Mebus seçimlerinin yeniden yapılması kararlaştırıldı. Seçimler yapıldı ve parlamento 17 Aralık 1908’de açıldı.

      Nitekim ilk günlerde, Kanun-ı Esasi’nin yürürlüğe girdiğine dair gazetelerdeki haberler insanlarda bir etki oluşturmamıştı, olağan bir gün geçirilmişti. Bab-ı Ali bölgesinde bazı gazetelerde bayrak açma ve küçük gruplar hâlinde toplanmaların dışında önemli gösteriler görülmemişti. İkinci günden itibaren başkent sokaklarında coşkun kalabalıklar görülmeye başlamıştır. Bu coşkun kutlamalar içerisinde genel olarak halkta ve aydınlarda iyimser bir hava oluşmuştu. Osmanlı Devleti’nin paylaşılacağına dair senaryolardan kurtulduğu, hatta kaybedilen toprakların geri alınacağı şeklinde algılar oluşmuştu. Bu arada Jön Türkler kahramanlar olarak toplum tarafından beklenmekteydi. Sonrasında İttihat ve Terakki popülaritesini arttırmaya başlayınca Abdülhamidçi bürokratlar bile İttihat’a doğru yol almıştır. Elbette, daha İttihat ve Terakki adına yazılacak, değinilecek, eleştirilecek çok fazla tarihi husus var: 31 Mart Olayı, Halaskar Zabitan, Balkan Savaşları, Sopalı Seçimler, Alaylı-Mektepli Atışması vb. gibi konulara devam yazılarında da değinilecektir. Ancak şimdilik II. Meşrutiyet’in ruhu ve oluşumu üzerinde durulmuştur.

      Bağımsızlık sevdası, sindirilmeye karşı dik duruş, sürgünler ve vatan parçasının gözden çıkarılabileceği…

      Bunların hepsi yaşanmış ve dönemin yoğun atmosferinde hissedilmiştir.

      Mücadele ruhu, dik duruş, kişisel hırslardan uzaklaşıp ortak hedefte birleşebilme becerisi ve ne olursa olsun karardan dönmemek…

      İttihat hareketini hazırlayan sebepler: Memleketin, dünya politikasında söz sahibi olmamasının genç vatanseverler üzerindeki pesimist etkisi; içeride aydınları sürgüne yollama; öğrencileri ve gençliği istibdatla yıldırma politikaları; tutuklamaları ve en vurucu olanı ise düzeltmeyi düşündüğünüz, iyiliğini istediğiniz vatanınız başı tarafından coğrafyanızın kaderine terk edilmesiydi. Başarıyı getiren ise ortak hareket etme kabiliyeti kişisel hırslardan arınmışlık dirayetlilik, cesaretlilik ve hiç şüphesiz günümüzde sadece şovenist söylemlerde ya da sadece belli gün ve haftalarda anılan kısaca şimdilerdeki değerinden çok ama çok farklı olan bir vatanperverlik duygusu.

      Devrilmeyecek istibdat yoktur,

      Organize olabilen İttihatçılar oldukça.

19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramımız Kutlu Olsun.

Bir yorum

Bir Cevap Yazın