Dr. Ali Şeriatî
Felsefe,  Sosyoloji

"7 dakikada oku"Öldürülüşünün 44. Yıldönümünde Dr. Ali Şeriatî

Dr. Ali Şeriatî, kudret toplumunda hüccet sahibi olan bir bilim insanıdır. Kudret toplumlarının hüccete olan düşmanlığı hasebiyle Dr. Ali Şeriatî, tarihte bugün (18.06.1977) öldürülmüştür.

Düşünmediler mi ki yıllarca beraber oldukları o peygamberde delilikten eser yoktur; o ancak kesin bir uyarıcıdır. (A’râf, 184.)

İktidar ve güç sahipleri, konumlarını tehdit eden kimseleri pasifize ve bertaraf etmek üzere onlara deli, mülhid, zındık, dinsiz, terörist sıfatlarını yapıştırırlar.(1) Simbiyotik ilişki(2) kurdukları toplumlarının zihinlerine de bunu yerleştirmektedirler. Bu ilişki aynı zamanda sadomazoşist bir ilişki yaratır. İktidar ve güç sahipleri sadist;  toplumları da mazoşist kişiliklere bürünür.(3) Diyalektik bakacak olursak sadistlerin mazoşistlere; mazoşistlerin de sadistlere ihtiyacı vardır. Hâl böyle olursa mazoşist, efendisinin yanlışlarını dahi doğru olarak görür. Nitekim, kendisine uyarıcı olarak gelen peygamberleri ve peygamberlerin varislerini efendisinin vermiş olduğu emirlere göre ya öldürmüştür ya da onları toplumdan uzaklaştırmaya çalışmıştır. Bunu daha net bir şekilde idrak ettirmek açısından şu ayeti nakletmem gayet isabetli olacaktır: “(Firavun:) “Bak”, dedi, eğer benden başka bir tanrı benimsersen, seni mutlaka hapse attırırım!” (Şu’arâ, 29.)

Tarih diyalektiğinin işleyişinde Marks’ın “Bütün toplumların tarihi, sınıf savaşımlarının tarihidir.”, Kant’ın da “Tarihin ve toplumların temelinde antagonizma(çatışma) vardır ve bu antagonizma tarihe yön verir.” Tezini kabul ediyorum. Buna mukabil diyorum ki: Tarihteki tüm savaşlar ezenlerle ezilenler, sömürenlerle sömürülenler, mahkûm edenlerle mahkûm edilenler ve muktedirlerle mustazaflar arasında yapılmıştır. Modern Çağ’da, bu savaşları meşru göstermek ve ezilmenin, sömürülmenin ve durumun zorunlu olduğunu kabul ettirmek için çeşitli ekoller ve kişiler, çıkar ve menfaat uğruna istibdada hizmet etmiş, halkın içinde bulunan hakikatin üzerini örterek cahil, sahtekâr ve gözünün önündekini göremeyecek kadar katarakt olmuş alık bir avamın yetişmesinde başat rol oynamışlardır(tarihin her döneminde bu tipler vardır fakat çağımızda daha teşkilatlılar). Bu kalemini satmış kişilere antitez olarak sorumlu aydınlar ortaya çıkmıştır. Sorumlu aydınlar, halkın içindeki hakikati ortaya çıkarmak için, halkın özgürlüğü ve kurtuluşu için hiçbir çıkar ve menfaat elde etmeksizin kalemlerini onlara hizmet için birer Zülfikâr yapmışlardır. Canlarını başkaları yaşasın diye feda edecek kadar korkusuz ve cesurdurlar. Yaşamlarının merkezine “Îsâr”(4) kelimesini koymuşlardır. Bununla beraber diyebiliriz ki, her okuyup yazana aydın denmez. Üniversitedeki odasına çekilip makale yazmaktan başka bir şey yapmayana, fildişi kulelerdeki kafelere gidip falan toplumun, falan ekolün geri kalmışlığından, ileri olduğundan bahsedene aydın denmez. Bu kişiyi hiç kimse hissetmez ve sadece kendisi için vardır. Aydın, üniversitedeki odasından çıkıp halk arasına, öğrenciler arasına karışandır. Hareketsizleri harekete geçirendir. Susup kalmışlara feryat ettirendir. Bu kişiyi ise “zayıf bırakılmış”(mustazaf) herkes hisseder ve yaşamının merkezine “Îsâr” kelimesini koyduğundan dolayı kendisi için değil insanlar için yaşar ve var olur.

Pekâlâ, bu şahsiyetler neden hiçbir çıkar, menfaat elde etmeksizin halkı uyandırmak için feryat figan etmişlerdir?(5) Neden dalkavukluk etmeyip huzur için körlüğe katlanmamışlardır? Bu sorular ehemmiyeti büyük sorulardır. Çünkü onlar peygamberlerin varisleridir. Her peygamber bir memlekete, o memlekette toplumsal ve sınıfsal çukurların derinleştirilmesinden dolayı gönderilmiştir. Görevleri de halkı uyandırmak, bilinç ve kurtuluş ateşleriyle onları yakmaktır. Musa Firavun’a, İsa Kayzer’e, Muhammed Mekke aristokrasisine karşı isyan etmiştir. Kendini sorumlu hisseden aydınlar da onların varisleridir. Peygamber mesajı taşıyıcısıdırlar. İster dindar olsun ister dinsiz. Her biri fedakâr insanlardır. Birbirlerinin dildaşlarıdırlar. Zira ben, hiçbir sorumlu aydının bir başka sorumlu aydını dinsizlikle veya dindarlıkla suçladığını görmedim.

Ve son olarak şunları söylemeyi kendime vazife edindim: çağdaş dünyamızın yüzde 95’i hakikat ehli olmayan lümpen avamla; yüzde 4.8’i hakikat ehli olmayan lümpen avamın içindeki hakikatin üzerini örten, kalemini, mürekkebini sömürgeci istibdadın konumunu korumak için sallayan satılmış aydınlarla; geriye kalan yüzdelik kısım ise üzeri büyük bir perdeyle örtülmüş hakikatin üzerindeki perdeyi kopartıp atarak satılmış aydınları teşhir eden, kalemini, mürekkebini, bilgisini halkı özgürleştirmek için kullanan, canını başkalarının yaşamı için feda eden ve feda etmekten korkmayan  “Sorumlu aydınlarla” doludur. (Yüzdeler, durumun ne kadar kötü olduğunu göstermek adına mübalağalı verilmiştir.)

Sorumlu aydınlar! Onlar güçlünün değil zayıfın savunucusudurlar, Janus gibi çift taraflı değillerdir, sözleri gücü elinde bulunduranları rahatsız edicidir. Bundan dolayıdır ki, eceliyle ölen hiçbir aydın yoktur. Sorumlu Aydın, eceliyle ölmeyen kişidir.

Evet, Dr. Ali Şeriatî, eceliyle ölmeyen tarihin büyük şahsiyetlerinden birisidir. Bu yazıda onun mücadelesinden bahsetmek yerine mücadelesini neden başlattığını analiz etmek istedim, isim vermeden.  Zira bir insana yapılacak en iyi hizmet, ona bir konuyu, bir kişiyi tanıtmaktır. Bilmek, tek başına bir hiçtir, bilmeyi değerli kılacak tek şey ise “tanımaktır”. Yazıya, Fransız filozof Julien Benda’nın sözüyle son vermek istiyorum;

“Eğitimsiz insanlar tarafından övülen “aydın”ın, görevine ihanet eden bir hain olduğunu da söyleyebiliriz hiç düşünmeden.”(6)

NOTLAR:

1) Bu mekanizmalar öyle teşkilatlıdır ki, mesela Hasan Sabbah döneminin muktedirleri, resmi saray tarihçileri vasıtasıyla(Marco Polo’nun da etkisi söz konusu) tüm dünyaya Hasan Sabbah ve tarikatını “Haşhaşiyun” olarak tanıtmışlardır. Ama kimse bunu düşünmüyor, bir kimse haşhaş içip suikast yapabilir mi? Bunu düşünmek bu kadar mı zor? (Öztürk, Yaşar Nuri, Ebuzer, Yeni Boyut Yayınları, İstanbul, 2020, s.278-279.)

2) Simbiyotik ilişki, birbirine zıt iki yapı veya karakter arasındaki birlikte yaşama mecburiyetinden doğan bir ilişki türüdür. (Webster International Dictionary, symbiosis mad. Yaşar Nuri Öztürk’ten nakille)

3) Öztürk, Yaşar Nuri, Firavun, Yeni Boyut Yayınları, İstanbul, 2017, s.67.

4) Îsâr, “kendi yarar ve çıkarlarına, başkalarının yarar ve çıkarlarını yeğlemek”, demektir. (Şeriati, Ali, Kavramlar Sözlüğü, Der. Hüseyin Nazlıaydın, Fecr Yayınları, Ankara, 2017, s.145.)

5) Bu peygamberane işe başladıklarında sonunda ölümün olduğunu da bilmekteler. Pekâlâ bu şahsiyetlere, para karşılığında dış güçlere hizmet ediyor, diyen Firavun, Karun ve Bel’am bin Bâûrâ üçlüsünün mazoşist kitlesine şunu soruyorum: kim para karşılığında canını tehlikeye atar veya canını verir?

6) Benda, Julien, Aydınların İhaneti, çev. Cem Soydemir, Doğu-Batı Yayınları, Ankara, 2017, s.43.

KAYNAKÇA

  • Öztürk, Yaşar Nuri, Firavun, Yeni Boyut Yayınları, İstanbul, 2017.
  • Şeriati, Ali, Kavramlar Sözlüğü, Der. Hüseyin Nazlıaydın, Fecr Yayınları, Ankara, 2017.
  • Benda, Julien, Aydınların İhaneti, çev. Cem Soydemir, Doğu-Batı Yay., Ankara, 2017.
  • Öztürk, Yaşar Nuri, Ebuzer, Yeni Boyut Yayınları, İstanbul, 2020.




Bir Cevap Yazın