esaret ve kadın
Felsefe,  Psikoloji,  Sosyoloji

"7 dakikada oku"Özgürlüğün İçerisindeki Esaret ve Kadın

Descartes, insanı konuşan bir hayvan olarak tanımlamıştır. Filozofun bu sözünün üzerine derin tefekkürlerimde, insanı neden konuşan bir hayvan olarak tanımladığını anladım. Ayrıca Dr. Ali Şeriatî’nin, “her insan beşerdir fakat her beşer insan değildir.” sözüyle anlam bakımından aynı olduğuna da kanaat getirdim. Kanımca, bu sözün anlamı net bir şekilde insanın yaratılış kıssasında saklıdır. İnanan kimseler açısından insan iki maddenin birleşimiyle varlık kazanmıştır: kokuşmuş balçık ve Tanrı’nın ruhu. Burada büyük bir mesaj yatmaktadır. O da şudur: insan, yapmış olduğu işlere göre ya daha da alçalır ya da onda Tanrı’nın ruhu o kadar parlar. İnsan, kendini ancak diğer canlılardan ayıran özelliği kazanınca konuşan bir hayvan olmaktan kurtulabilir. Yanmayan ampul yanmaya başlayınca insan olma merhalesine adım atacaktır.

Balçık merhalesinde, yani konuşan hayvan olarak kalmış kimseler tarafından kadın, eski cahiliyede toprağa gömülürken, yeni cahiliyede eve gömülüyor. İlkel Çağ’da kadını ilkel araçlarla toprağa gömenler, Modern Çağ’da ya eve gömüyor ya da bara hapsediyor. Din adına yapılan gelenekçilik kadını eve, Avrupalı kadınlar gibi düşünmemeleri adına sömürgeciler tarafından yapılan emperyalist faaliyetler ise kadını bara kapatmıştır. Zira sömürgeciler Avrupalı olmayan geleneksel toplumlardaki kadınların “bar kadınlığı” rolünü benimsemelerini istiyorlar, Avrupalı kadınlar gibi düşünmelerini istemiyorlar, onların fikir üretmesini istemiyorlar.(1)

Sömürgeci mekanizma aynı zamanda kadını alışveriş yapan bir mahluka dönüştürmüştür. Kadın, “mevcut sistemde” alışverişi ihtiyaçtan dolayı (daha doğrusu ihtiyaç fazlası alışverişi) yapmamaktadır, modern görünmek için yapmaktadır. Ama sadece modern görünmekle sınırlanamaz. Şu psikolojik bir gerçektir: İnsan, doyumsuz bir varlıktır, mütemadiyen elde etme, sahip olma ihtiraslarıyla ihata (kuşatmak) etmektedir kendini. Bir kıyafeti yahut bir başka objeyi ihtiyacı olduğundan değil, bir başkasının onu elde edeceği korkusuyla satın almaktadır. Kapitalist sistemde üretilen ürünlerin farklı çeşitlerinin veya farklı renklerinin üretilmesi insanın içerisindeki sahip olma, elde etme tutkusunu daha da şiddetlendirmektedir ve kapitalistler böylece amaçlarına ulaşmaktadırlar. Bu mekanizma insanın zaaflarını analiz(2) edip onları harekete geçirecek psikolojik manevraları üretmektedirler. Kurbanlarının birincisi bana göre kadındır. Kadın, sömürgeci mekanizmanın üretmiş olduğu psikolojik manevralardan etkilenip yapmış olduklarını özgürlüğü aracılığıyla yapmış olduğunu düşünür. Özgürlüğü ile yapmış olduğu doğrudur, fakat bu özgürlüğün içerisinde esaret yatmaktadır, prangalar yatmaktadır. Özgürlük işin şekli boyutudur, esaret ise ruhu ve özüdür. Bu özgürlük(!) kadını tüketim kölesi yapmıştır. Ve onlar, kadını alışveriş yapan bir hayvan olarak görmektedir.(3) Burada diyalektik bir çelişki vardır: Alışveriş yapan hayvana dönüştürdükten sonra alışveriş yapan hayvan olarak adlandırmak, net bir şekilde diyalektik çelişkidir.

Aynı mekanizma medeniyeti ise bilgi, bilim, kültür, şuur, yaratıcılık, ideal, maddi ve manevi eserler birikimleri toplamından uzaklaştırıp bir gece kulübüne hapsetmiştir. Medeniyet eşittir bar kadını ve din eşittir çarşaf olmuştur. Bu minvalde sadece kadın değil, gelecek nesil de bu durumdan etkilenmiştir. Ahmaklaşan yeni nesil, kadın ile alakalı konularda filozoflara kulak vermiştir. Tarihçilere ve sosyologlara değil. Filozofların kadını aşağılayışını(4) benimsemiş ve kadının erkekten aşağı, zayıf, güçsüz, sinsi, çıkarcı bir mahluk olduğuna hüküm getirmiştir. Üçüncü dünya ülkelerinin bilgi üretememe sebebi budur. Düşünce ve pratik metodolojisi felsefe ve edebiyat bilgisi üzerine kuruludur. Bilimsel bilgi üzerine değil. Avrupalı, Max Planck okurken; Asyalı, Hemingway okur. “Bir kere toplumun fikri seviyesi ve bakış açısı geriledi mi; artık dindarı dinsizi, aydını gericisi, âlimi cahili arasında fark kalmaz.”(5)

Bir diğer konu da kadının bilim insanları(!) tarafından şehvet uyandıran cinsellik abidesi bir mahluk olarak lanse ettirilmesidir. Bu düşüncenin nüfuz alanını nasıl genişletirler? Sömürgeciler üniversiteden mezun olmuş öğrenciyi, öğrencinin kendi düşündüklerini gerçekleştirmesi için işe almaz. Tam tersine, kendi düşündüklerini gerçekleştirmesi için işe alır. Bu kişi aklını, kalemini, bilgisini burjuvazinin hizmetine verir. Bilgisini ve kalemini satar. Antonio Gramsci’ye göre kalemini ve bilgisini burjuvazinin hizmetine vermiş kimseler organik entelektüellerdir.(6) Üçüncü dünya ülkeleri öğrencileri de bu sistemin içine gönderilir, alınlarına kızgın demirle Batı kültürünün ilkelerini dağlayıp ağızlarını tumturaklı sözlerle ve içi boş sözcüklerle doldururlar ve bir süre sonra kendi memleketine gönderilirler.(7) Ham madde insandır. Bu insan, Batı’nın fabrikasında(akademi) nesneleştirilip megafon haline getirilir. Megafonun ön tarafı üçüncü dünyada, arka tarafı ise Avrupa’dadır. Freud, Avrupa’da ne söylerse üçüncü dünyada o yankılanır. Freud kadının cinsel bir mahlûk olduğunu söyler, üçüncü dünya aydını da sorgulamadan, düşünmeden kulak ulemalığı yaparak Freud’un sözünü benimser ve kendi toplumunda da bu düşüncenin dolaşmasını sağlayarak insanları manipüle eder. Çünkü kendisi düşünmez, yerine bir başkası düşünür. Basireti ve vizyonu yoktur.

Jean-Paul Sartre’ın konuya ilişkin pek güzel bir sözü vardır: Özgür olduğumuzdan dolayıdır ki baskılanabiliyor ve kandırılabiliyoruz. Diğer taraftan istismar, kandırmaca, mitler özgürlüğümüzü saptırır. Gitmek istediğimiz istikametten yolumuzu çevirir. Öyle ki, özgürce yaptığımızı düşündüğümüz şey çoğu zaman diğer özgürlüklerin kandırmacasından başka bir şey değildir. (8) Modern Çağ, sömürgeci mekanizmanın(bugün küreselciler olarak adlandırıyoruz) özgürlüğünü artırırken, toplumların özgürlüğünü kısıtlamaktadır. İhraç ettikleri özgürlükler aslında prangalardır. Bu faaliyetlerini de kendi fabrikasında ürettiği ve fabrikasında ürettiklerinin yetiştirdiği “organik entelektüeller” vasıtasıyla yapmaktadırlar. Kadın sadece tüketim kölesi olarak görülmemiş, aşağı ve pesimist ruh hâllerinin çıkış noktası ve cinsel bir mahluk olarak görülmüştür.

NOTLAR:

1- Şeriati, Ali, Kadın(Fatıma Fatımadır), çev. Esra Özlük, Fecr Yayınları,
Ankara, 2020, s.85.
2-Sömürgeciler insanları analiz etmek için sosyal-bilimcilerle çalışmaktadır.
Bunların başlıca dalları sosyoloji ve psikolojidir.
3- Şeriati, Ali, Kadın(Fatıma Fatımadır), çev. Esra Özlük, Fecr Yayınları,
Ankara, 2020, s.115.
4-Bunu, Fransız Devrimi’nde felsefî doktrinlerle imaj çizen Montesquieu ve
J.J. Rousseau’da görüyoruz. (Çakmak, D., Fransız Devrimi’nde Kadın: Eksik
Yurttaş, Ege Akademik Bakış, 7(2), 2007:728.)
5- Şeriati, Ali, Kadın(Fatıma Fatımadır), çev. Esra Özlük, Fecr Yayınları,
Ankara, 2020, s.67.
6- Said, Edward, Entelektüel, çev. Tuncay Birkan, Ayrıntı Yayınları, İstanbul,
2020, s.22.
7- Fanon, Frantz, Yeryüzünün Lanetlileri, çev. Şen Süer, Versus Kitap,
İstanbul, 2020, s.15. (Jean-Paul Sartre’ın önsözünden alıntılanmıştır.)
8- Sartre, Jean-Paul, Özgürlük Üzerine,
https://www.youtube.com/watch?v=vJJH36l8vcw

KAYNAKÇA

  • Şeriati, Ali, Kadın(Fatıma Fatımadır), çev. Esra Özlük, Fecr Yayınları,
    Ankara, 2020.
  • Çakmak, D., Fransız Devrimi’nde Kadın: Eksik Yurttaş, Ege Akademik
    Bakış, 7(2), 2007:727-745.
  • Said, Edward, Entelektüel, çev. Tuncay Birkan, Ayrıntı Yayınları, İstanbul,
    2020.
  • Sartre, Jean-Paul, Özgürlük Üzerine,
    https://www.youtube.com/watch?v=vJJH36l8vcw.
  • Fanon, Frantz, Yeryüzünün Lanetlileri, çev. Şen Süer, Versus Kitap, İstanbul, 2020.

Bir Cevap Yazın