Sosyoloji

"5 dakikada oku"Modernleşme Temelinde Kültür Emperyalizmi

Avrupa yaşantısında her şeyin merkez noktası olarak kabul edilen kilise, din, metafizik alem gibi unsurlardan müteşekkil skolastik düşüncenin 18-19.yy’da yerini Descartes’in her şeyin merkez noktasında insan olduğu düşüncesine bırakmasıyla modernleşme sürecinin başladığı kabul edilir. Descartes, benlik bilinci, bilinen adıyla düşünen insan kuramıyla bu sürecin başlamasına öncülük etmiştir. Modernizm ortaya çıkış amacına uygun şekilde kendisinden önceki bütün düzeni sindirerek geçmiş düzeni kendisinin hizasına getirmeyi amaçlamaktadır. Varlığına bir tepki olarak doğduğu skolastik düşünceyi bütün kurumlarıyla birlikte ortadan kaldırma amacı gütmesi gayet doğaldır ancak modernizm, muhtevası gereği kendinden öncekini yıkması ve kendinden itibaren olanı modernleştirme anlamı taşıdığı için Batı dünyasının icrai faaliyetlerine meşruiyet kazandırma politikasına dönüşmüştür.  

Günümüzde de tartışılmaya devam edilen küreselleşmiş, kozmopolit dünya ütopyasının ayrılmaz bir parçasını teşkil eden modernizm, kozmopolit bir dünyaya ulaşabilmek için toplumların aynı potada eritilmesi için aracı niteliğindedir. Kozmopolit bir dünya düzeninde kültürel farklılıklara, farklı dinlere, milletlere yer yoktur. Büyük kozmopolitlerden olan Lenin’in bahsedilen farklılıklara ilişkin özellikle milli şuur kavramına ilişkin düşüncelerini M. Emin Resulzade milli hars şiarının burjuvalara mahsus bir şiar ve ekseriyetle mürteci ve klerikaller tarafından kullanılan bir yalan” yönünde olduğunu tarihe not düşmüştür. Tek bir toplum vardır ve bu toplumun temel dinamikleri Batı düşünce sistemidir ancak modernizm temelli olan kozmopolit kavramını sadece Batı toplumları değil bahsedildiği şekilde Doğu toplumlarından olan SSCB de kullanmıştır.  

Modernleşme aracılığıyla kozmopolit bir dünyaya ulaşmanın tarihsel aşamalarını merkantilizm, köle ticareti, yağmacılık ve sömürgecilik, kolonyalizm ve emperyalizm olarak sıralayabiliriz. Bütün bu aşamaların sonucu kabul edilebilecek  baskın kültürün bastırılmış kültüre egemen olması; baskın kültürün kendi kültürünü, yaşantısını, giyimini ve beslenme tarzı gibi etkenlerini  bastırılmış kültüre empoze etmesi neticesinde meydana gelebilmiştir. Sanayi devrimi ile başlayan ve günümüzde TV, sinema, internet gibi şekillerde tezahür eden teknolojik gelişmeler, kültürlerin bastırılabilmesi için en elverişli aletler olmuştur. Günümüz dizileri, sosyal medya fenomenleri, sinema eserleri dikkatle incelenecek olursa hepsinin aynı tekilci yaklaşımı benimsediği görülebilir. Tarihteki İspanyol – Portekiz koloni devletlerinden, 19.yy Fransız Cezayir’ine oradan İngiltere – İrlanda çekişmelerine ve nihayetinde günümüzde toplumun gözü önünde olan şahıslara bakıldığında tekil yaşamın benimsetildiğini görebiliriz. Bu şahıslar iletişim araçları ile bahsedilen devletler ise kaba kuvvet ile buna erişmeye çabalamıştır.

Rasyonel olgulara desteklenen modernizm, 18.yy Batı düşünce sistemine göre toplumun düz bir çizgi halinde ilerlediğini ve ilerlemenin hiç duraksamayacağını, nihayetinde mutlu ve kozmopolit tek bir topluma ulaşılacağını kabul eden küreselleşme fikrinin uygulayıcısıdır. Varoluşun düz bir çizgi halinde modernleşerek ilerlediğinin kabulü halinde ulusların mutlu sona erişebilmek için ortadan kalkmasının da kabulü gerekir. İşte bu noktada Batı medeniyeti kendisinden doğan bu sürecin devam edebilmesi ve nihayete erebilmesi için bu süreç adı altında farklı kültürleri öğütmeye başlamıştır. Emperyalizmin temelinde bulunan modernizm, Batı dünyasının isteklerini yayılabilmesi için kullanılan soğuk bir güce dönüşmüştür.  

19.yy’a adını veren ve 20.yy’da iyice ateşlenen milliyetçilik hareketleri, varoluşun düz bir çizgide sürekli olarak gelişerek, dolayısıyla modernleşerek ilerlediğinin yanlış olduğunu iddia eden teorilerin kuvvetli bir dayanağıdır. 1. Dünya Savaşı sonrası dünya düzeninde milliyetçilik hareketlerinin etkin olması gibi SSCB’nin yıkılmasıyla ortaya çıkan milli devletlerin varlığı, düz çizgisel ilerlemecilik anlayışının sakatlığının en büyük delillerinden ikisidir.. Asırlar boyu parlamış olan Doğu medeniyeti göz ardı edilerek oluşturulan Batı medeniyeti temelli ilerlemecilik anlayışının sağlıklı sonuçlar vermeyeceği aşikardır. Eğer dünya düz bir çizgide modernleşerek mutlu sona, dünya cennetine doğru ilerliyorsa SSCB’nin yıkılmasıyla güç kazanan küresel dünya anlayışının yine SSCB’nin yıkılması sonucu meydana gelen milli devletler ile aynı çağa denk gelmesi nasıl açıklanacaktır?

Gerek Marks’ın komün sisteminin içerdiği gerek Simmel’in modern dünyada her şeyin para metası üzerine kurulu olacağı düşüncesinin içerdiği kozmopolit, küresel ve modernleşmiş dünyaya ulaşma fikri; Batı düşünce sistemi üzerine Doğu düşünce sisteminin ihmali suretiyle inşa edilmiş ve kültürleri kısırlaştırma yoluyla yutan bir emperyalizm çeşididir.   

        KAYNAKÇA

ATASOY, Fahri: Küreselleşme ve Milliyetçilik, Ötüken, 1. Basım, İstanbul, 2005

ARSAL, Sadri Maksudi: Milliyet Duygusunun Sosyolojik Esasları, Ötüken, 1. Basım, İstanbul, 2018

Mehmet Emin Resulzade Seçme Eserler 1, Ötüken, 1. Basım, İstanbul, 2020

Bir Cevap Yazın