BİZİM KÖY
Kitap Tahlili,  Sosyoloji

"9 dakikada oku"“Mahmut Makal – Bizim Köy” Kitabına Bakış

Kitabın yazarı Mahmut Makal, 1930 yılında Konya il sınırları içindeki Demirci köyünde doğdu. Konya Ereğli’deki İvriz Köy Enstitüsü’nde yetişti, buradan mezun olduktan sonra çok genç bir öğretmen olarak atandığı yere gidip 18 yaşında mesleğe başlamıştır. Bu durum bugünün koşullarında değerlendirildiğinde şaşılacak şeydir. Fakat genç yaşında yazdığı eseri; onu, ününü dünyaya duyurmuş bir yazar haline getirdi. Makal’ı anlatırken Köy Enstitüleri’ne değinmemiz gerekir, onu Mahmut Makal yapan buralarda aldığı nitelikli ve çok yönlü eğitimdir. Köy Enstitüleri; köy yerleşim yerlerinde kurulmuş, teknik eğitim veren merkezler olup öğrencilere düşünme, düşüncelerini ifade edebilme ve öğrencilerin yazma becerilerini geliştirme amaçlı kurulan yerlerdir. Tiyatro, halk oyunları, resim ve müzik eğitiminin de verildiği bir eğitim modeline sahiptir. Makal, buradan mezun olduktan sonra Nurgöz köyüne atanır. Orada yaşarken gözlemlediği pek çok şeyi de Varlık Dergisi’ne gönderir. Yazıları “Bir Köy Öğretmeninin Notları” başlığıyla yayımlanmaktadır. Bu yazılarda köyün günlük hayatından, sorunlarından ve okuldan bahseder. 1948-1950 yılları arasında bu yazılarını sürdürmüş ve 1950 yılının Ocak ayında “Bizim Köy” isimli romanını Varlık Yayınları’nda yayınlamıştır. Bu kitabın özü, Makal’ın iki yıl boyu Varlık Dergisi’nde  yazdığı küçük anılara dayanır ve parça parça yazılan yazıların derlemesi şeklindedir.

               Köylülerin ona deyişiyle “Mamıdefendi”nin Bizim Köy romanındaki hikâyesi kurmaca değil, gerçekleri yansıtan fakat bunları öykü havasında anlatan bir eserdir. Adeta gördüklerinin fotoğrafını çekmiştir. Köy romanları, Makal’dan önce de Yakup Kadri ve Reşat Nuri Güntekin gibi yazarlarla edebiyata kavuşturmuştu ancak Makal’ın “Bizim Köy’’ü diğer köy romanlarından ayrı tutulmalıdır. Yazar gördüklerini objektif bir bakış açısıyla yazmıştır. Yaşadığı ve yazmaya lüzum gördüğü her şeyi birebir ve abartmadan aktarmıştır. “Bizim Köy” tabiri caizse bir dönemin başlatıcısıdır esasında. 1980’lere uzanan toplumcu gerçekçi köy romanının da ilk örneklerindendir. Kalemi toplumun hizmetinde oynatmak bu anlayışta esastır. Çözüm gelsin, birileri sesimizi duysun amacıyla yazılmış yazılardır. Kitapta çok yalın bir dil kullanılmış; okuyucuya umutsuzluk aşılanmadan, iyimser bir anlayışla yaklaşılmıştır. Makal maruz kaldığı kültür içerisinde bulunan insanların yaşayışları hakkında bir çalışma hazırlar, buna sosyolojik terminolojide “katılımcı gözlem” denir. O dönemde bu tip akademik çalışmalar pek bulunmamaktadır. Makal’ın da gözlemleri bu tip bir çalışmaya denk görülebilir.

Mahmut Makal, Varlık Dergisi aracılığıyla -kitabından anlaşıldığı üzere- binbir güçlükle yazdığı öyküleştirilmiş hikâyelerinde, köyün bazı sorunlarına değinmektedir. Bu sorunların en temeli başlarda ekonomik sorunlar gibi gözükse de, daha sonra kendisinin “Kara Kuvvetleri” adını verdiği bağnazlık olduğunu görmekteyiz. Ekonomik sorunlar içerisinde  yoksulluk, köyün her kesiminde yaygındır. Toprak sorunu vardır, toprak köylünün değildir ve ağalık sistemi mevcuttur. Tarım kredi kooperatifleri bulunmaktadır. Her köylünün bu kredi kooperatiflerinden aldığı ve ödeyemediği borçları vardır. Örneğin, köylünün birisi öküz alır; ikinci taksitini daha ödemeden öküz ölür. Makal bunun gibi çarpıcı hikâyelerle de bu sorunların anlatımını destekler. Köydeki altyapı vb. çok ciddi sorunlardan söz eder. Köyde ısınma, su, yol sorunları vardır.
Kendisi birkaç dergiye abone olur ancak o ayın sayıları ancak ayın 15’inden sonra hatta bazen ay sonunda eline ulaşmaktadır. Bazı abone olduğu dergiler ise 4-5 ayda bir ancak eline ulaşabilmektedir. Posta çok geç gelir, ilçeye gidenleri denk getirip de – denk getirmek ayrı dert – ellerine ulaştırmak için mektup verildiğinde, “Bilemedik.” diye yırtık pırtık biçimde geri vermektedirler. Bir yerden bir yere gitmek çok sıkıntılıdır; günlerce, aylarca yayan yol gidilir. Bir keresinde “Mamıdefendi” okula giderken gün boyu yürür, o sırada tepesinden Adana’dan Ankara’ya giden bir uçak geçer. “Uçak benim ulaşacağım Ekecik Dağı’na iki dakikada savuştu gitti.” (Makal, 2019, s. 55)  diye “Vah!” çeker.

Hastalıklar köylüleri kırıp geçer. “Mamıdefendi” bu sorunlara çok duyarlıdır ve çocuk ölümlerini araştırır. Bunların istatistiklerini tutar ve nedenlerini düşünür. Ölüm sebebi olarak “pis su” denir ama o bunun yeterli olmadığını düşünür, biraz daha araştırır; köylülerin yetersiz beslenme ve soğuktan öldükleri anlaşılır. En ilkel yiyecek olan pirincin bile lüks olduğundan söz edilir. (Makal, 2019 ,s. 17). Bir bölümde de şöyle bir örnek vermektedir: “Alfabede, ‘Baba bana bal al’ cümlesini okurken sordum; 56 öğrencinin içinde yalnız bir tanesi bal görmüş. Gerisi bilmiyor. O çocuk da, başka bir köye gezmeye gittiğinde görmüş.” (Makal, 2019, s. 17). Hastalandıkları zaman çok uzakta oldukları için doktora gidemiyorlar, gitseler bile istedikleri ilgiyi göremiyorlar. Hatta bir çocuk ishal olduğunda kurtulmaz gözüyle bakılıyor.

Nurgöz köyünde iki okul var; bunlardan bir tanesi Mahalle Mektebi, diğeri de köylülerin deyimiyle “Mamıd Efendi”nin okulu. Mahalle Mektebini bir imam idare ediyor. Okul binası kendi imkânlarıyla yapmaya çalıştıkları harabeden ibaret. Öğrenciler sandalyelerde oturmuyorlar, kara tahtaları yok dersi anlatacak. Okullaşma oranı çok düşük. Kızları okula göndermiyorlar. Mamıd Efendiyle, Mahalle Mektebi arasında bir rekabet durumu söz konusu. Tabi köylünün durumu böyleyken öğretmelerin durumu da farksızdır. Kendi koşulları da köylülerin durumuna çok benzer durumda. Fakat en çok yakındığı şey, yalnızlığı ve çaresizliği… Bir şeyler yapmaya, gördüğü haksızlıklara karşı çıkmaya, hataları düzeltmeye, bağnaz kara bulutları uzaklaştırmaya çalışır ve gördüklerini de köylüye göstermeye çalışır. Ufak da olsa çevresinde “Neyi değiştirebilirim?” diye bakar, mesela köylülerin sigarayı bıraktırması için çabalar çünkü çocuklara defter alamazlar ama sigaraya para verebilmektedirler. Bu düzensizlikleri kendi çapında düzeltmeye çalışır.

 Kendisi de onlardan birisi; Makal, aynı yörenin adamı ve oradaki konuşma yapısını, oranın adetlerini, geleneklerini, göreneklerini bilir. Ona rağmen sıkıntıları bu kadar görüyorsa…Varsayalım ki kentten, bu kültüre uzak kalmış biri tayin oluyor. Ne kadar uyum sağlayabilir ki? Makal’ın kendisi de psikolojik sorunlar yaşamaktadır. İdealist bir öğretmen olduğu için kitaptakilerin, gerçeklikle uyumsuzluğunu görmek hayal kırıklığına sebep olmaktadır. İdealist öğretmen, başka problemlerle de mücadele etmektedir. Mesela, “Kara Kuvvetleri” adını verdiği bağnazlık. Şifa dağıttığını iddia edenlerle, köylünün rızkının “şeyh efendiye” yardım adıyla sömürülmesiyle de mücadele etmektedir. Yönetimden de bir destek bulamaz. Muhtarın kendine yardım edeceğini umsa da hüsrana uğrar. “Köyde muhtar olabilmek için ilk koşul, varlıklı olmaktır. Ondan sonra da, hısım akraban çokça olacak. Sana bağımlı olan, boynu kıldan ince yoksullar yolunu gözleyip el açacaklar. Bu yolla oy kazanıp muhtar seçileceksin.” (Makal, 2019, s. 67) diye de muhtarların okumuş insanlardan değil, cahil ve zengin olanlardan seçilmesini eleştirmektedir. “Kara Kuvvetleri” Makal’a göre aşılması en güç olan, asıl sorundur. Bir radyonun çalışma prensibini dahi anlatamadığı mahalle mektebinin imamından bahseder. O da bir türlü anlamaz, “İnsanları kandırıyorlar.” diye geçiştirir. Sonra bir hafız gelir köylerine geçerken ve bu köyden de nasibini almaya geldiğini söyler. Nasibi dediği de hafızların ve şeyhlerin ihtiyaçları için köylünün -kitaptaki deyime göre- ağzındaki lokmayı bile vermesinden faydalanmak! Bu hafız bir de laf arasında öğretmenlere verip veriştirir. Köylüler de hafızdan yana saf tutarlar. Köylü için uğraşan kendisi olsa da köylü soyguncusuna âşıktır. Makal bu duruma çok içerlenir. “Karlı dağlar, kara dağlar çevirmiş dört bir yanımı. Cahillik sarmış yöremi. Uçar kuş olsan kurtulamazsın, bir kaşık suda boğarlar adamı.” (Makal, 2019, s. 100).

İşlerin çoğunu kadınlar gördüğü halde köyde kadınların değeri yoktur. “Köy erkeğinin gözünde kadının hiçbir değeri yok gibidir. Buna karşılık kadın erkeğine kul köle olur. Bir dediğinden dışarı çıkmaz. Erkek döver, söver, kol kanat demez kırar, ağlatır, sızlatır. Beriki gık demez. Diyemez ki… Hayat arkadaşı kavramını köy erkeği benimsemez. Bir ailenin erkekleri ayrı, kadınları ayrı yerler yemeği. Bundan başka sesi de gizlidir kadının, rastgele herkesle konuşamaz kadın. Hele genç bir kız ya da gelin, kendinden büyük bir erkeğe, kadına, özellikle akrabaya el ve baş işareti ile bile meram anlatamaz. Yüzüne bakamaz.” (Makal, 2019, s. 72-73). şeklinde kadının içler acısı durumunu anlatır.

Makal’ın Varlık Dergisi’nde yazdığı anıları duyan köylüler “Zaten kıt kanaat geçiniyoruz, bari bizi el âleme rezil etme.” diye tepki göstermiştir. Hükümete yaranamayan Makal,  böylelikle haklarını savunduğu ve kendileri için çabaladığı köylülere de yaranamaz. Ancak kitabı yayımlandıktan sonra toplumcu gerçekçiliğin öncüsü kabul edilmiş, kitabı ülke sınırlarını aşmış ve birçok dile çevrilmiştir.

Bir yorum

  • Anıl Eser

    Elinize sağlık güzel yazmışsınız. Yazınızı okurken aklıma “Öğretmen Kemal” filmi geldi. Bir yandan bağnazlıkla mücadele ederken diğer yandan sefaletle mücade…

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: