Sosyoloji

"7 dakikada oku"İran’daki Düşünce Kuruluşları

Düşünce Kuruluşları, ülkelerin siyasi hayatına yön vermeye ve çeşitli toplumsal, ekonomik araştırmalar yapıp elde ettikleri verileri kamuoyuna, siyasi mercilere ve diğer medya organlarına aktarmaya yönelik bilimsel araştırmalar yapan merkezlerdir.

Dünyada varlığı ve gelişimi çok yeni olsa da kısa sürede birçok ülkenin siyasi altyapısına katkıda bulunmuş, var olan siyasi güçlerin toplum üzerindeki  etkisini artırmaya büyük katkı sağlamışlardır. Siyasiler; geleceklerini şekillendirmek için ihtiyaç duydukları fikri, hazırlık süreçlerini bu düşünce merkezleri aracılığıyla daha kolay inşa etmektedirler. Elbette ki bu merkezlerin daha verimli sonuçlar elde edebilmeleri için siyasi baskıdan uzak, ekonomik olarak da bağımsız hareket edebilmeleri gerekmektedir.

İran’daki düşünce kuruluşlarına geçmeden önce İran’ın sosyolojik ve siyasi yapısından bahsetmek gerekir. Düşüncenin gelişimine etkisi büyük olan aktörler, ülkelerin siyasi yapılarına ve yaşam tarzlarına uyumlu olarak geliştirilen ideolojik reformlardır. İran’da 1979 yılında meydana gelen İran İslam Devrimi’nin etkileri her alanda yenilik yapmayı gerektirmiş, özellikle özgürlükçü düşüncenin büyük dönüşüm geçirmesine katkı sağlamıştır. Devletin kontrol etme mekanizması, düşünce merkezlerinin devlet temelli olmasına evrilmiş, adeta “gölge hükümet” oluşturularak bu merkezlerin desteğinde iktidarlarına güç katmayı açık bir şekilde benimsemişlerdir. Çoğunlukla danışma merkezleri olarak gördükleri bu merkezler daha sonraları her ne kadar üniversiteler bazında etkilerini göstermeye çalışsalar da demokratik olmayan bir devletin bünyesinde sınırlı düzeyde faaliyet göstermekten öteye gidememişlerdir. Son dönemlerde İranlı politikacıların bu merkezlerde ortaya çıkan verilerin ülke siyasetine pozitif katkı yaptıklarını savunuyor olmaları, bu kuruluşların hem sayısının artmasına katkı sağlayacağının hem de onlara bağımsız fikir üretmenin yollarını açacağının sinyallerini vermektedir.

İran’daki merkezlerin büyük çoğunluğu faaliyet alanını iktisadi, çevresel, hukuki alanlarda imza atılan uluslararası projeleri araştıran çalışmalardan yana kullanmaktadır. Ülkenin dış politikada sahip olduğu stratejik ve jeopolitik konumunun önemi göz önünde bulundurularak merkezlerinin ağırlıklı olarak ticari alanlara yönelmesi kaçınılmaz olmuştur. Bu merkezler, karar vericilerin ülkenin dış siyasetinde doğru ve geleceğe yönelik adımlar atarken yararlandıkları en önemli mekanizmalar haline gelmiştir. Merkezlerin yurt dışında araştırmalar yaparak ve konuyla ilgili bilimsel makaleleri ve raporları analiz ederek İran siyasi politikasına katkı sundukları bilinmektedir. Ayrıca ülke içinde halkın talepleri ve sosyal ihtiyaçları da bu raporlara konu edilmektedir.

Merkezlerin büyük çoğunluğunun hükümet destekli olduğu bilinse de geliştirilen kamu diplomasisi sayesinde birbirlerine örnek olabilecek adımlar da atmaktadırlar. Örneğin, merkezlerin yurt dışı bağlantılarını her geçen gün geliştirmesi, İran’ın anlaşmazlık halinde olduğu devletlerle aralarında diplomatik iyi ilişkiler kurmaları, ülke içinde de birbirlerini desteklemelerine olanak sağlamaktadır. İran siyasi yapısında en üst olarak nitelendirdiğimiz, daha doğru ifadeyle devletin temsilinin yegane sahibi din adamlarıdır ve dolayısıyla halkı her an ayaklandırma potansiyeline sahiplerdir. Bu yüzden yapılması planlanan her bir reform öncelikle din adamlarının onayından geçmek zorundadır. İşte bu yüzdendir ki hem hükümetin hem de din adamlarının tepkisini çekmeyecek hamleler daha çok İran devletinin bütünlüğünü korumaya yönelik adımlardır.

İran’ın devlet kurumları bünyesinde de önemli merkezleri bulunmaktadır. Bunların en önemlisi Devrim Muhafızları’dır. Bunlar hem ülke içinde hem de dış politikada önemli konuma sahiptir. Kendi bünyelerinde olan istihbarat bölümü, ülke içinde alınan kararları çok güçlü biçimde etkilemektedir. Dini liderler tarafından desteklenen Devrim Muhafızları’na ülke içinde kurumları denetleme yetkisi de verilmektedir. Böylelikle hem askeri hem siyasi hem de denetim mekanizması işlevini yürütmektedir. Dolayısıyla da İran dış politikasını belirlemede önemi büyüktür. Buna rağmen, hükümetin ve din adamlarının kontrolünde olan bu düşünce merkezinin bağımsız ve objektif fikir üretebilme gücü de düşüktür.

~REKLAM ALANI A~

Son olarak da İran’da etkisi büyük olan Sivil Toplum Örgütleri bünyesinde kurulmuş olan düşünce merkezlerinin işlevinden bahsetmek gerekecektir. Sivil Toplum Kuruluşları; ülke siyasetine yön verme, güvenlik ihtiyacı gibi alanların aksine toplumun kültürel yapısına, etnik milliyetçilik ve göç olgularına yönelik araştırmalar yapmaktadır. Bu konuyla ilgili literatürlerini daha çok tercüme eserler hazırlayarak oluşturmuşlar, diğer ülkelerin etnik sorunlar karşısında neler yaptıklarını kendi dillerine çevirerek sosyal politika alanında raporlar hazırlamışlardır. Bunun yapılmasındaki amaç, karar vericilerin politikalarına ışık tutup kamuoyu oluşturmak, halkı basın aracılığıyla bilgilendirmektir.

İran’ın etnik yapısı daha çok din temelli farklılıklar içeren bir çatışma ekseninde kavramsallaşmaktadır. İran Devrimi öncesinde din taraftarlarının etkisinin azaltılarak daha çok rejim destekli kimselerin hem siyasi alanda üst mercilere gelmesi hem de toplumsal alanda daha iyi yaşam standartlarına ulaşması halk içinde ikiliklere, çatışmalara sebebiyet vermiş, dini anlamda da kopmalar yaşanmıştır. Bireylerin kişi hak ve özgürlüklerinin engellenmesi, sivil toplum örgütlerine yönelik baskıların artış göstermesi zamanla ülkenin ekonomik yapısına da darbe vurmuştur. Devrim sonrası süreçte ise tüm bu karmaşaların çözümlenmesi zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Halkın birbirlerine olan nefreti, dini yaşamdaki farklılıkları kabullenme süreçleri etnik milliyetçilik kavramının araştırılmasının önemini artırmıştır. Bu yüzden bu kuruluşlar kültürün ülke siyaseti üzerindeki etkisinin önemini kamuoyuna sunma işlevini üstlenmişlerdir.

Sonuç olarak İslam dünyasının geçirdiği en büyük devrimlerden birini geçiren İran, sahip olduğu kültürel birikiminin yanı sıra politik karmaşasının yarattığı siyasi krizlerin arasında fikir üretme ve barışçıl yollarla halk ile devlet arasındaki bağı güçlendirmek ve daha da ileri boyutuyla dış politikasında da kalıcı çözümler üretmek bağlamında düşünce kuruluşlarının önemli bir role sahip olduğunu geç de olsa kabul etmektedir. Yıllarca hüküm süren devlet politikasının getirdiği kontrol mekanizmasının baskınlığı altında kalmış olsa da bu konuda daha ılımlı adımlar atmaya başladığını gözlemlemekteyiz.

İran’daki siyasi yapının hükümet lideri ve dini lider şeklinde iki farklı kanattan oluşması bu merkezlerin birbirlerine muhalefet olma biçiminden ziyade siyasi bütünlük göz önünde bulundurularak düşünce merkezlerinin faaliyetlerinin yapısal hukuki süreçlerle desteklenip “kamu politikası” olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Üniversiteler ve devletin sorumlu organlarıyla bilgi akışının sağlandığı bir ortam oluşturmak, kuruluşların doğru ve yerinde politikalar üretmesine yardımcı olacaktır. Aksi durumda düşünce kuruluşlarının faaliyetleri yönetenlerin meşruiyet belgesi olmaktan öteye gidemeyecektir.

Kaynakça

 

McGann, James G., “2017 Global Go To Think Tank Index Report”(2018). TTCSP Global Go To Think Tank Index Reports. 13

Think Tank Kuruluşları ve Amerika’nın Dış Politikası”, Çev. Furkan Torlak, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/73960, Fatih Keskin, a.g.m., s.4.

Think Tanks and Civil Societies Program (TTCSP); https://www.gotothinktank.

com/; (Erişim 05 Kas. 2018).

 

Bir Cevap Yazın