Hukuk

"5 dakikada oku"SOSYAL MEDYA VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ

Sosyal paylaşım ağları, kullanıcıların kendi bağlantı listelerini açıklamalarına/oluşturmalarına, birbirleri arasında iletişim kurmalarına, bağlantı listelerini sergilemelerine ve bilgilerinin yer aldığı profillerinin üretilmesine olanak sağlayan, farklı medya, bilgi ve iletişim teknolojilerinin içinde barındıran web tabanlı platformlardır. Kullanıcı yaş aralığı çok geniş olan sosyal medya, düşünce ve kanaatlerini açıklama ve yayma anlamında insanlara büyük olanaklar sağlamaktadır. Bu anlamda çağımızda ifade özgürlüğünün en fazla kullanıldığı mecralar sosyal paylaşım ağlarıdır diyebiliriz. Öyle ki We Are Social 2020 raporuna göre Türkiye’de 54 milyon sosyal medya kullanıcısı mevcut, bu sayı da mevcut nüfusun %64ünü oluşturmaktadır. Böyle yoğunlukla kullanılan ve yaşanan teknolojik gelişmelerle toplumsal ilginin daha da yükseldiği ortamlarda birtakım hukuki sorunlar da ortaya çıkabilmektedir. Kişilerin sosyal medya mecralarındaki faaliyetlerine ilişkin hukuki ve cezai sorumlukları bulunmaktadır. Kamu hukuku ya da özel hukukta yer alan mevcut hukuk kurallarına karşı eylemler söz konusu olabilmektedir. Fakat henüz sosyal medya hukuku adı altında kapsamı ve çerçevesi tam belirlenebilmiş bir hukuk dalı yoktur. Devletler konuya daha katı ya da daha liberal yaklaşabilmektedirler. Bu konuda önemli olan devletin demokratik toplum kavramına karşı yaklaşımıdır.

Demokratik toplum, “çoğulculuk, açıklık düşüncesi ve hoşgörüyle” tarif edilir. Demokrasilerde hükümete gelen çoğunluk, belirli bir süre kamu işlerinin yürütme hakkına sahiptir. Fakat bu hak, çoğulcu demokrasilerde azınlıkta kalanların haklarının ortadan kaldırılması, çoğunluğun her istediğini yapabilmesi anlamına da gelmemektedir. Öyle ki çoğulcu ve çoğunlukçu demokrasi arasındaki farklılık da burada ortaya çıkmaktadır. Eğer çoğunluğun her talebinin yapılabilmesi benimsenirse, çoğunlukçu bir demokrasiden söz edilir. Çoğunluğun diktatörlüğüne yol açabilecek bu tür yönetim biçimleri, iktidar seçimle iş başına gelse bile artık bir demokrasi olarak dahi isimlendirilmemektedir. Çoğulculuk, toplumsal muhalefetin bir gün çoğunluk olma şansını yok etmemeyi amaçladığı gibi, toplumdaki her bir bireyin haklarının korunmasını, farklılıkların yaşayabilmesini de amaçlamaktadır. Çoğulcu demokraside iktidar hem geçici hem de değişkendir. İktidarın sınırlandırılması aynı zamanda azınlıkta kalanların korunmasıdır. Azınlıkta kalanların korunması, bunların çoğunluğu eleştirebilmesi, inanç ve düşüncelerini, yaşam anlayış ve biçimlerini tam bir açıklık ve serbestlik içinde ortaya koyabilmesi ile olanaklıdır. O halde, toplumdaki çoğunluğun düşünce, duygu ve inançlarına aykırı olan şok edici, rahatsız edici haberler, görüşler, ifadeler veya diğer eylemli ifade ediş biçimleri ve yaşam biçimleri, çoğulcu bir demokraside koruma görmek zorundadır ve hoşgörü ile karşılanmalıdır, açık fikirlilik bunu gerektirmektedir. Nitekim Anayasa Mahkememiz de, Anayasanın 13. maddesinde yer alan “demokratik toplum” kavramını, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına atıfla benzer şekilde yorumlamaktadır.

AİHS’nin 10. maddesinde, 1982 Anayasasının ise 25-31 maddeleri arasında çeşitli yönleriyle yer bulan ifade özgürlüğü, çoğulcu demokrasinin kökeninde yer aldığı gibi, diğer hakların korunmasına da hizmet eder. İfade özgürlüğü, görüşlerin rahatlıkla ifade edildiği “fikirler pazarında” en iyi ve en doğrusunun bulunmasına veya hakikatin ortaya çıkmasına  katkıda bulunur. Ayrıca ifade özgürlüğü, kişinin kendisini gerçekleştirme aracıdır, yani bireyin özerkliğini yansıtır.

İfade özgürlüğü ülkemizin de taraf olduğu AİHS 10. maddesinde ve Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi 19. maddesinde tanımlanmış ve güvence altına alınmıştır. İki sözleşmedeki tanımlar da incelendiğinde bu özgürlüğün: Bilgi ve düşünceleri araştırma ve edinme özgürlüğü, kanaat özgürlüğü, bilgi ve düşünceleri aktarma özgürlüğü şeklinde gruplandırılabilecek üç unsurdan oluştuğu göze çarpmaktadır. Anayasa’nın 26. Maddesi ifade özgürlüğünü güvence altına alırken “Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti” kenar başlığını kullanmış ve madde içeriğinde resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir alışverişine vurgu yapmıştır. Sosyal medya bu hususta da önem kazanmaktadır zira bu platform tam olarak bağımsız ve kimseden izin almaksızın haber ve fikir alışverişinin mümkün olduğunun somutlaşmış örneğidir.

Avrupa Konseyi’nin 2001 tarihli Sibersuç Sözleşmesi, internette zararlı ve hukuka aykırı içeriklerle ve ek olarak bilgisayar sistemleri aleyhine işlenen suçlarla mücadeleyi ceza ve ceza muhakemesi hukuku açısından ilk ele alan antlaşmadır. Bu önemli uluslararası belgede ve bu belgenin hazırlık aşamasındaki komisyon raporlarında ilgi çekici olan nokta “Erişimin Engellenmesi” tedbirinin tartışılması ve bu tedbirin uygulanmasına genel olarak olumsuz bakılmasıdır.

Çağımızın bilgi çağı olduğu ve bilgiye ulaşma yollarında internet ve sosyal ağların etkisinin önemi göz önüne alındığında, konuyla ilgili yapılan ve yapılacak olan bütün düzenlemelerin demokratik toplum ilkesinin gereklerine uygun yapılması ve böylece yaşayan demokrasinin çoğulcu demokrasi olduğu ve kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin korunduğu anlaşılmalıdır. Zararlı ve hukuka aykırı içeriklerin ve içerik paylaşanların hakkında gerekli cezai yaptırımların olması da demokratik toplum ilkesinin bir gereğidir.

KAYNAKÇA

Ergin, E. D. Sosyal Medya İle Ceza Hukuku Arasındaki İlişki Nedir ve Ne Olmalıdır?

Güliz Uluç, B. S. (2016-Aralık). Örnek Yargı Kararlarıyla Sosyal Medya Hukuku. Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi , 338.

Yaman Akdeniz, K. A. (2008). İnternet: Girilmesi Tehlikeli ve Yasaktır. Ankara: İmaj Yayınevi.

 

2 Yorum

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: