Kimsin sen?
Edebiyat,  Hikaye

"6 dakikada oku"Kimsin Sen?

Nereye gittiğini önemsemeden arabayı amaçsızca sürdü. Ailesi gittiğinden beri hiçbir yerde huzur bulamıyordu. Düşünceler her yerde onu takip ediyor, rahatlamasına izin vermiyordu. Yalnızlığın içinde gittikçe kalabalıklaşıyordu. Kafasındaki sesler susmak bilmiyor, mutsuzluğuna mutsuzluk katıyordu. Eskiden olduğu gibi evine girdiğinde çocuklarının seslerini duymak, karısının gülen yüzünü görmek, pişen yemeğin kokusu ile bir aile olduğunu hissetmek istiyordu. Evine gitmek onu ölesiye korkutuyordu, susturamadığı sesler, çocukları büyürken onların yanında olamayacağını, bir daha onları göremeyeceğini söylüyor, gittikçe daha fazla ümitsizliğe düşmesine sebep oluyordu.

Arabadan indi, nerede olduğunu bile fark etmeden yürümeye başladı. Hayatını geri istiyordu, yaşlandığında kimsesiz, yalnız bir ihtiyar olmak istemiyordu. Kaybetmenin verdiği korku, bedenini karanlık bir örtü gibi sararken telaşla telefonuna sarıldı. Karısını aradı ama ulaşamadı. Elinden hiçbir şey gelmiyordu ve bu duyguyla baş edemiyordu. Her şeyin kontrolü altında olmasına alışmıştı, çaresizlik daha önce hiç hissetmediği bir duyguydu ve ona çok ağır geliyordu. Sinirle karısına mesaj bırakmaya başladı. Hemen onu aramasını emrediyor, çocukları ile konuşmak istiyordu. Tekrar tekrar “beni ara!” diye bağırdıktan sonra dışarıda olduğunu ve insanların ona baktığını fark etti.
Sakinleşmek için derin nefesler alırken en yakınındaki banka, yaşlı bir adamın yanına oturdu. Her geçen gün gittikçe daha fazla kendi içinde kayboluyordu. Tüm soğukkanlılığını yitiriyor, dengesini kaybediyordu. Tüm bunlar çocuklarını da alıp giden, onu yalnız bırakan karısının suçuydu. İçinde biriktirdiklerini anlatma isteği ile hiç tanımadığı yaşlı adama döndü ve konuşmaya başladı.
Genç adam, “Dışarıdan nasıl göründüğümü biliyorum ama inanın o kadar haklıyım ki.” diye sözlerine başladığında yaşlı adam hafifçe kafasını çevirip gülümsedi. Onun bu tavrı daha fazla konuşmak istemesine sebep olmuştu. Aylardır yaşadığı çaresizliği, hissettiği hayal kırıklıklarını ve tabi ki haklılığını uzun uzun anlattı. O anlatırken yaşlı adam yüzünden hiç eksik etmediği gülümsemesiyle, sözünü hiç kesmeden dinledi.

Sözlerini bitirdiğinde içini dökmenin verdiği rahatlıkla arkasına yaslandı. Tüm bu anlattıklarından sonra adamın kendisini teselli edeceğini, yalnızlığına bir nebze umut olacağını düşündü.
Yaşlı adam “insanın ne kadar bencil bir varlık olduğunu hiç düşündün mü?” diye sordu ve cevabını beklemeden devam etti. “Yalnız kalmamak için evlenir, yaşlılığımda bana baksın düşüncesiyle çocuk yapar. Sadece sana yarar sağlayan hayvanları besler, yemiş veren ağaçları seversin. Kaybettiğin yakınların için göz yaşı dökerken de kendini düşünür “ben onsuz ne yapacağım?” diye ağlarsın. Bir iyilik yaparken bile sevap olduğu için yaparsın. Aldığımız her kararı kendi çıkarımız için alırız ama sonuçları istediğimiz gibi olmadığında mağduru oynarız. Biz hep “kurban” oluruz, böylesi işimize gelir, herkes bize üzülürken biz de sorumluklarımızdan kaçarak yaşamaya devam ederiz. Başımıza gelenler başkalarının suçudur, aslında biz yanlış yapmamışızdır.” Sözlerinin onda yarattığı etkiyi anlamak istercesine yanında oturan gencin gözlerine bakan yaşlı adam “kimsin sen?” diye sordu.
Genç adam büyük bir özgüvenle elini uzattı. “Ben Selim, kusura bakmayın o kadar dolmuşum ki kendimi bile tanıtmadan size dertlerimi anlattım.” Ceketinin cebinden çıkarttığı kartvizitini uzatarak konuşmasına devam etti. “Ben mimarım, ortağımla birlikte büyük projeler yapıyoruz.”
Yaşlı adam elindeki karta bakmadan “adını, mesleğini ya da kariyerini sormadım. Tüm bunlar senin bu dünyadaki sıfatların, gerçekte kim olduğun bunların çok ötesinde, içinde” dediğinde Selim uzun uzun düşündü.

Hayatı boyunca çok çalışmıştı çünkü babasının takdirini kazanmak istemişti. Onun için yaptıkları hiçbir zaman yeterli olmamıştı, her zaman daha fazlasını isteyen bir adam olan babası yüzünden kendini hep yetersiz hissetmiş bu yüzden de sürekli çalışmıştı. Hiçbir başarı onu tatmin etmemişti. Hayat onun için sürekli kazanması gereken bir oyun olmuştu. Eşi, çocukları da alıp evi terk ettiğinde sadece onları geri kazanmak istemiş, neden bu noktaya geldiklerini, hatalarını hiç düşünmemişti. Kimseye durumu anlatmamış, her şeyin kendiliğinden düzeleceğini düşünmüştü. O kaybetmeyi kabul edemezdi, her zaman kazanmalıydı. Şimdi geriye dönüp baktığında kendi hırsları için eşini nasıl yaraladığını, tıpkı babası gibi davranarak çocuklarını ne kadar zorladığını, küçücük bedenlerine bakmadan olmayan bir savaşın içine onları nasıl ittiğini daha iyi anlıyordu.

Adama verecek bir cevabı yoktu, daha önce çıkarlarını düşünmeden yaptığı hiçbir şey olmamıştı. Hayatı boyunca ona öğretildiği gibi bencilce davranmış, kendini hiç sorgulamamıştı. Kim olduğunu da nasıl biri olmak istediğini de bilmiyordu, daha önce içine dönüp hiç bakmamış, kalbinin çığlıklarını duymamıştı.

Yaşlı adam Selim’in dikkatini çekmek istercesine yerinde kıpırdandı ve cevaplanmamış sorusuna geri dönerek “bazı insanlar hayatı boyunca kim olduğunu bilmeden, sıfatlarının gerçek kimliği olduğunu düşünerek yaşar. Bazıları ise sorgular, kim olduğunu, kendi özünü bulmak ister. Bu dünyaya geliş amacını bulmak için, özüne dönmeli, kendini bağışlamalısın. Bundan sonra önünde iki yol var. Ya daha önce yaptığın gibi hırslarının peşinden gidip, başına gelenler için birilerini suçlamaya devam eder, hatalarını görmezden gelirsin ya da işe önce kendini severek başlar sonrasında da aileni koşulsuz, çıkarsız sevmeyi öğrenirsin.” Sözlerini bitiren yaşlı adam, görevini tamamlamış bir insanın iç huzuru ile denizi seyretmeye devam etti.

Yaşadığı her şeyin kendi aldığı kararların sonucu olduğunu kabul etmeye başlayan Selim, kendini değiştirdiğinde hayatının değişeceğini ve ailesini de geri kazanacağını anlamıştı. Uzaklara dalan yaşlı adama tüm samimiyetiyle gülümsedikten sonra arabasına gitmek için ayağa kalktı. Birkaç adım attıktan sonra adını bile sormadığı adamın bir ihtiyacı olabileceği düşüncesiyle telaşla arkasına döndü. Oturduğu bank boştu, emin olmak için çevreye bakındı ama hiçbir yerde onu göremedi, belki de hiç var olmamıştı. İnsan böyleydi bir an varken bir an yok oluyordu. Başlangıç ve son dediğimiz nefes alma süresi kadar kısaydı hayat. Yaşamını sorgulaması, anlaması gerekiyordu insanın. Sahi “kimsin sen? Hiç düşündün mü?”

Bir Cevap Yazın