Hikaye

"4 dakikada oku"Göç Mevsimi

Günlerden cumartesiydi. Dışarıda kasvetli, rüzgarın kırıntısının bile bulunmadığı bir hava hüküm sürüyordu. Bugünlerde gökyüzünde ayrı bir hayat telaşı vardı. Gökyüzü ev sahipliği yapıyordu, kuşlara… Bütün kuşları kabul ederdi gökyüzü. Gökyüzünde adalet hüküm sürerdi. Gökyüzünün derin bir ruhu vardı. Kimse onu anlayamazdı. Onu bir kuşlar anlar, bir de yüreğinde yaralı bir kuşun serzenişlerinin bulunduğu ince ruhlu insanlar… Gökyüzü bu aralar kırlangıçlara ev sahipliği yapıyor. Yazın sonu, sonbaharın başları kırlangıçlar için göç mevsimiydi.

 Zîn bunları düşünürken son bir defa daha derin bir nefesi ciğerlerine kadar çektikten sonra, başını gökyüzüne kaldırıp etrafa bakıp beyninin karanlık arka odalarında kalmış duyguları hatırlamaya başladı. Evet her, her şeyi hatırlıyordu. Her şey böyle bir göç mevsiminde olmuştu. Evet göç mevsimi… Herkesin anlayamayacağı iki kelime. Bilmiyorum, kaç yıl önce böyle bir mevsim yaşadığımı. Ama her şeyi hatırlıyorum, duyuyorum… Ruhumda ıstıraplı bir acı hissediyordum. Tabi bunu şu anda etrafımda duran insan kalabalığı hissetmiyor.

Zîn insanların yüzünü incelemeye başladı, kimseyi tanımıyordu. Her yüzde farklı bir yaşanmışlık duruyordu. Herkes kendi haline düşmüştü. Zîn bütün acılar arasında en yalnız olan acıyı çekiyordu şimdi. Bir zamanlar buralar onundu, onlarındı…

Zîn kalabalıktan usulca çıkıp evleri, sokakları, camiyi, oradaki ağaçları gözlemlemeye başladı. Sokaklar… Evet sokaklar, eskiden durmadan koşturduğu yoruluncaya kadar oyunlar oynadığı sokaklar… Sokaklar çok değişmişti, orda oynayan çocukların bakışı bile değişmişti. Çocukların bakışlarında büyük bir boşluk duruyordu. Hiç dolmayacak bir boşluk. Zîn sokaktan aşağıya doğru yürümeye başladı. Bazı yerler hala aynıydı, son bıraktığı gibiydi. Harabeydi duvarlar, büyük boşluklar vardı duvarlarda. Duvarlardaki boşlukları başka taşlarla kapatmaya çalışmışlardı.  Zîn’ in yüreğindeki acılara yaptığı yamalar gibiydi duvarlar. Hangi acıya yapılan yama orada ölüme kadar durur ki? Zîn’ in acılarına yaptığı yamalar bu sokakları gördükten sonra ilmek ilmek sökülmeye başlamışlardı. Zîn duvarlara dokunuyordu, onları kokluyordu. Onları tanımaya çalışıyordu. Zîn sokağın sonuna geldiğinde durdu. Yavaşça gözlerini sokaklardan kaldırıp karşısına harabe olan eve baktı, hiçbir yaşam belirtisi kalmamıştı, sadece taş yığınları kalmıştı. Burası eskiden sevincin hüküm sürdüğü bir evdi. Ne çok oyun oynamıştı bu sokakta. Bu evin tahta kapısına neler çizmemişti ki Zîn… Ama her şey değişmişti.  Her şey çok korkunçtu.

Reklam Alanı

Zîn bir anlığına kendini kaybedip her tarafı koklamaya başladı; sokakları, harabe evleri, içinde kocaman boşluklar olan duvarları. Zîn adeta çıldırmıştı, bir koku arıyordu; eski, tanıdık bir koku arıyordu.

Zîn için her yer ölüm kokuyordu. Evet bütün harabeler, sokaklar, Zîn‘ in görebildiği her yer ölüm kokuyordu. Bu koku buranın özerine sinmişti. Adeta burayla bütünleşmişti. Zîn’ in ruhunda kulaklarının duyamayacağı, beyninin algılayamayacağı, gözlerinin göremeyeceği bir uğultu vardı. Sesler çok yüksekti, çığlıklar çok acıydı, her yer kan kokuyordu. Bütün evlerde kocaman boşluklar vardı bu boşluklar ölümle, acıyla dolmuştu.

Zîn kendini oranın koca çınar ağacının altına zorlukla atabildi. O yıllara meydan okuyan ağaç… Bir yarısı yoktu. Oda nasibini almıştı hayattan. Ama gövdesi hala sağlamdı.

Zîn sırtını koca çınar ağacının gövdesine yasladı. Ona dokundu, okşadı, kokladı, onu kendi ruhunda hissetmeye başladı. Zîn bütün duyularıyla kusuyordu, evet bu yüzleşme için çok beklemişti. Ama sonunda gerçekleşmişti. Acılar kanadıkça iyileşirdi. Onları ruhumuzun derinliklerinde yaşatmaya gerek yoktu. Sonra Zîn başını gökyüzüne kaldırdı, ağacın dalında yuva yapan kırlangıçları gördü, anne kuş yavruları için gökyüzüne uçup ağzında yiyeceklerle gelip yavrularının ağzına veriyordu. Zîn başını biraz yana çevirip ağacın dallarının arasından gökyüzüne baktı gözlerini maviliklere dikti; güzel günlere, güneşli günlere…

Müptezel olmuş bir zaman diliminde yaşamaktadır.

Bir Cevap Yazın