Arık
Hikaye,  Sanat

"5 dakikada oku"Arık – I

O gün Ağar, gözlerinde terörü gördüm ve bu başta üzerimizden soyduklarımızdan biriydi.”

Çarşaf gibi suyun üzerinde dinlenir gibi salınan gondol, birkaç kez hareketle sallandı. Açık denizin ortasında, güneşin tenini yakıp kavurduğu iki varlık sıcaklığa dayanabildikleri kadar örtünmüşlerdi. Varlık sahası içinde en büyük yeri kaplayan suların, belki de en küçük alanını istila eden iki varlıktan biri çıkardığı istiridyenin yumuşacık etini parmaklarıyla parçalamaya çalışıyordu. En sonunda adı Tana olan, parmaklarıyla istiridyenin içindeki inciyi çıkarıp güneşe tuttu. “Bu sahanın en pahalı dışkısı!” dedi, suratında az önce bir varlığı katletmiş olmanın doğal gölgesi yerine, servet bulmuş birinin heyecanı vardı. Güneşte parlayan incinin yansıması gözlerindeyken Ağar, yavaşça yerinde kıpırdanıp çarşaf andıran denizi üzerine örter gibi Tana’ya döndü. Onların hikâyesinin ne zaman başladığını bilen yoktu. Küçücük yerler kaplamak adına hiçbir şeyin ardını düşünmeden yaşayan sonsuz varlıklardan biriydi ikisi de. Yine denizde, dört duvardan korkarak yaşayan iki kişi olarak karşılaştılar. Bir bağ bozumu zamanında, hatırlamadıkları kadar sene önce birleşme kararı aldılar. Bu birleşme, sessizliği paylaşmaktan başka bir şey barındırmıyordu ancak Tana, son zamanlarda bu sessizliği bozup duruyordu. Gondolun tabanında, yürüteçlerinin altında deniz mahsullerinden çok, birikmiş mektup zarfları vardı. Ağar, tutacağını yürüteçlerinin arasına daldırıyor, rastgele çıplak tutacakla avladığı bir mektubu elindeki gümüşten kabzalı, oymalı mektup açacağının sivri ucuyla yarıyor ve okumadan ağzına atıp çiğniyordu.

“Onun karşılığında ne alacaksın?” derken sesi, gerçekten deniz gibi usuldu. Ağar, hep böyle konuşurdu. Onun antik zamanların sakin tanrılarından -mümkünse elbette- biri olduğunu düşünmek akla çok kolay gelirdi. Hangi varlıklardan biri olduğunu ancak böyle tanımlayabilirdik. Cinsleri yoktu, ırkları yoktu… Yalnızca çevre şartlarına göre şekil alırlardı. Denizcilerdi son zamanlarda, her kılığa girdikleri gibi bu kılığa da girdiklerinde tenleri kavruldu, gözleri keskinleşti, yiyeceklerini sindirdikleri yer sallantıya alıştı. Sorduğu soruyu pekiştirmek ister gibi güneşin değdiği mektup açacağını bir an zarfların tozlarını yutmaktan bıkmışçasına Tana’ya salladı. “Para” dedi Tana, yüksekten silkelenerek bakıyordu. Hiçbir şeyden anlamıyordu Ağar, ona göre. Ya da öyle davranıyordu. Bazen salak olduğunu düşündüğü Ağar, yavaşça yerine kıpırdandı. “Nesin sen? İnsan falan mı?” Tiksinerek söylediği kelimeyi ağzından dışarı iterken dili damağına değdiğinde bile içi bulandı. Yıllardır denizin ortasında salınıyordu bu gondol, içinde Ağar, ancak ilk kez içi bulanıyordu. “Hayır, Ağar,” dedi bıkkındı, Tana. “Düşünsene, dışkıya tonla işe yarar bir şeyler veriyorlar.” Ağar, yeniden Tana’ya bakmadan zarfları açıp yazı dolu kâğıtları ağzına atıp çiğnerken dudakları arasından küçümser bir ses çıktı.

Varlığının sebebi olduğunu düşündüğü doğuranın yazdığı her sitem dolu satırı görmeden önce çiğneyip yutmak, içine kolayca sindirmenin en kolay yoluydu. Bağlarını tek tek koparmayla uğraşamayacağından bağlarından doğan her şeyi çiğneyip içinde çalkalanan ve her şeyi kolayca ezip geçebilen aside bırakıyordu. Yine de bu yalnızca Ağar’ın hikâyesi değildi, bu sebeple sakinliğini bozan cümleleri duyduğu anda içgüdüsel bir saldırganlıkla keskin mektup açacağını dikine tutarak Tana’nın üzerine çullandı. “Bizim cinsimiz, ırkımız var mı? Herkese adalet sağlamaya çalıştığın için atmadılar mı seni buraya?” bağırsa da sesi su gibiydi. Çünkü diğer tüm varlıklardan arınmıştı, tüm rolleri soyup çiğnemişti. Ne olduğu belli değildi Ağar’ın ancak Tana, henüz tüm her şeyi kazıyamamıştı üzerinden. Ağar bunu, Tana için yapacaktı belli ki.

Tana, sakince baktı Ağar’ın gözlerinin içine. “O gün Ağar, gözlerinde terörü gördüm ve bu başta üzerimizden soyduklarımızdan biriydi.” yazacaktı birkaç bağ bozumu sonra Tana defterlerine. Ancak bunu Tana’nın gözlerinden okumuştu şimdiden Ağar. Tiksintiyle üzerinden soyduğunu düşündüğü şeylerin -tüm cinsleri, ırkları, değerleri, rolleri, insanlığa sınır çeken duvarları…- ağırlığıyla kendi yerine çöktü. Bir anda tutacaklarından kaçıp gidecekmiş gibi Tana’nın doğayla bütünleşmesini sağlayan kavruk derisini sıyırmış mektup açacağını bağrına bastırarak gözlerini karşısındakine dikti. Tana’nın yüzünde ise zaferle kıvrılmış dudakları parıldıyordu. “Kaçırdığım bir nokta varmış,” dedi tutacaklarının uzuvları arasında yuvarladığı inciyi bir kez bile düşünmeksizin ağzına atıp yuttu. “Bu sahanın en pahalı dışkısı, insandır.” Dünya kendi bedenleriydi, inci insan betimlemesinden başka bir şey değildi. Ağar ise iddia ettiğinin aksine hâlâ bir insandı.

Deniz gondolu sallarken Ağar’ın ortaya çıkan yükleri yüzünden birkaç santim daha suya batmışlardı. Tana’nın olduğu kısım, biraz yukarıda salınıyordu.

 

Bir Cevap Yazın