Gündem

"8 dakikada oku"SOSYAL DEVLETİ YENİDEN HATIRLAMAK

Sosyal Devleti Yeniden Hatırlamak: Sosyal Devletin Siyasi Anlamda Kökenleri ve Genel Hatları

Sosyal devlet kavramı genel olarak siyasi liberal devlet yapıları içerisinden, 20. Yüzyıldaki iktisadi sorunların zararlı sosyolojik etkilerini ve buna bağlı olarak zararlı siyasi yansımalarının azaltılabilmesi için ortaya çıkmış kurumsal bir kavramdır. Sosyal devletin ne olduğunu anlayabilmek için liberal devletin Fransız İhtilali ile oluşan yapısını hatırlamak yararlı olacaktır. Metodolojik olarak liberal devletin dayandığı unsurlar belli bir devlet, toplum ve iktidar anlayışı birey iradesine yaslanmış bir siyasi yapı olarak özetlenebilir. Bu tipteki devlet anlayışının esas kaynağı ilk olarak ilk çağ sofistleri tarafından yeşertilmiş, reform ve aydınlanma çağında savunulup geliştirilmiş ve 1789 Devriminin teorik dayanağını oluşturmuş Doğal Hukuk Doktrini(lex naturalis)’dir. Doktrine göre doğuştan akıl ve buna bağlı irade sahibi olan insan türü tarihinin ilk dönemlerinde-ki bu dönem aynı zamanda insan türü için en uzun dönemdir-toplum haline gelememiş, grup, kabile veya aşiretler şeklinde yaşamış ve bu sebeple devlet dediğimiz-mutlak eşitsizliğin kaynağı olan-siyasi organizasyonu meydana getirememişti. İşte bu doğal yaşam dönemi sonrasında insanlar belli başlı gerekçeler ile belli coğrafi bölgelerde kendi iradeleri ile önce sosyal bir sözleşme ile toplumu daha sonra ise siyasal bir sözleşme ile devlet ve iktidar adını verdiğimiz kurumları oluşturmuşlardır. Bu sebeple doktrin, devletin varlığının özünü bireye ve onun hür iradesine dayandırmıştır. Doktrine göre devlet kendini var eden sebeplere ve felsefeye uygun faaliyetler göstermelidir. Devlet, genel olarak toplumu meydana getiren bireylerin malına, şahsına yapılan saldırıları önlemek; güvenliği sağlamak ve bireylerin mutluluğunu sağlamak ile yükümlüdür. Bu sağlandığında toplumun tamamı da mutlu olacaktır. Liberalizmin özgürlük hakkındaki görüşlerini siyasi ve hukuki olarak şekillendiren önemli kaynaklarından bir diğeri ise Fransa İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi olarak gösterilebilir. Bildiriye göre iktidar bireylerin zaman aşımına uğramamış tüm doğal haklarını korumalıdır. İnsanlar doğuştan özgürdür ve bu özgürlüğün sınırını diğer bireylerin özgürlük sınırları ile toplumun kolektif organizasyonunun meşru en üst merci olan devletin hazırlamış olduğu yasalar oluşturmaktadır. Fransız İhtilali sonrasında ortaya çıkmaya başlayan klasik liberal devletlerin bahsettiğimiz temeldeki anlayışları ve faaliyetleri sanayi devrimine kadar değişmeden devam etmişse de sanayi devrimi sonrasında ‘emekçi proleter’ hareketlerin ve onlara dair sosyal, iktisadi sorunların doğuşu çarkların dönüşünü sekteye uğratmaya başlamıştır. Makine uygarlığının doğuşu liberal devletin klasik birey-devlet ilişkisinin önce sorgulanmasına daha sonrada değişmesine sebep olacaktır.

Bu sebepler İhtilal-i Kebir’in yaydığı özgürlük ve eşitlik kavramlarının tanımlamalarında dönüşüme girmesini sağlamıştır. Dönüşüm sonucunda devlet için birey bir amaç olduğu kadar aynı zamanda sağladıkları faydaları veya zararları birbirinden farklı olmakla beraber ‘’eşit’’ birer kaynakta olacaktır.

Liberal devletin tüm insanların doğal olarak eşit olduğuna dair inancı yalnızca yasalar karşısındaki durumları içindi; liberal devletler insanlar arasındaki sosyal ve ekonomik eşitsizlikler ile ilgilenmiyordu. Değişen sosyo-ekonomik koşulların daha uç hallere evrilmesi, karşı ideolojik akımların giderek büyümesi sonucunda liberal devlet, yasa önünde sunduğu eşitliği, sosyal devlet ilkeleri dahlinde ve fırsat eşitliği çatısı altında tamamlamaya çalışmıştır. Bu açıdan sosyal devlet, liberal devletin genel hak ve özgürlükler dairesine sosyal ve ekonomik ödevler yüklenmiş, bu yol ile doğan yeni ihtiyaçlara cevap verilebilmesini ve ideolojik olarak rekabet edilebilmesini sağlayan faydalı bir araç olmuştur. Sosyal devlet kavramıyla beraber artık yalnızca bireyin değil sosyal kuruluşlarında devletin temelini oluşturduğu kabul edilmekteydi. 1946 Fransız Anayasası, 1947 İtalyan Anayasası ve 1949 Federal Almanya Anayasaları gibi Türkiye Cumhuriyeti 1961 Anayasasının 35. Maddesi ile 1982 Anayasasının 41. Maddeleri aile kurumunu toplumun temeli olarak kabul edecek; mesleki, siyasi, sosyal diğer kuruluşlara da anayasalarda hukuken yer verilecektir. Yalnız unutulmamalıdır ki bu kuruluşlarında bireyin hizmetinde olduğu varsayılacaktır. 1789 Fransız İhtilali sonrası oluşan klasik liberal düzlemde devletin görevi “gölge etmemek” iken sosyal devletin hukuki bir gerçeklik kazanması sonrası devlet artık re’sen kişilerin faydalarına olan bir takım faaliyetler gerçekleştirme yükümlülüğü edinmiştir. Bu yükümlülükler bireyler için ise birer “sosyal hak” anlamına gelmekteydi.

Devlet, klasik liberal doktrinin ve özgürlük anlayışının gerçek bir özgürlük sunamaması sonucunda pasif konumundan ayrıldı. Sosyal ve iktisadi olarak kötü durumdaki milyonlarca vatandaşa yardım etmek elbette devleti pek çok yönden zayıflatan bir unsur olarak karşımıza çıkmıştır. Lakin bu yardımların yapılmaması, devletin anayasal görevlerini yerine getirmeyişi toplumsal yıkıntılara ve bunun sonucunda oluşabilecek olağan dışı tepkilere sebebiyet vereceğinden devlet için daha büyük bir tehlikeyi de beraberinde getirecektir. Siyasi tarihte bu sebeplerle toplum tarafından indirilmiş pek çok hükümet, toplum tarafından değiştirilmiş pek çok rejim görebilmekteyiz. Bunlar aktarıldıktan sonra hemen belirtilmeli ki “sosyal devlet” kavramının benimsenmesi kesinlikle sosyalizme geçiş değildir. Aslında bu kavram, sosyalizme geçişi de engelleyici hukuki ve demokratik bir fren mekanizmasıdır diyebiliriz. Diğer yandan sosyal devlet olmanın doğurduğu bir sonuç olan sosyal haklar iktisadi bir doktrin veya plan olmayıp insanlığın ortak adalet duygusunun bir tezahürüdür; liberal doktrinin insanın kutsallığına yaptığı atfın doğal ve gerekli bir sonucudur. Sosyal hakların devletçe tanınıyor olması ve eksiksiz yerine getirilmesi bireyi ve toplumu daha da özgürleştirecek, daha da güçlendirecek bir araçtır. Bu husus Anayasamızın 5. Maddesinde de aynen belirtilmiştir:

“Madde 5 – Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

Önce 1929 Ekonomik Buhranı sonra da İkinci Dünya Savaşı sonucunda oluşan küresel yıkım sonucunda başta Batı toplumlarında ardından muhtelif demokrasilerde “Sosyal Devlet” ve onun ilkeleri kabul edilmiş, “Sosyal Haklar” anayasalarda geniş ve ayrıntılı bir biçimde yer edinmiştir. Çağdaş anayasalarda da yer bulmuş; T.C. Anayasasında da yer alan sosyal haklardan bazıları ise şöyle sıralanabilir:

  1. Sağlık, çevre ve konut hakkı
  2. Eğitim ve öğrenim hakkı
  3. Çalışma hakları
  4. Toplu iş sözleşmesi, grev hakkı ve lokavt
  5. Ücrette adalet sağlanması
  6. Gençliğin korunması ve spor hakkı
  7. Sosyal güvenlik hakları
  8. Tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunması
  9. Tüketici hakları
  10. Ailenin korunması

Her ne kadar Bretton Woods sisteminin çökmesi, birinci ve ikinci petrol krizlerinin yaşanması ve ardından Reagan ile Thatcher’ın neo-liberal politikalarının ilanı sonrasında dünyada sosyal devlet kavramı (Türkiye’de ise Devletçilik ilkesi) güç kaybediyor; küreselleşme sonucu refah dönemlerinde her ne kadar devlet ve onun yükümlülükleri unutuluyorsa da en ufak ulusal veya küresel kırılganlıkta gözlerimizi ‘devlet’ dediğimiz milletlerin kolektif bilincinin en üst ve meşru kurumuna çevirmekte, zararlarımız için yardım beklemekteyiz. Dünyada risk veya tehdit kavramları mevcut olduğu sürece, küreselleşme ne boyutlara ulaşırsa ulaşsın, sosyal devlet ve ilgili kavramları var olacak ve özellikle kötü duruma düşmüş vatandaşlara umut olacaktır.

KAYNAKÇA

Göze, A. (2012). Siyasal Düşünceler ve Yönetimler. İstanbul:Beta.

Göze, A. (1976). Sosyal Devlet Sistemi. İstanbul:İÜ Hukuk Fakültesi

Göze, A. (2016). Liberal, Marxiste, Faşist, Nasyonal Sosyalist ve Sosyal Devlet. İstanbul:Beta

Özbek, N. (2008). Osmanlı İmparatorluğunda Sosyal Devlet. İstanbul:İletişim

Gözler, K., Kaplan, G. (2018). İdare Hukuku Dersleri. Bursa:Ekin

Gözler. K. (2019). Anayasa Hukukunun Genel Esasları. Bursa:Ekin

Rousseau, J.J. (2006). Toplum Sözleşmesi. İstanbul:İş Bankası Kültür.

Eğilmez, M. (2018). Değişim Sürecinde Türkiye. İstanbul:Remzi

Gümüş, A . (2010). Küreselleşme ve Sosyal Devlet. Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi , 18 (1)

Bir Cevap Yazın