Gündem

"5 dakikada oku"LİBYA’DA NE İŞİMİZ VAR?

2010 yılında Amerikan Jeolojik Araştırma Enstitüsü unutulmuş bir meseleyi tekrar gündeme getirerek Doğu Akdeniz’de Levandinis Çukuru’nda 112 trilyon metreküp doğalgaz ve 1 milyon 7 yüz bin varil petrol rezervi bulunduğunu iddia etti (Cihan Haber Ajansı, 2010). Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) kendisine ait olduğunu ilan ettiği münhasır alanlarda sondaj çalışmalarına başladı. Ankara ve KKTC buna anında tepki gösterdi. GKRY, Mısır ve Yunanistan ise bu tepkilere aldırış etmeden Girit’te bir araya gelerek anlaşmada sona geldiklerini açıkladı (Yaycı, 2020). Rum tarafı bununla da yetinmeyerek Amerikalı ve Fransız petrol şirketleriyle anlaşmalar imzaladı. BM Deniz Hukuku Sözleşmesine göre Doğu Akdeniz’deki rezervde kıyı devletler, yani Mısır, Türkiye, Kıbrıs, Lübnan, Suriye, İsrail ve Filistin söz sahibidir. Türkiye buradan doğan haklarını korumak maksadıyla önce sismik araştırma gemisi Barbaros Hayreddin Paşa’yı ruhsatlı bölgelerde araştırma yapmaya yolladı. Ardından da sondaj çalışmaları yapması için Fatih isimli sondaj gemisini bölgeye gönderdi. 20 Haziran 2019 tarihinde ise ikinci sondaj gemisi olan Yavuz’u büyük umutlarla Doğu Akdeniz’e uğurladı. Var olduğu söylenen doğal gaz rezervinin değeri tam 3 trilyon 174 milyar dolar. Bu da Türk ekonomisinin dört katından daha fazla bir değer demekti. Tüm bunlar meselenin sadece KKTC ile sınırlı olmadığını, Türkiye’nin de burada etkin bir rol üstlenmek mecburiyetinde olduğunu göstermektedir.

Karşısındaki bloğun şer planlar peşinde koştuğunu gören Türkiye, bölgede kendisine bir müttefik bulması gerektiğini gördü. Bunun için de en uygun ismin Libya olduğuna karar verdi. Libya’da tam bir karmaşa hakimdi. Bir yanda meşruluğu BM ve pek çok ülke tarafından kabul edilen Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH), diğer yanda ise asker oluşundan güç alarak meşru hükümete kafa tutan Tobruk merkezli Hafter güçleri mevcuttu. Türkiye Libya’da taraf olmayı seçti ve UMH’nin yanında yer aldı. Söylemlerle dile getirilen bu destek ve işbirliği imzalanan Deniz Yetki Antlaşması ile eyleme dökülmeye başladı. Tümamiral Cihat Yaycı öncülüğünde hazırlanan bu antlaşma ile Türkiye’nin Libya ile denizden komşu olduğu tescillendi. Belirlenen sınırlar Yunanistan’ı bir hayli kızdırdı. Çünkü bu antlaşma ile Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’deki Rum emellerine fiili destek verişinin önüne geçilmiş oldu. Antlaşma sonrası daha da artan ilişkiler UMH’nin Türkiye’den resmi olarak askeri ve lojistik destek talep etmesi noktasına kadar geldi. Bu talebin TBMM’de kabulü ile TSK resmen ve fiili olarak Libya’da meşru hükümet konumunda olan Serrac Hükümetini desteklemeye başladı. Türk İstihbarat subaylarının teşkilatlandırma ve koordine etme çalışmaları sonucunda UMH ordusu büyük güç kazandı. Başlarda Hafter’e destek için Libya’da bulunan Rus paralı askerleri Wagnerler UMH’nin ilerleyişi sonrası görece daha güvenli olan bölgelere çekilmeye mecbur kaldı. İlerleyen günlerde UMH Watiya Askeri Üssünü ele geçirdi ve Terhune şehrine ilerlemeye başladı. Burada da kontrolü sağlayan hükümet ordusu girdiği bir hastanede içerisinde kadın ve çocukların da olduğu 106 cesetle karşılaştı (Aydemir, 2020). Daha sonra yapılan kontrollerde şehrin kimi yerlerinde de toplu mezarlara rastlandı. Terhune sonrası hedef ise Sirte olarak belirlendi. Bu durum Mısır’ı telaşa sürükledi. Sirte’nin kırmızı çizgileri olduğunu belirten Mısır’ın ‘darbeci’ başkanı Sisi Libya’da kabileleri eğitip silahlandıracaklarını açıkladı.

Fransa da son dönemde Libya’da Türkiye karşıtı bir tavır takınarak darbeci Hafter’in yanında yer aldı. Hafter’in oyundaki rolünün etkisizleştiğini gören destekçi devletler yeni bir piyon olarak Birleşik Arap Emirlikleri’ni devreye soktu. Türkiye’nin hava üssü olarak kullanacağını açıkladığı Watiya Hava üssü ‘kimliği belirsiz’ kimi uçaklarca saldırıya uğradı. UMH ise bu saldırıya sessiz kalmayacaklarını Sirte ve Cufra’yı darbecilerden temizlemek için hazır olduklarını açıkladı. Aynı zamanda bahsi geçen bu iki şehir Libya’nın petrol rezervinin %60’ına sahip. (Özkülker, 2020)

İktidarda kimin olduğuna bakmaksızın TSK tarihinin her döneminde olduğu gibi devletinin verdiği görevi layıkıyla yerine getirecek, Türk milletinin çıkarlarını canı pahasına müdafaa edecek ve en nihayetinde Afganistan’da, Bosna’da, Suriye’de olduğu gibi Libya’da da mazluma ulvi merhametiyle omuz olacak, kendisinin ve Kıbrıs Türkünün çıkarlarına halel gelmesine müsaade etmeyecektir.

Kaynakça

Aydemir, M. (2020, Haziran 5). Libya’da Hafter milislerinden kurtarılan Terhune’deki bir hastanede 106 ceset bulundu. Anadolu Ajansı: aa.com.tr adresinden alındı

Cihan Haber Ajansı. (2010, 04 22). Dünyanın En Büyük Doğalgaz Yatağı Doğu Akdeniz’de. Haberler: haberler.com adresinden alındı

Özkülker, U. (2020, Haziran 29). Sirte’yi kontrol eden Libya’yı kazanır. (S. Böke, Röportaj Yapan) Türkiye Gazetesi. Türkiye Gazetesi: turkiyegazetesi.com.tr adresinden alındı

Yaycı, C. (2020). Doğu Akdeniz’in Paylaşım Mücadelesi ve Türkiye. İstanbul: Kırmızı Kedi Yayınevi.

 

Bir Cevap Yazın