kadına şiddet
Gündem,  Sosyoloji

"7 dakikada oku"Covid-19’un Kadına Yönelik Şiddete Etkisi

 Covid-19’un yayılmasıyla geçtiğimiz son yirmi ila otuz yıl içerisinde toplumsal cinsiyet açısından elde edilen sınırlı kazanımların kaybedilmesi söz konusudur. Covid-19 mevcut eşitsizliklerin daha da derinleşmesine, sosyal, siyasi ve ekonomik sistemler içerisindeki kırılganlıkların belirginleşmesine ve salgının etkilerinin daha derinden hissedilmesine yol açmaktadır. Özellikle bugünlerde birçok yönden savaştığımız Covid-19 gündemiyle birçok araştırma kadına yönelik şiddetin arttığını göstermektedir. Peki, Covid-19’un kadına yönelik şiddete nasıl bir etkisi var? İlerleyen vaka sayıları ve sokağa çıkma yasakları kadına yönelik şiddeti nasıl etkileyecek?

 Covid-19 salgınının toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti sona erdirme çabalarına etkisini araştıran Avenir Health, mevcut kaynaklar Covid-19’a ayrıldığı için şiddeti önleme çabalarının yaygınlaştırılmasında gecikme yaşanacağını ve sokağa çıkma yasağı döneminde şiddet vakalarının artacağını öngörmektedir. Önleme programlarının yaygınlaştırılması için yavaş bir başlangıç yapılacağı -2020 ve 2021’de 2 yıllık bir gecikmeyle- ve 2020-2030 döneminin ortasında önleme programlarının hızla genişleyeceği varsayılarak 2020-2021 döneminde yakın partner şiddeti vakalarının sayısında tahmini 2 milyon artış olması beklenmektedir. Bu da şu demektir: 2030 yılına kadar 200 milyon vaka önlenemeyecek ve bu, toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti sona erdirmede yaklaşık üçte bir oranında gerilemeye yol açacaktır. Covid-19 salgınının şiddet seviyelerini artırması da beklenmektedir. Yakın vadede, evde kalmaya yönelik tedbirlerin ve hareket kısıtlamalarının sonucunda kadınların şiddet eğilimli kişilerle kalmaları şiddeti arttıran en büyük faktör olacaktır. Evdeki artan gerilim ve ekonomik sebepler de bunda rol oynayabilir. Şiddet önleme yardım hatlarına artan sayıda gelen çağrılar, aile içi istismar ve cinayet vakalarının arttığına ilişkin medya raporları da dâhil, hâlihazırda şiddetin görülme sıklığının arttığına dair göstergeler mevcuttur.

Tahminler, şiddetin sokağa çıkma yasağı süresi boyunca yüzde yirmi artması halinde, ortalama 3 aylık sokağa çıkma yasağı için 2020’de yakın partner şiddeti vakalarında 15 milyon artış, ortalama 6 aylık sokağa çıkma yasağı için 31 milyon artış, ortalama 9 aylık sokağa çıkma yasağı için 45 milyon artış ve sokağa çıkma yasağı süresinin ortalama bir yıldan uzun sürmesi halinde 61 milyon artış olacağını göstermektedir. (Bu tahminler küreseldir, 193 BM üye devletini kapsamaktadır ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddette rastlanan gerçek vaka sayısının altında raporlamaların yüksek düzeyde oluşunu hesaba katmıştır. Tüm bu tahminlere göre, sokağa çıkma yasağının devam ettiği her 3 ay için toplumsal cinsiyete dayalı şiddet vakalarının sayısı 15 milyon artmaktadır.) Bununla birlikte Covid-19’un dünyaya etkilerinin araştırıldığı bir raporda, sağlık hizmetlerinde yaşanan aksaklıkların da aile içi şiddeti tetikleyeceği öngörülmektedir.

Sosyal izolasyon önlemleri ve karantina uygulamaları ile dünyanın çeşitli yerlerinden, toplumda suç oranlarının düştüğünü, ancak buna karşılık kadına yönelik ev içi şiddet vakalarının arttığını bildiren ve bu konuda kaygıları dile getiren haberler gelmeye başlamıştır. Medyada yer alan haberlerin ardından Dünya Sağlık Örgütü Mart ayında bu duruma dikkat çeken ve ülkelerin sağlık sistemlerine yönelik öneriler içeren bir rapor yayınlamıştır. Benzer şekilde Avrupa Konseyi de Covid-19 salgını sırasında konsey üyesi olan çok sayıda ülkede ev içi şiddet vakalarının endişe verici bir artış gösterdiğini bildirmiş, İstanbul Sözleşmesi’nin (Kadına Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi) uygulanmasına ilişkin öneride bulunmuştur. Birleşmiş Milletler; Almanya, Birleşik Krallık, Fransa, Kıbrıs, ABD, Kanada, Singapur’da ev içi şiddet ile ilişkili bildirimlerin arttığını raporlamıştır. Salgının ilk ortaya çıktığı yer olan Çin’in Wuhan şehrinde, Şubat 2020’de ev içi şiddet vakalarının bir önceki yıla göre üç kat arttığı, bu vakaların %90’ının Covid-19 ile ilişkili olduğu bildirilmiştir. Bu artış Fransa’da %30-36, Brezilya’da %40-50, Arjantin’de %25, Singapur’da %33, ABD’nin farklı eyaletlerinde %10-35 oranlarındadır. Bu süreçte, ev içi şiddet vakalarının artışı nedeniyle İtalya ve Fransa’da bazı oteller sığınak olarak hizmete açılmıştır. Evde kalma çağrılarının ilk günlerinden itibaren ev içi şiddet için acil yardım hattı aramalarında İngiltere’de %25, İspanya’da %20, Kıbrıs’ta %30 artış bildirilmiştir. İspanya’da kadınların eczanelerdeki çalışanlardan “maske 19” talep etmesi durumunda eczane görevlilerinin gizli bir şekilde ev içi şiddet bildiriminde bulunduğu bir uygulama hayata geçirilmiştir. Avustralya’da evde kalma tedbirleri ile genel suç oranlarında %40 azalma olduğu, ancak polise başvuran ev içi şiddet vakalarında %5 artış olduğu, ayrıca Google’da ev içi şiddet için yardım amaçlı aramalarda %75 artış olduğu bildirilmiştir. (Klinik Psikiyatri 2020;23(Ek 1):89-94)

Covid-19’a yönelik tedbirler kapsamında evde bulunmak en önemli tedbirler arasında bulunmaktadır fakat bu durum kadına yönelik şiddeti arttırmıştır. Herkes için güvenli bir alan olması gereken evler, şiddete maruz kalan kadınlar ve çocuklar açısından oldukça riskli yerlerdir. Salgınla birlikte kadınlar, şiddet uygulayan şahıs/şahıslarla bir anda eve kapanmış, istismarcı ilişki içinde sıkışarak ev içi şiddete maruz kalma riskinin daha da arttığı bir sürece girmişlerdir. Bu bağlamda sosyal izolasyon, kadınları bir tehlikeden korurken bir başka tehlikeye açık hale getirmiştir. Özellikle yaşlı, engelli, göçmen ve mülteci kadınlar için riskin daha yüksek olduğu bilinmektedir. Ayrıca bu süreçte fiziksel şiddet uygulayan şahısların, Covid-19 bulaştırma tehdidi gibi duruma özgü yeni şiddet biçimleri de ortaya çıkmıştır. Kadınlar bu süreçte şiddet uygulayan kişilerle eve kapanmışken destek mekanizmalarına ulaşmakta her zamankinden daha çok zorlanmışlardır. Kadınlar yalnız kaldıkları ilk fırsatta yardım hatlarını aramakta, şiddet uygulayan kişi/kişilerin bundan haberdar olması durumunda daha fazla şiddete maruz kalmaktan korkmaktadır. Ev içi şiddete maruz kalan bazı kadınların Covid-19 bulaşma korkusu nedeniyle hastanelere gitmekten çekindikleri bildirilmektedir. Sosyal izolasyon, kadınların ihtiyaç duydukları aile veya arkadaş gibi sosyal desteklere erişimlerini de zorlaştırmış, şiddetin izleri ev içinde gizlenmiştir. Tüm bunların yanında kadınların salgın nedeniyle işten çıkarılması veya ücretsiz izne ayrılması da söz konusudur. Ekonomik kayıplar, şiddet uygulayan kişi/kişilerden uzaklaşmayı daha da zorlaştırmıştır.

KAYNAKÇA

Başterzi AD, Yılgör AG. Kadının Görünmeyen Emeği: Görünmeyen Emeğin Görünürlüğü Üzerine Bir Tartışma.

Içinde: Kadınların Yaşamı ve Kadın Ruh Sağlığı. Ankara: Türkiye Psikiyatri Derneği Yayınları; 2013. s. 531-43.

COVID-19 and violence against women What the health

sector/system can do [Internet]. World Health Organization;

https://www.who.int/reproductivehealth/publications/emergencies/COVID-19-VAW

Sumner, Andy, Chris Hoy ve Eduardo Ortiz-Juarez. COVID-19’un Küresel Yoksulluk üzerindeki Etkisine İlişkin Tahminler, WIDER Ön Raporu 2020/43 Helsinki: UNU-WIDER, 2020.( Covid -19 Dünyaya etkileri araştırma raporu)

  1. https://turkey.un.org/sites/default/files/2020-06/policy-brief-the-impact-of-covid-19-on-women-tr.pdf

5 Yorum

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: