Gündem,  Hukuk

"5 dakikada oku"Gençliğe Hitabenin Işığı ile Siyaset ve Hukuk Özelinde Gençliğe Atfedilen Dönemin Tarihsel Değişimi

      Atatürk “ Gençler! Benim gelecekteki emellerimi gerçekleştirmeyi üstlenen gençler! Bir gün bu memleketi sizin gibi beni anlamış bir gençliğe bırakacağımdan dolayı çok memnun ve mesudum” derken Türk gençliğine olan güvenini ortaya koymuştur1. Bu bağlamda gençlik, yaş sınırı dışında ‘fikirde yeniliği’ temsil etmektedir. Nutuk 36 saat 30 dakika süren ve 6 günde okunan tarihi bir hitabeye dayandığı için bu ismi almıştır. Hitabet, Nutuk’un “Türk Gençliğine Bıraktığım Emanet” başlıklı bölümünde yer alır ve Nutuk bu metin ile sona erer. Hitabe klasik anlamda giriş-gelişme-sonuç kısımlarına karşılık gelecek şekilde geçmiş olaylar-mevcut olaylar-gelecek olaylar şeklinde kümülatif bir yapıya sahiptir2. Hitabe gençliğe seslenerek başlamakta ve ilerleyen kısımlarında tekrar gençlik süjesi somutlaştırılarak vazifesi hatırlatılmaktadır. Nitekim ‘asil kan’ sözüyle de Türklük vurgusu yapılmıştır ve bu niteleme kültürel ve duygusal bir milliyetçilik anlayışının tezahürü, ‘sübjektif millet anlayışının’ manifestosudur. Açıklamak gerekirse tasvir edilen düzen için öncelikle bağımsız bir devlet yapısı olmalı ve sürdürülebilir şekilde güncelliğini korumalı, bu yapı katılımcı ve etkileşime açık olmalı, gençlere verilen öneme teoride olduğu kadar uygulamada da etkinlik kazanmalıdır.  

      Aristo’ya göre, ”Adalet önce devletten gelmelidir; çünkü hukuk, devletin toplumsal düzenidir.” Bu bağlamda gençliğe yaklaşıma yönelik değer atfetme ve değer biçmeden uzak şekilde ‘doğru değerlendirme’ yapılması gerekir. Öncelikle sorun ortaya konulmalı, aynı ve benzer konulardaki sorunlara göre özellikler değerlendirilmeli ve son olarak değişimin ortaya çıkaracağı sonuçlar irdelenmelidir. Bu yapılırken kişisel duygular-beğeniler-çıkarlar, ön yargılar ve mantık hatalarından uzak durulması gerekir. Bu bağlamda bu çıkarımlara koşut şekilde tarih okuması ile birlikte sorun teşhisi ortaya konulup çözüm önerilerinin sunulması bir sosyal ihtiyaç baskısına cevaz vermektedir. 

      Siyasi bilimler bağlamında tarihsel açıdan incelendiğinde 1876-2006 yılları arasında seçilme yaşı 30 yaşını bitirme, 2006-2017 yılları arasında 25 olarak belirlenmiş ve 2017 yılından sonra 18’e düşürülmüştür. Nitekim Avrupa Birliği ülkelerin %73’ünde ve dünya genelinde 51 ülkede seçilme yaşı 18’dir3. Düzenli bir şekilde gençliğe siyaset yaşamına erken katılma imkanı veren bu değişikliklerin görünürde gerçekliğin ötesinde maddi anlamda bir değişiklik yaratıp yaratmadığı önemlidir. Bu bağlamda salt bir düzenlemenin varlığı yeterli olmamaktadır. Nitekim güncel olarak TBMM’deki 600 milletvekilinin 18-29 yaş aralığında olanlarının toplam sayısı 8’dir4

      Hukuk bilimi açısından ise özellikle güncel duruma işaret etmek gerekir. Bilindiği üzere hak arama hürriyetinin bir gereği olarak kişiler ihkak-ı hakka yönelmeden uyuşmazlıkları mahkeme önünde çözmenin yolunu aramaktadır. Bu açıdan mahkemeye başvuran kişi, kararı haksız bulduğu zaman şartları sağlıyorsa bu kararı bir üst mahkemenin denetimine tabi tutabilmektedir. Ancak yüksek mahkemelerin yaş istatistiklerine bakıldığında 46 yaşın altında üyenin bulunmadığı, bazı mahkemelere seçilebilmek için yaş sınırının asgari hadlerinin belirlendiği, görece daha önemsiz görevlere dahi 40 yaşın altındaki kişilerin gelemediği görülmektedir. Çünkü mesleklere geçişte yaş bir tecrübe basamağı olarak değerlendirilmekte ve belirli bir olgunluk düzeyi aranmakta ancak bu genel ve matbu durum, 1919 vizyonu ile çelişmektedir. Çünkü eski tabirle “barika-i hakikat müsademe-i efkardan neşettir.” Yani hakikatin ışığı/şimşeği fikirlerin çatışmasından doğar. Gençliğin salt yaşı sebebiyle, karar verici makamlarda olma vasfını haiz olmaktan dışlamak, mantıklı ve doğru bir yaklaşım olmamaktadır. Nitekim aynı kuşağın ve geleneğin zıt veya benzer kuşaklarla, değişim ve tutumları ele alıp ağırlandırma-tartma yolu ile olumlu-olumsuz yönlerini ortaya koyması gerekir.

      Sonuç olarak devletler egemenlik yetkisinin bir sonucu olarak çeşitli disiplinlere ilişkin politikalar belirlemektedir. Ancak bazen var olan ama etkisi olmayan, bazen ise bilinçli bir tercihle gençlik, emanet edilen gelecekten soyutlanmaktadır. Yaş; bir şeyi yapmanın ön koşulu değil, sonucu olabilir. Bu açıdan seçim ve belirlemeler, doğumla ölüm arasındaki sürenin en verimli şekilde kullanılabilmesi şeklinde bir devlet politikasının en önemli araçları haline getirilmelidir. İfade edilmek istenen, gençlere şans verilmesi değil haklarının iade edilmesidir. Demokratik bir toplumda çoğulculuk esastır ve hoşgörü ilkesi benimsenmiştir. Bu esasının uygulanabilirlik şartı ise açık fikirlilik ile toleranstır gösterilmesidir. Hukukun önünde beklemek ancak kapıdan içeri girememek, öngörülebilirlik ve belirliliği azaltmakla beraber güvenlik duygusuna da zarar vermektedir. Zira herhangi bir alanda entegrasyonun sağlanamaması, tarihsel bir gerçeklik olarak bütünleşme krizlerini doğurmuştur. Açıklanan gerekçelerle en temel yükümlü kabul edilen devletin bir unsuru olan Türk vatandaşı gençlerin, gençliğe hitabede belirtilen vizyonu esas alan politika ile birleştirilmesi hem bir zorunluluk hem de ölçülü ve gerçekçi bir yaklaşımın ürünü olacaktır.

KAYNAKÇA 

* Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, 4. Sınıf Öğrencisi

1   KOCATÜRK, Utku(1984), Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, Ankara, 3. bs. , s. 164-165

2   https://isteataturk.com/g/icerik/Ataturk-un-Genclige-Hitabesi-ve-Tahlili-20101927-/758

3   https://www.aa.com.tr/tr/politika/51-ulkede-milletvekili-secilme-yasi-18/742913

4   http://www.ysk.gov.tr/doc/dosyalar/docs/24Haziran2018/2018CBMV-MVYas.pdf

Bir Cevap Yazın