doğa ve insanoğlu
Edebiyat,  Gündem

"4 dakikada oku"Doğa ve İnsanoğlu

   Balkonda oturmuş etrafı seyrediyorken gözüme yeni yapılan binalar çarptı. Eskiden çok güzel ve yemyeşil olan bu alan beton yığınına dönüşmüştü, içim acıdı. Etrafıma bakıyorum bir yığın bina dolu, neden doğanın mükemmel büyüsü olan ağaçlarımızı yakıp kesip onların yerine sadece gösteriş için gereksiz lüks binalar dikiyoruz? Doğa ile neyi alıp veremiyoruz? Sürekli zarar veriyoruz ona; kirletiyoruz, yakıyoruz, tüketiyoruz ve içindeki canlıları yok ediyoruz. Peki bunları yapmaya hakkımız var mı? Hepimizin unuttuğu bir şey var: doğa bize ait değil, o, bizden önce de mevcuttu. 

   Doğaya her zaman güveniriz çünkü doğa içinde kötülük barındırmaz. Ona kötülük eden aslında bizleriz. Hepimiz doğayla iç içe olduğumuz zamanlarda huzurla dolarız. Bunu bildiğimiz halde; yerlere ve denizlere çöp atıp ardından; burası çok kirlenmiş, berbat görünüyor, belediye işini iyi yapmıyor diye yakınırız. Unutmayalım ki “insanoğlu doğanın efendisi değil, sadece bir parçasıdır.” Ona sadece bize aitmiş gibi davranamayız. O, içinde sayısını bilemediğimiz kadar canlı barındırıyor ve onları besliyor. Bizler sadece lüks yaşam sürebilmek, gösteriş yapabilmek için bile doğayı katlediyoruz. Bir düşünsenize; güneşin doğuşunun ve batışının gökyüzünde bize sunduğu büyüleyici görüntüsünü, çiçeklerin o rengârenk güzelliklerini, baharın gelişiyle içimizin kıpır kıpır oluşunu, gökkuşağının farklı renkleri birbirine karıştırmadan içinde barındırışını, gecenin büyüsünü, ayı ve yıldızları… Halil Cibran’ın çok sevdiğim bir sözü var “Doğa, hoş geldin diyen kollarıyla uzanır bize ve onun kadınsı güzelliğinden haz almaya çağırır bizi; ama biz onun sükunetinden ürker, kalabalık kentlere akın ederiz ve orada tıpkı vahşi bir kurdun önünden kaçışan koyunlar gibi birbirimizi sıkıştırarak yaşarız.”

Pandemi döneminde bizler evlerdeyken doğanın kendi kendini nasıl iyileştirmeye ve özüne dönmeye çalıştığını gördük. Bizlerin ona ne kadar zarar vermiş olduğunu umarım fark etmişizdir. İnsanoğlu çok tuhaf; doğanın güzelliklerinden, doğanın ne kadar huzur verici olduğundan, doğanın eşsiz olduğundan, onu korumamız ve ona sahip çıkmamız gerektiğinden bahseder fakat söz konusu kendi çıkarları olduğun zaman, doğayı, bir an bile düşünmeden katledebilir. Suyu boş yere harcar, ormanları yakar, yeşil alanları betonlarla doldurur ve bunları yaparken doğa zarar görür mü diye bir an bile düşünmez. İnsanoğlu bencil olmaya devam ettikçe doğa, bizleri içinde barındırmak için verdiği mücadeleden vazgeçecek ve kendi sonumuzu kendimiz getirmiş olacağız. Doğa, onu korumamız için bize küresel ısınma, kuraklaşma gibi uyarılar veriyor. Bu uyarıları dikkate alarak doğa için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız. Doğanın içinde gerçekleşen her çatışma, düzeni arzulayan düzensizlikten başka bir şey değildir.

   Albert Einstein’ın doğaya verdiğimiz zararla ilgili mühim bir tespiti bulunuyor;  “İnsanoğlunun en büyük zaafı, dünyanın kendi etrafında döndüğünü sanması. Hatta bütün yiyecekleri, hayvanları ve doğayı kendine sunulmuş bir nimet sanıyor. Evren dediğimiz bütün içerisinde, kendisini diğer canlılardan ayrı tutuyor. Çevreyi istediği gibi kullanıyor. Yıkıyor, yok ediyor. Halbuki insanoğlu bu evrende zincirin sadece küçük bir parçası. Bunu reddederek aslında kendisine bir hapishane yaratıyor. İnsanın bu yanılgıdan kurtulması en büyük özgürlük. Tabii bu da tam olarak mümkün olmayabilir ama bu çabanın kendisi de bir özgürlük.” Doğa, insan olmadan da yaşar; ama insan doğa yok olduktan sonra yaşayamaz. Doğanın, yani o sonsuz yaratıcının bir parçasıyız hepimiz. Her şeyin kaynağı, başlangıç yeri, özü doğadır. Bunun bilincinde olup doğaya zarar vermeden onu severek, koruyarak ve ona sahip çıkarak, bizlere sunduğu eşsiz güzelliklerle dolu,  güzel, huzurlu ve doğayla iç içe bir yaşam sürelim.

Bir Cevap Yazın