Gündem

"4 dakikada oku"Coğrafya Kaderdir Anlayışı

“Coğrafya Kaderdir” anlayışı, ilk kez İbn Haldun’un ortaya koyduğu felsefi tespitiyle değil de, bir coğrafyanın bulunduğu şartlardan dolayı o coğrafyadaki ülkelerin kaderinin başlangıçtan itibaren aynı olduğu ve değişemeyeceği şeklinde yorumlanır.
Arkadaşlar, bir coğrafya kader olabilir mi? Özellikle coğrafyaya hapsolmuş ülkeden kasıt, Türkiye ise…

Türkiye, çölün ortasında kurulmuş bir ülke olsaydı, ekonomik sefalet bu ülkenin kaderi olurdu. Fakat Türkiye gibi bir ülkede, özellikle gençlerin bu anlayışa bağlanarak ülkelerine olan ümitlerini kesmeleri; adam öldürüp hapse giren birinin, “kaderimizde bu varmış” anlayışıyla suçunu hafifletmeye çalışmasıyla eşdeğerdir. Bir insanın dahi, kaderim buymuş anlayışıyla üzerindeki eksikliklerden arınması yanlışken, bir milletin ve bir ülkenin, “kaderim buymuş” anlayışına kapılması, o milletin kaderinin değişmemesinin en büyük sebebidir.

Geçmişte Harp Okulundan mezun olup henüz yeni hayata atılmış bir asker, memleketinin içinde bulunduğu siyasi, ekonomik ve askeri her türlü buhrana “Bu da bizim coğrafyamızın kaderidir” diyerek teslim olsaydı, bugün üzerinde yaşadığımız topraklara, düşmanın namahrem eli değmez miydi?
O halde “Coğrafya Kaderdir” anlayışı, yalnızca değişmeye ve en önemlisi değiştirmeye cesareti olmayanların bir sığıntısıdır. Bizler, bugünün gençleri olarak, ülkemizin önündeki karanlık yolu gerektiğinde ateş yakarak, gerektiğinde ise bizzat ateşe yakıt olarak aydınlatmalı, kendimiz için değilse bile bizden sonrakiler için bu aziz vatanın kaderini en iyi şekilde değiştirmeliyiz.
Bu kolay bir iş değildir. Fakat karşımızda, bu inancın en büyük temsilcisi Mustafa Kemal gibi bir örnek varken, imkansız da değildir.

“İşittim ki, bazı arkadaşlar yoksulluğumuzu bahane ederek memleketlerine dönmek istiyorlarmış. Ben kimseyi zorla milli meclise davet etmedim. Herkes kararında özgürdür, bunlara başkaları da katılabilirler. Ben bu mukaddes davaya inanmış bir insan sıfatı ile buradan bir yere gitmemeye karar verdim. Hatta, hepiniz gidebilirsiniz. Asker Mustafa Kemal mavzerini eline alır, fişeklerini göğsüne dizer, bir eline de bayrağını alır, bu şekilde Elmadağı’ na çıkar, orada tek kurşunum kalana kadar vatanı savunurum. Kurşunlarım bitince de bu aciz vücudumu bayrağıma sarar, düşman kurşunları ile yaralanır, temiz kanımı, mukaddes bayrağıma içire içire tek başıma can veririm. Ben buna ant içtim”
Mustafa Kemal’in yaptığı şekilde olmasa dahi, bugün her birimiz Elmadağı’na çıkmaya hazır olmalıyız. Böylelikle bu talihsiz coğrafyanın kaderini değiştirebilir ve “Coğrafya Kaderdir” gibi mantıksız bir anlayışın, bir daha bu topraklarda tutunamamasını sağlayabiliriz.
Peki, bunu nasıl yapabiliriz?
Önce bir milletin kaderini tamamen değiştirecek genç kuşakları eğiterek. Daha sonra ise, bu genç kuşaklar aracılığı ile toplumda millet bilincini yeşerterek.

Eğer bu iki faktörü Türkiye üzerinde uygulayabilirsek, milletine ve vatanına küsmüş, tek gayesi yurt dışında yaşamak olan gençler yerine, kendini bu aziz vatanın mimarı olarak gören gençler yetiştirebilirsek, o gençler coğrafyanın kaderini değiştirme işini üstleneceklerdir. Her yükselişin temeli bu iki unsurdur. Ülkeyi yönetenler, gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunsalar dahi, bu yükselişin önüne geçemeyeceklerdir.

Aziz Sancar, Nobel Kimya Ödülü’ne sahibi Türk Profesördür. Mardin’in Savur ilçesinde doğan Aziz Sancar, kendi doğduğu yerin kaderini, kendi kaderi olarak görseydi ve ömrünü kendinden daha yüksek imkanlara sahip olanlara gıpta ederek geçirseydi, bugün böylesine büyük bir bilim insanı olabilir miydi?

O halde, bugünün gençleri olarak bizler de; “Coğrafya Kaderdir” anlayışından, kendi seçemediğimiz faktörlerden kaynaklanan eksikliklerden veya imkan yetersizliklerinden dolayı umutsuzluğa kapılmamalı, önce kendimizi daha sonra da milletimizi daha da yukarılara taşımalıyız. Bu yüksek derecede zorluk gerektiren işi başarmak için,
Muhtaç olduğumuz kudret, damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur!

Bir Cevap Yazın