Gündem

"5 dakikada oku"ÇİN’İN YAYILMACI POLİTİKASI VE DOĞU TÜRKİSTAN

Yayılmacı politika, emperyalizm kökenli bir politika anlayışıdır. Bir milletin diğer milletleri sömürerek yayılma alanını genişletmesi üzerine kurulu bir sistemdir. Günümüzde emperyalist diyebileceğimiz sayılı devlet tarafından bu politika sistemli olarak uygulanmaktadır ve bu politikayı uygulayan devletlerden biride Çin’dir. Çin, bilindiği üzere Asya kıtasının güney doğu ucunda kurulmuştur ve dünyanın en kalabalık nüfusuna sahiptir. 1949 yılında kurulan Çin Halk Cumhuriyeti, kurulduğu günden bu yana yayılmacı bir politika izleyerek önce bölgesel sonra küresel çapta etki alanını genişleterek dünya siyasetinde etkili bir hale gelmiştir. Bu politikalardan belki de en önemlisi ipek yolu ticaretini yeniden canlandırma hayaliyle ortaya çıkan ‘Kuşak Yolu’ projesidir. Çin bu proje ile dünya ticaretinin büyük bir kısmını ele geçirmeyi amaçlamaktadır. Kara ve deniz yolu bulunan projenin, Çin üzerinden önce Asya daha sonra Avrupa’ya yayılan yolların önemli kavşak noktalarından biri ise Çin’e bağlı özerk bölge olan “Doğu Türkistan” diye adlandırdığımız bölgede bulunmaktadır.

Çin’e karşı verilen mücadeleler sonucu 1933 yılında kurulan Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti, Çin’de yönetimi ele geçiren Mao tarafından 1949 yılında işgal edilmiştir. O zamandan bu yana Doğu Türkistan, Çin’e bağlı bir özerk bölge olarak kalmıştır. Çin, Doğu Türkistan üzerinde 1955 yılından bu yana asimilasyon politikası uygulayarak bölge üzerinde tam hakimiyet kurma çabası içerisindedir. Özellikle 1990’lı yıllardan bu yana bu yöndeki çalışmaları hız kazanmış ve tüm dünyanın gözleri önünde insan hakları ihlal edilerek birçok katliam, toplu tutuklama, kültür izlerini silmeye yönelik adımlar atılmaktadır. Bunlara örnek olarak 1997 yılında gerçekleştirilen Gulca Katliamı, 2009 yılında gerçekleştirilen Urumçi Soykırımı gösterilebilir. Son yıllarda Çin, adeta Nazi kamplarına benzeyen kamplar kurarak ve bunu da dünyaya eğitim kampları diye lanse ederek bir milleti adeta yok olma durumuyla karşı karşıya getirmiştir. Birleşmiş Milletler verilerine göre birçok Doğu Türkistan vatandaşının kamplara alındığı bu kamplarda eziyet, deney, öldürme gibi işlemlere maruz kaldığı bilinmektedir. Bu kamplarda çekilmiş olan ve sosyal medyada dolaşan bu görüntüler insanın kanını donduracak seviyede ve bu iddiaları kanıtlar niteliktedir. Bunun da ilerisine gidilerek ailelerindeki erkekler toplama kamplarına alınmış kadınlara karşı ‘kardeş aile’ diye adlandırılan, ancak ismi ile bağdaşmayan bir uygulama mevcuttur. Bu kadınlar Çinli erkeklerin emrinde devlet izni ile çalıştırılarak tecavüz, işkence gibi insan onuruna yakışmayacak hareketlere maruz kalmaktadır. Ailesi toplama kamplarına götürülmüş çocuklar ise gene Çinli ailelerin yanına verilerek zorla Çin kültürü benimsetilmekte ve bu çocuklar da tıpkı kadınlar gibi çeşitli eziyetlere maruz kalmaktadır. Tüm bunlar günümüz teknoloji çağında, tüm dünyanın gözleri önünde gerçekleştiği halde dişe dokunur hiçbir adım atılmamakta ve hatta bazı devletler tarafından Çin’in uyguladığı bu politika desteklenmektedir. Bu politikayı destekleyen ülkeler arasında Pakistan ve Filistin bulunmaktadır. Peki bu sessizliğin arkasında yatan sebep nedir?

Çin, son yılların çok yüksek bir ivme ile büyüyen devletlerinden birisi hatta en önde gelenidir. Bunun yanı sıra Çin, devletlere karşı yaptığı yardımlar ve verdiği borçlar ile dünya kamuoyuna ılımlı görünmektedir. Birçok ülkeye Konfüçyüs Enstitüsü açarak kendi kültürünü de dünyaya tanıtmaktadır. Çin, bu doğrultuda hareket ederek büyük ölçüde sempati kazanmıştır. Devletlere vermiş olduğu borçlar sayesinde devletin önemli ticari bölgelerini ele geçirerek veya o devletin dış politikasında etkili olarak kendi projelerini sırasıyla hayata geçirmektedir. Yukarıda bahsettiğimiz ‘Kuşak Yol’ projesi sayesinde kendi ticaret ağını kurma yoluna girmiştir. Bu projede, kazan kazan mantığıyla hareket ederek ülkelerin sessiz kalması sağlanmakta hatta desteği bile alınmaktadır. Çin’in yaptığı bu asimilasyona karşı çıkan ülkeler ise kendi çıkarları doğrultusunda bu durumu bir koz olarak kullanmakta somut hiçbir adım atmamaktadır. Bütün bunlar birlikte ele alındığında, 21. yüzyılda tüm dünyanın gözleri önünde bir millet yok edilirken insanlık, kendi çıkarları doğrultusunda hareket ederek Doğu Türkistan vatandaşlarını yalnızlığa terk etmektedir. Sözde insan hakları savunucuları bir kez daha gerçek yüzünü göstermektedir. Unutmayalım ki zulüm karşısında susan da bu zulme ortaktır.

Kaynakça

ERCİLASUN, Konuralp. «Doğu Türkistan 1.» Türk Yurdu (Mayıs 1995): 18-21.

—. «Doğu Türkistan 2.» Türk Yurdu (Haziran 1995): 20-22.

KARLUK, Abdürreşit Celil. «ÇKP İktidarı Sonrası Doğu Türkistan’da Uygulanan Dil Politikaları.» TÜRK EĞİTİM-SEN GENEL MERKEZİ YAYINLARI TÜRK DÜNYASI BİLDİRİLERİ DİZİSİ 05 (2016): 199-205.

—. «DOĞU TÜRKİSTAN GERÇEĞİNDE ANLAMSIZLAŞAN MUHAFAZAKÂR SÖYLEMLER.» Türk Yurdu (Ocak 2020): 24-27.

—. «DOĞU TÜRKİSTANLILIK VE UYGUR TÜRK TOPLUMU.» Türk Yurdu (Nisan 2020): 26-33.

 

Mersin Sosyal Bilimler Lisesi 2016 mezunu, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okuyan kara kıl çadırda doğmuş bir yörük çocuğu...

Bir Cevap Yazın