taş kâğıt makas
Felsefe

"4 dakikada oku"Taş-Kâğıt-Makas

Hepimiz çocukluğumuzda kaleyi veya topu seçmek için o düğüm çözücü meşhur oyunu oynamışızdır. Oynadığımız oyunun kuralları çok basittir. Makas taşa, taş kâğıda, kâğıt ise makasa mağlup olur. Felsefe, bu tür oyunların sanatla bir bağlantısı olduğunu düşünmüş ve ‘’Oyun Kuramı’’ diye bir terim ortaya atmıştır. Bu kuramda hayatın bir oyun olduğu savunulmuş, bunun yanı sıra sanatla oyun arasında bazı ortak yönlerin bulunduğu öne sürülmüş ve sanatın esas amacının ya da işlevinin ne olduğu bulunmaya çalışılmıştır. Sanat ve oyun benzerliğinin en büyük noktası kurgusallıktır. Her ikisi de hayal dünyasına yönelir ve dış dünyadan bağımsız bir illüzyon yaratır. Platon ise ‘’Oynar gibi yaşamalı, oyunlar oynamalı’’ der.

Hayat mıdır oyun olan yoksa oyun mudur hayat olan? Ben oyunun bir hayat olduğunu düşünenlerdenim. Oyunlar kurgusal olduğu gibi toplumun değer ve gerçeklerini de bizlere anlatır. Johan Huizinga ‘’Oyun, kültürün temelidir.’’ der. Kültür ise yaşamın kendisidir. Peki oyun olarak oynadıklarımız birer kültür ise oynadığımız oyunun gerçek manası nedir? Gelin hep beraber bu oyuna yani taş, kağıt, makas oyununa farklı bir anlam yükleyelim. Kendimizce gerçek manasını bulmaya çalışalım. Bakalım gerçekliğini veya anlamını bulmaya çalıştığım oyun hususunda ne kadar haklı bulacaksınız beni. Üç ayrı nesneden oluşan bu oyunu üç basit benzetmeyle, tamamıyla çözeceğiz.

İlk olarak makastan başlayacağız. Makas kesicidir, bu aleti elinizde bulundurduğunuzda karşı tarafı tehdit ederek istediğini yaptırabilirsiniz. Makasın cinnet geçirmiş birinin elinde yaralayıcı olup insana cinayet işletebilecek bir gücü vardır. Etrafımızda bulunan her bir nesnenin insanlarla ortak noktası mutlaka vardır. Örneğin; gücü seven kişi makası temsil eder. Güçlü insanlar kesicidir kendinden başkasını tanımaz. Onun sözünün üzerine söz söylenmez. Bir de size makası(kendi gücünü) doğrultuysa işte o zaman kaçacak yer arayın çünkü sizi kesene kadar makası sallamaktan vazgeçmeyecektir. 

Kâğıt; yazı, ilim ve bilimdir. Yazının mirasının koruyucusudur. İnsanlar ise kâğıda yazarlar, kâğıdı okurlar. Kâğıt, araştıranları temsil eder. Araştıranın, yazanın ve okurun hiçbir zaman güçlünün yanında değeri yoktur. Güçlüler, yazarı sevmez çünkü bilir ki bir gün o yazıda kendisi de topa tutulacaktır. Bu yüzden bu oyunda kâğıt, makasa mağlup olur.

Taş; çeşitli işlerde kullanılan katı ve sert maddedir. Saydamdır. Bu taşa ne yaparsanız yapın bir türlü değer kazandıramazsınız. Bu da insanda körü, yani hakikati görmeyeni temsil eder. Bu körler, her gördüğü ve duyduğu şeye doğru demeye bayılır. Bir gün bile zahmet edip araştırmaya yeltenmez. Kulaktan duyma bilgilerle kendini savunur. Toplumda etrafa savrulan taşları (kulaktan duyma bilgileri) susturmanın tek çözümü, doğruyu gösterecek olan kâğıtlardır. O yüzdendir ki bu oyunda kâğıt, taşı yener çünkü kağıtlar, belgeler gerçekçidir.

Taşın makası yenme sebebi ise çok basittir. Taş için gücün bir önemi yoktur. Taş için güçlü güçsüz fark etmez sadece kendisinden ibaret saydam bir boşluktur. Hiçbir güç, taşı yolundan edemez. Taş beynine ne kazıdıysa odur. Hangi dayatmayı yaparsan yap, hangi gücü kullanırsan kullan, taşı sadece kağıt yolundan edebilir.

Ben bu oyunda kâğıt olmayı, yazmayı, araştırmayı seçtim. Gönlüm, gözüm, kulağım, elim hep kâğıttadır. Temennim tüm toplumun, ne gücü sevmeyi ne de taş olmayı tercih etmemesidir. Size bir şeyler katacak mutlak gerçeği sunabilecek tek materyal kâğıttır. Hepimizin birer kâğıt olması dileğiyle 🙂

Bir Cevap Yazın