Dünya Dışı Yaşamw
Felsefe,  Gündem

"7 dakikada oku"Dünya Dışı Yaşam Hakkındaki Bazı Hipotezler

1. Nadir Dünya Hipotezi (Rare Earth Hypotesis)

Bir teoriye göre, yaklaşık 4.5 milyar yıl önce Theia (o zaman var olduğu düşünülen, Dünya’nın ikizi varsayılan gezegen) ile, o zamanlar bir toz ve kaya birleşimi olan Dünya çarpıştı. Bu çarpışma sonucu Theia paramparça oldu ve parçaları etrafa yayıldı. Etrafa yayılan bu parçaların bir kısmı, kütleçekimi nedeniyle birbiriyle birleşti ve bugün “Ay” adını verdiğimiz uydumuz oluştu. Dünya da Theia’nın geride kalan parçalarını içine alarak daha da büyüdü ve gezegenimizin büyük bir metal çekirdeği oldu. Bu çekirdek Dünya etrafında, hareketi çok güçlü bir manyetik alan yarattı ve yerçekimi ciddi oranda arttı. Bu kısa açıklamalar sonucunda, asıl varsayımımıza giriş yapalım:

Nadir Dünya Hipotezi

Bu hipoteze göre, Samanyolu Galaksisinde gezegen sistemlerinde karmaşık ve evrimsel hayatın var olması için gerekli şartları sağlayabilecek çok nadir bölgeler vardır.
Dünya’nın sahip olduğu kompleks yaşamın, başka gezegenlerde var olamamasının sebepleri birçok farklı yönden açıklanmıştır:

1. Manyetik Alan Oluşumu

En başta kısaca söz ettiğimiz “Dünya’nın oluşumu” sürecinde, gezegeni kendine özel kılan etkenler göze çarpabilir. Dünya’nın ikizinden aldığı parçalarla boyutunun ve metal çekirdeğinin büyüyüp manyetik alanının oluşmasından bahsettik, bununla beraber;

a) Yerçekimi arttı, Dünya’nın etrafında oluşan manyetik alan da Dünya’nın atmosferinin uzaya kaçmamasını sağladı. Mars’ta dahi zayıf yerçekimi atmosferin uzaya kaçmasına sebebiyet verdi. Ki bu gezegen Dünya’dan sonra yaşanabilecek yer olarak görülen gezegendir.

b) Manyetik alan, aynı zamanda tehlikeli Güneş rüzgarlarının yönünü değiştirmeye başladı.

2. Atmosfer

Dünya’nın atmosferinin tüm canlılara olan katkıları büyüktür. Gezegenin ısısını düzenleyerek uygun sıcaklıklarda tutuyor, iklimleri yönetiyor. Bu sayede soğuktan donmadan veya sıcaktan ölmeden yaşamımızı sürdürebiliyoruz.

3. Ay

Diğer gezegenlerin uydusu yörüngesindeki gezegene göre oldukça küçüktür, fakat Dünya ve Ay arasındaki durum bu şekilde değildir. Ay’ın çapı Dünya’nın yaklaşık 1/4’ü kadardır, yani fark o denli fazla değildir. Bunun sonucunda Ay;
*Kitlesel çekimiyle Dünya’nın uzayda salınmasını engeller.
*Gelgitler oluşturur.
*Dünya’da oluşabilecek iklimsel faaliyetleri dengeler.

4. Jüpiter

Güneş sisteminin en büyük gezegeni olan Jüpiter, Dünya’nın çapının yaklaşık 11 katı, kütlesinin ise yaklaşık 318 katıdır. Yani kütleçekim kuvveti Dünya’nınkinden daha büyüktür. Bu durum Jüpiter’in Dünya’ya çarpabilecek tehlikeli gök cisimlerini kendine çekmesine sebep olur. Jüpiter olmasa bu cisimler Dünya ‘ya çarpardı ve 10.000 yılda bir büyük çarpışmalar gerçekleşirdi.

5. Dünya’nın Konumu

Dünya, Güneş Sistemi’nin üçüncü gezegenidir. Güneş’e olan uzaklığı sıcaklığın normal koşullarda olmasını sağlamaktadır. Venüs kadar sıcak veya Mars kadar soğuk olsa şu an sahip olduğumuz gibi bir yaşam sürmemiz imkansız olurdu.
(Merkür Güneş’e Venüs’ten daha yakın olmasına rağmen daha soğuktur. Bunun sebebi Venüs’ün atmosferinde bulunan yoğun karbondioksidin sera etkisi sonucu sıcaklığı soğurup hapsetmesidir.)

Günümüzde henüz Dünya dışı yaşama rastlamamış olmamız bu hipotezi destekler görünse de, fikir yürütürken evrenin insanoğlunun vakıf olmadığı uçsuz bucaksız mevcudiyetini de göz önünde bulundurmamız gerekir. Örneğin Notthingham Üniversitesi akademisyenlerinin yaptığı çalışmaya göre, galakside 30’dan fazla gezegende Dünya benzeri evrim süreci yaşanıyor (olabilir). Bu benzerlikler, bizim alışık olduğumuz karbon bazlı yaşam formuna göre tespit edilen benzerliklerdir. Yani diğer gezegenlerdeki “bio- imza” denilen gazların incelenmesine göre oluşturulmuş benzerlikler. Bio- imzalar, yaşamın temeli olan oksijen ve metan gazlarıdır. Başka gezegenlerde yaşam aranırken bu gazların varlığı incelenir. Metan gazı, canlılarda yenilen besinleri parçalayan ve fermente eden mikroplar tarafından üretilir. Ayrıca sıcaklığı Dünya atmosferinde tuttuğundan sera etkisine büyük katkıları olan bir gazdır. Oksijen ise “yaşamın kaynağı” olarak ifade ettiğimiz, DNA’nın yapısında bulunan gazdır.

Kısacası “Yaşam, illaki bizim alışık olduğumuz karbon bazlı yapıda olmak zorunda mı?” sorusunu da ele alırsak, bizim anlayışımızın dışında birçok yaşam olma ihtimali göz ardı edilir nitelikte değil.

2. Drake Denklemi (The Dreake Equation)

Drake denklemi, Frank Drake tarafından 1961 yılında galaksimizdeki akıllı medeniyet sayısına erişme amacıyla geliştirilmiştir. Bu denkleme göre iletişim kurulabilecek uygarlık sayısı birçok faktöre bağlanmış, bu faktörlerin bileşimiyle de aşağıdaki denklem ortaya çıkmıştır:

N = R x fp x ne x fl x fi x fc x L

N: Galaksimizde iletişim kurulabilecek uygarlık sayısı

R: Galaksimizdeki yıllık yıldız oluşum miktarı

fp: Bu yıldızlardan kaç tanesinin gezegene sahip olduğu

ne: Gezegene sahip yıldızlar arasında bir yıldız başına düşen yaşama elverişli ortalama gezegen sayısı

fl: Bu gezegenler arasında herhangi bir şekilde yaşama uygun bir ortamın oluştuğu gezegen sayısı

fi: Yaşama uygun gezegenler arasından kaçında akıllı bir hayatın evrimleştiği

fc: Akıllı hayatın ortaya çıktığı gezegenlerden kaçının varlıklarını uzaya duyurabilecek seviyede bir medeniyete sahip olduğu

L: Bu tür bir uygarlığın uzayda yayınladığı sinyallerin tespit edilme süresi

Denklemin içerisinde bilinmeyen faktörler olduğundan ortaya kesin bir sayı çıkmayacak olsa da , matematiksel olarak bakılırsa yalnızca Samanyolu Galaksisi içinde birçok akıllı medeniyet olabileceği tahmin edilmektedir.

3. Kardashev Ölçeği (The Kardashev Scale)

Kardashev ölçeği, 1964 yılında astronom Nikolai Kardashev tarafından ortaya çıkarılmıştır. Kardashev, bir medeniyetin gelişmişlik seviyesinin en gerçek göstergesinin o medeniyetin enerji tüketimi olduğunu ifade etmiştir. Yukarıda, Drake Denklemi’nde bahsettiğimiz akıllı medeniyetlere aşağıdaki gibi bir enerji tüketimi sınıflandırması getirmiştir:

1. Tip Medeniyet (Gezegensel Medeniyet)

İçinde bulundukları gezegene ulaşan tüm enerjiyi kullanabilen medeniyetlerdir. Dünya’nın enerji kaynağının Güneş olduğunu düşünürsek, başka bir gezegende başka bir yıldız enerji kaynağı olacaktır.

2. Tip Medeniyet (Yıldızsal Medeniyet)

İçinde bulundukları sistemdeki yıldızın ürettiği tüm enerjiyi kullanabilen medeniyetlerdir. Örneğin biz, Güneş’in enerjisinden faydalanabilmek için Güneş panelleri kullanıyoruz. Fakat ikinci tip medeniyetler yalnızca gezegenlerine düşen miktarda enerjiyi değil, yıldızlarının tüm enerjisini doğrudan kullanabilecek gelişmişliktedirler. Bunun için yıldızın etrafını çepeçevre sararak enerjisini tüketen bir teknolojik mekanizma geliştirmiş olabildikleri düşünülmüştür. Bu varsayımsal cihaza da Dyson Küresi adı verilmiştir.

3. Tip Medeniyet (Galaktik Medeniyet)

İçinde bulundukları galaksinin tüm enerjisini kullanabilen medeniyetlerdir.

Bu medeniyet seviyelerinden bazıları gözümüze her ne kadar fantastik ve kurgusal gözükse de, insanlık ve teknoloji geliştikçe imkansız addettiğimiz her şey gözümüzün önünde gelişmeye devam ediyor. Belki de yakın gelecekte 1. Tip medeniyet seviyesine erişebileceğiz. Bize göre uzun fakat kozmik ölçüde kısacık yıllar içinde ise 2. Tip, hatta 3. Tip uygarlık olmamız mümkün.

Kaynakça

 

BBC Earth (Belgesel)

Ötegezegenlerde “Biyolojik İmza”ların Saptanması

https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-45835499

https://tr.euronews.com/2020/06/15/arast-rma-samanyolu-galaksisi-nde-30-dan-fazla-dunya-benzeri-aktif-uygarl-k-olabilir

https://evrimagaci.org/kardashev-olcegi-nedir-medeniyetimiz-gelecekte-neye-benzeyecek-961

https://bilimfili.com/ineklerin-gaz-cikarmalarinin-kuresel-isinmaya-katkisi-sanilandan-cok-daha-fazla

Bir Cevap Yazın