korporatizm
Ekonomi,  Tarih

"7 dakikada oku"ÇIKIŞ YOLU: KORPORATİZM

Latincede ‘’vücut’’ anlamına gelen ‘’corpus’’ ve ”işbirliği” anlamına gelen ”cooperation” sözcüklerinden türetilen korporatizm, ilk kez Fransız İhtilali’nden sonra Avrupa’da ortaya çıkan ekonomik ve politik bir sistemdir. Korporatizmde asıl amaç ekonomik düzeni yeniden tesis etmek, bitmiş ekonomiyi yeniden canlandırmaktır. Korporatizmin sistemli biçimde ilk uygulaması Benito Mussolini’nin Faşist İtalya’sında gerçekleşmiştir.

     Türklerdeki Ahilik ve Lonca sistemlerine de benzeyen korporatizmde ‘’Korporasyon’’ adı verilen meslek grupları bulunur. Bu alt gruplar birbirleriyle ekonomik ve sosyal ilişki içindedir. Korporasyonların en büyük hedeflerinden biri de insanı topluma yararlı kılmaktır. Bu yüzden korporatizm, işsizliği bitirmeyi amaçlar.

     Fransız sosyolog Emile Durkheim’a göre toplum ahlakının korunmasının tek yolu meslek loncalarının oluşturulmasıdır. Bir meslek loncasına bağlı olan birey, kendi meslektaşlarına ve mensup olduğu millete karşı bir aidiyet hissedecektir. Böylece toplum ahlâkı korunacak ve bireyin toplumu geliştirmesi kolaylaşacaktır.

     Alman filozof Georg Wilhelm Friedrich Hegel’e göre korporasyonlar, dürüstlüğün ve doğruluğun gerçekten tanınıp saygı gördüğü yerlerdir.

     KORPORASYONLAR

     Korporasyonlar; toplumu bir amaca yöneltmek, devlet-millet işbirliğini arttırmak, kişilerin birbiriyle daha sıkı bağlar kurmasını sağlamak amacıyla çalışır. Böylelikle ulusal çıkarlar korunduğu gibi sosyal adalet kavramı da hayata geçirilmiş olur.

     Bu sistemin olmazsa olmazlarından biri de ailedir. Aile; milleti ve devleti ayakta tutan en değerli ve en küçük yapıtaşı olarak görülür. Devlet, bu nedenle korporasyonlarda kadına her şeyden önce; iyi bir eş, iyi bir anne ve ahlâklı bir kadın olmayı öğretir. Korporatist toplumda kadının cinsel bir obje olarak sömürülmesi söz konusu bile değildir. Devlet, erkeğe ise her şeyden önce; iyi bir koca, iyi bir baba, iyi bir asker, iyi bir işçi olmayı ve vatansever ve milliyetperver düşünmeyi öğretir.

     Kadınlar ve erkekler, haftanın belli günlerinde devletin bu konu için örgütlediği korporasyonlara giderler. Bu kurumlarda kadınlara; ev hanımlığının gereklilikleri, nasıl zarif bir hanım olunacağı, çocuk bakımının nasıl yapıldığı ve aile ekonomisi gibi konularda eğitimler verilir. Erkekler ise; beden eğitimi, askerlik, vatanseverlik, aile reisliği gibi konularda eğitim görürler. Bu sayede liberal-kapitalist ve sosyalist ülkelerde olduğu gibi gençlerin yozlaşmış, lümpen ve milli ahlaktan yoksun yetişmesi, devletine ve milletine zararlı bir hayat tarzına sahip olmaları önlenir.

     TEORİDE KORPORATİZM

     Korporatizm, toplumsal sınıfları ve sınıf ayrımını reddeder, dolayısıyla işçi sınıfı da işveren sınıfı da yoktur. Kişilerin hakları, vergileri vb. devlet tarafından belirlenir, kontrol edilir ve korunur. Korporatizm özel mülkiyet ve girişimciliğe karşı değildir ancak ekonomik hayatta devletin hissedilir bir ağırlığı vardır. Devlet, özel sektörün bulunmadığı ya da bulunamadığı alanlarda faaliyet gösterir. İmtiyazsız ve sınıfsız, kaynaşmış ve tek vücut olmuş bir halk tahayyül eder.

     PRATİKTE KORPORATİZM

     Faşist İtalya ekonomiyi korporatizm üzerine kurmuştur. Mussolini’nin ‘’Faşist devlet korporatiftir.’’ sözü ile desteklenen korporatizm, dönemin İtalya’sında işsizliği neredeyse bitirmiş, İtalya’nın milli gelirini yükseltmiştir.

     Mussolini’nin yakın dostu ve dönemin Almanya lideri Adolf Hitler de aynı sistemi Almanya’da uygulamış, 9 milyonun üzerinde olan işsiz sayısı bir anda 1 milyonun altına inmiştir.Ayrıca, Birinci Dünya Savaşı öncesi Fransa’da Üçüncü Cumhuriyet tarafından devletin resmi ideolojisi olarak benimsenmiş ve Fransa tarihinin en düşük işsizlik oranı bu dönemde kaydedilmiştir.

     Korporatizm, Türkiye Cumhuriyeti’nde de ‘’Solidarist Korporatizm’’ olarak uygulanmıştır. Solidarizm ”dayanışmacılık” anlamına gelir. Ziya Gökalp, hem sosyalizmi hem kapitalizmi Türk milletine uygun görmemiştir. Gökalp’e göre gerek sosyalist toplum, gerek kapitalist toplum sınıfsal tabana oturtulmaları nedeniyle gerçek milliyetçiliğe ters düşmektedir. Bu yüzden Solidarist Korporatizm, Türkiye Cumhuriyeti’ne uygun görülmüş, ‘’Fikirlerimin babası Ziya Gökalp’tir.’’ diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından da uygulanmıştır.

Korporatist Türkiye Cumhuriyeti – 1930

      SOLİDARİST KORPORATİZM

     Solidarist korporatizmde özel sektör devletin tekelindedir. Böylelikle gayrı milli burjuvanın ve tefeci, mafya sınıfının ortaya çıkması önlenir. Bu durum emek verenlerin alın terinin sömürülmesini de önler.

     Solidarist korporatizmde “adil maaş” sistemi vardır, çalışan insan hak ettiği kadar para kazanır. Bu sayede üretim yapan insanlar arasında ”adam kayırma, iltimas ” gibi durumlara rastlanmaz. İşçi ve işveren ayrımı yoktur, hepsi asli olarak devlete bağlıdır.

     Özel meslek örgütlenmeleri ve sendikalar, bu sistemde ya yoktur ya da doğrudan devlet odaklı örgütlenmeler mevcuttur. Sınıf siyaseti de bu nedenle yasaktır. Sınıf siyaseti yasak olduğu için Marksizmin öngördüğü sınıf çatışması yaşanmaz ve toplum, sınıfsal ayrışmadan korunmuş olur.

     Solidarist korporatizmde, yabancı sermayenin ülkeye girişi kesinlikle hoş görülmez. Devlet, kendi iç üretimiyle refaha ulaşacağını bilir. Tanzimat’tan beri başımıza bela olan kapitülasyonlar ve onun devamı diyebileceğimiz Gümrük Birliği, AB uyum süreci, yabancı sermayenin Türkiye’de bulunan burjuva taşeronları, ülkemizin yeraltı-yerüstü zenginliklerini acımasızca sömürdüler. Solidarist Korporatizmde ise yabancı sermayenin ülkeye girişi yasaktır. Böylece milli bir burjuvazi oluşturulur ve memleketi ilgilendiren önemli meselelerde burjuva sınıfı düşmanı değil daima devletini destekler.

     Genel olarak, korporatist kuramların ana hatlarını şöyle özetleyebiliriz:

  • Ekonomik ve sosyal düzenin kurulabilmesi daima devletin tekelindedir.
  • Ekonomik ve sosyal düzen ancak, milletin ortak çıkarlarını en iyi bilen, yönetme bilgisi ve donanımına sahip olanlar tarafından sağlanır.
  • Toplum kendi başına böyle bir düzeni asla kurup sürdüremez. Toplumsal iç mekanizmalar, çıkar çatışmalarını sonlandıramaz. Bu nedenle de tarafsız ve sorumluluğunun farkında olan yöneticilere ihtiyaç vardır.
  • Sosyal gruplar, devletin emirlerine uymayı kabul etmek zorundadırlar. Aksi halde ekonomik ve sosyal ortak fayda hiçbir zaman tesis edilemez.

     Korporatizm Türkiye’de uygulansa hem yıkılmış ekonomimizi kalkındıracak, hem de işçilerimiz dünyadaki diğer işçilerden çok daha mutlu ve huzurlu olacaktır. Üretimle doğru orantılı olarak Türk milletinin refah seviyesi de artacaktır. Bununla birlikte Türk dünyası, Batı’daki kapitalist ülkelere ve Asya’nın emperyal ve cani güçlerine karşı koyabilecek duruma gelecektir. Bütün bunlar olurken Türk töresi ve Türk ülküsünden asla taviz verilmemiş olacaktır.

     Yeni kurulmuş, genç Türkiye Cumhuriyeti’nde uygulanan ve bitmiş bir milleti adeta küllerinden doğuran korporatizm, 97 yaşında çok daha tecrübeli olan devletimizde uygulanamaz mı? Takdiri siz değerli okuyucularımıza bırakıyoruz.

KAYNAKÇA

CEVAT ÖZYURT – DURKHEİM SOSYOLOJİSİNDE AHLAKİ KONTROL SORUNU Değerler Eğitimi Dergisi, cilt.5, ss.95-121, 2007

Ayferi Göze, Korporatif Devlet: XIX ve XX’inci Yüzyıllarda Avrupa’da Korporatif Devlet Teorileri ve Korporatif Devlet Sistemleri, Fakülteler Matbaası, İstanbul, 1968

Taha Parla, Ziya Gökalp, Kemalizm ve Türkiye’de Korporatizm, İletişim Yayınları, İstanbul, 1993

H. Birsen Örs, 19. Yüzyıldan 20.yüzyıla Modern Siyasal İdeolojiler, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2010

Hegel – Tüze Felsefesi, İdea Yayınevi, 2013

Bir Cevap Yazın