Bu görselde bir fikriyat sahibi olmak ve bir fikrin yeşermesi anlatılmıştır.
Edebiyat,  Felsefe

"4 dakikada oku"Fikriyat

Yaratılış gereği her canlıyı birbirinden ayırt edici özellikler yüklüdür. Eşref-i mahlukat (yaratılmışların en üstünü, en şereflisi) diye sıfatlandırdığımız insanı diğer canlılardan ayıran özellik düşünebilmesi ve fikir sahibi olmasıdır. Beş parmağın beşi aynı olmadığı gibi insanların da her birisi farklıdır. Toplumu birçok yönden ayrıştırabiliriz. Fiziksel olarak; uzun, kısa, kel, saçlı, gözlüklü, gözlüksüz. Irk olarak; Türk, Arap, Alman, İngiliz vs. Ten olarak; siyah, beyaz, sarışın, kumral ve bunun gibi nice ayrıştırma yönleri vardır. Bu ayrıştırma yönleri teoride doğruluğu kabul edilebilir ancak bunun üzerinden üstünlük kurulacak bir kavram değildir.

Bunun sebebi, bu tür kavramlar insanlığı birbirinden üstün olma çabasına sürüklemektedir. Nasıl insanları diğer canlılardan üstün tutan düşünce, fikir sahibi olması ise toplumu, insanlığı da fikirlerine göre ayırt etmek gerekir. Fikirlerin birbirine üstünlüğü varmış gibi görünse de bilakis her fikrin eşitliği mevcuttur. Fikirlerin eşitliği şundandır; fikir üreten, fikir sahibi olan her insan özgürlük veya hürriyet gibi kavramlara kendi bünyesinde sahip olur. Nitekim bu kavramlara sahip olmak aslında eşitliğin birer göstergesidir. Özgürlük ve hürriyet sahibi olan bireyler teorik olarak eşitlik anlayışının da sahibidir. Fikirleri birbirinden üstün kılmaya çalışan insanlardır. Mevlana’nın şu sözü: ‘’Ey birader, sen ancak bir düşünceden ve fikirden ibaretsin. Üst tarafın kemik ve sinir ve kas ve adaleleri meydana getiren ince liflerden ibaretsin.’’ aslında olayı özetler niteliktedir.
Fikirlere göre ayırmak herhangi bir üstünlük sağlayıcı araç niteliğinde değildir. Bu üstünlüğü kendimiz yaratmaya çalıştığımız için fikirler üzerine hoş olmayan kavgalar yapılmaktadır. Aslolan bu fikirleri, yani hayata karşı kendi bakış açımızı değerlendirirken, başkalarının bakış açılarına aşağılayıcı bir nitelikte değil de daha çok kendimize kazanç olarak değerlendirmektir. Her yeni öğrenilen fikir, bir insanın kişisel gelişimine katkıda bulunur. Yani önümüze çıkan yeni fikirlerin değerlendirilmesinde benim dediğim doğru anlayışı ile değil de şu düşünceye sahip olunmalıdır: Benim karşıtım olan bu düşünceden ben ne kazanabilirim, düsturuyla bakılmalıdır. Fikirler eleştirebilir lakin bir başkası için fikir dayatılması yapılmamalıdır.

Günümüz toplumunda belli oranda çoğunluk tarafından hoş görülen bir fikriyat(düşünce) vardır. Bu düşünce de ”fikri yat” düşüncesidir. Bu grupların tek düşüncesi birer yat sahibi olmaktır. Bunun sebebi şu olsa gerek: Sürekli gelişen dünyada maddi varlığı göz alıcı insanları, her yerde görüyoruz. Bunları, bu kadar aşırı görmek ise insanlarda birtakım istekleri uyandırıyor. Birçoğumuz kısa yoldan zengin olup birer yat sahibi, ev sahibi olmak istiyoruz, kısacası rahatlık görmek istiyoruz. Bu tür düşüncelerin hâkim olduğu toplumda ise gerçek fikirlerin bir önemi kalmıyor. Kimi yazınsal fikirleriyle, kimi beceriye dayalı özellikleri üzerine kendini geliştirmeye çalışırken ailelerin dayattığı yat, ev, para sahibi ol cümleleri asıl aziz düşünce sahibi çocukların kendisini ortaya çıkaramamasına yol açıyor. Düşünce ve fikirler, insan ruhunun kendi kendine konuşmasına, yol çizmesini sağlar. Bunun aksine çocuklarımıza veya gençlere dayatılan ‘’fikrin yat olsun’’ öğüdü aslında bir özgürlük kısıtlamasıdır. Her ne kadar büyük bir sorun gibi gözükmese de bu tür çağrışımlar gençlerin hayata bakış açılarının önünde birer beton set olarak duruyor. Kimi gençler bu beton seti yıkıp geçmek için mücadele etse bile birtakım gençler ise hayatını ve hayalini orada bırakıp ‘’fikrin yat olsun’’ dayatmasına kendini teslim ediyor.

Özgürlüğün, hürriyetin ve eşitliğin hâkim olduğu fikirlerde ailelere düşen büyük görevler vardır, çocuklarına; fikirlerinin yat olduğunu yansıtmamalıdır. Özgür bir birey olarak yetişmesini sağlamalı, çocuklarına bilim çağında, paranın önemini değil ilmin önemini anlatmalıdır. Çocuklarınızın benliğini, kendini bilmesine kolaylık sağlayın. Eğer ilim hakkında pek fazla bilgi sahibi değilseniz, Yunus Emre’den bir dörtlük okuyun yeter.


“İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin
Ya nice okumaktır”

Bir Cevap Yazın