Edebiyat,  Kitap Tahlili

"4 dakikada oku"Düş ve Gerçeğin Romanı-Puslu Kıtalar Atlası

  Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar’ın okuduğum ilk kitabı. Hem tarihi nitelikler barındıran hem de fantastik diyebileceğimiz bir roman. Kitabın dili akıcı, olaylar birbirine ustaca bağlanmış. Bir karakterin nereden nereye geldiğini şaşkınlıkla okuyorsunuz. Bu konuda yazar epey başarılı diyebilirim. Adeta karakterimizin yaşam çizgisini birkaç sayfada tamamen öğreniyoruz. Romanın akışının bağlandığı sayfalarda aklıma kelebek etkisi geldi. Bu etkiyi somut olarak çok rahat görebileceğimiz bir kitap. Bilmeyenler için kısaca açıklayacak olursam: kelebek etkisi, bir sistemin başlangıç verilerindeki küçük değişikliklerin büyük ve öngörülemez sonuçlar doğurabilmesidir. Karakter yelpazesi geniş olan romanda neredeyse karakterlerin tamamı için kelebek etkisinde oldukları yorumunu yapabiliriz.

  Kitap içeriği çok zengin. Eski İstanbul döneminden mekanlar, insan manzaraları bolca var. Osmanlı Devleti’nde yaşayan Uzun İhsan Efendi ve oğlu Bünyamin ana karakterlerimiz. Olay akışı Bünyamin üzerinden ilerliyor. Kitap Uzun İhsan Efendi’nin oğluna verdiği atlas ile tam olarak başlıyor diyebiliriz. Bu noktada da tarih, coğrafya ve fantastik unsurların yanında felsefenin de iyi kullanıldığını söylemek gerek. Uzun İhsan Efendi’nin düşleri ve her şeyin onun düşünde olduğunu söylemesi kitabın temelini oluşturuyor. Yazar aynı zamanda Decartes’ın “Düşünüyorum, öyleyse varım.” cümlesini de birçok yerde ele alıyor. Betimlemeler de olağanüstü zenginlikte. Okumayanlar için kitabın çok fazla ayrıntısını vermek istemediğim için kısaca birkaç önemli noktadan bahsedebilirim. Büyük Efendi takma adıyla kitabın ilerleyen sayfalarında Ebrehe karakteri ile karşılaşıyoruz. Burada romanımız daha fantastik bir hal alıyor. Özellikle Ebrehe ve teşkilatını okurken ince düşünülmüş noktalara ve fiziğin bu kadar iyi kullanılmasına hayran kalmamak mümkün değil. Kitabın en heyecanlı ve okuması en zevkli kısmı işte tam da bu noktalar.

  Karakterlerin iç dünyasına neredeyse hiç yer verilmemiş. Bunu edebi olarak gerekli bir unsur olarak görsem de romanın genel üslubunda bir eksiklik oluşturmuyor. İhsan Oktay Anar, kişi tahlillerinden çok olay akışına önem vermiş. Olay akışının da sizi içine alan masalsı bir dünyası var. Beklentiyi çok yükseltmeyi önermesem de farklı bir bakış açısı kazandırdığı kesin. Kitabın imrenilecek bir tarih ve felsefe bilgi birikimiyle yazıldığı da görülüyor. Her karakterin ayrı bir hikayesi olması da yazarın hayal gücü zenginliğiyle bağlı. Osmanlı’da dilenci loncası, lağımcılar, askerler ve daha birçok türden insan akışta yerini ustalıkla alıyor. Kerpetenle diş hekimliğinden kadavraları inceleyen bir tıpçıya dönüşen Kubelik, profesyonel kılık değiştirme yeteneğiyle ünlü bir hırsızdan dilenciliğe sürüklenen Hınzıryedi, kendisine Efrasiyap adı verilen çocuk çetelerinin başı Alibaz ve bunun gibi farklı özelliklere sahip birçok karakteri daha sayfa aralarında keyifle okuyacaksınız. Kitap şu ana kadar bahsettiğim gibi oldukça geniş bir karakter kadrosuna, mekân zenginliğine ve kusursuz bir fantastik kurguya sahip. Bu masalsılığı da yazar sade bir dille bize geçirmeyi başarmış. Başucu kitapları arasında yer alabilecek ve üzerine konuşmak isteyeceğiniz türden bir kitap olduğu kesin.

  Sakin kafa ve dikkatle okunması gereken Türk edebiyatının en başarılı örneklerinden biri. Tüm karakterlerin ortak bir yönü olması da kurgunun zenginliğini gösteriyor. Başlarda yavaş okunsa da sonrasında iyi ki okumuşum denilebilecek bir kitap. Simya, kimya ve hatta fizik kurgu içinde mükemmel harmanlanmış. Hayaller ve rüyaların iç içe geçtiği bu kitabı şiddetle tavsiye ederim. Kurguyu iyice benimsedikten sonra tekrar tekrar okuyup o dünyaya yeniden girmek isteyeceğiniz başarılı bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Yorumumu kitabın sonlarından bir alıntı ile bitiriyorum “Zaten görülen ve görülmeyen bütün düşler, bu karanlığın ta kendisi değil miydi?”.

Bir Cevap Yazın